  
Nasreddin Hoca'yla "Marxizm", "Leninizm", "solculuk" ve "küreselleşme" konuşmaları...
- Hocam, Türkler için "sağ" nedir, "sol" nedir?
- Bir cenazede, namaza katılanlar "sağ", katılmayanlar "sol"dur.
- Hocam, neden Türkler; "Statükoculuk nedir?", "Değişimcilik nedir?", "Monizm nedir?", "Düalizm nedir?", "Marxizm nedir?", "Leninizm nedir?" gibi konularda hiç bir bilince sahip değiller?
- Endüstri devriminden ve burjuva evriminden geçmedikleri ve tüm ülke topraklarının, "Hazine arazisi" maskesi arkasında; "egemen siyasetçilerin tasarrufunda bulunduğu" feodal bir ortaçağ köylülüğünü aşamadıkları için..
- Hocam Türkler, "emperyalizm"in ne olduğunu biliyorlar mı?
- Hayır... Emperyalizmi, kapitalist devletlerin, yoksul ülkeleri sömürmesi sanıyorlar...
- Öyle değil mi?
- Değil. "emperyalizm", yoksul ülkelerin sömürülmesi değil, gelişmesini engellemektir. Endüstri üretimine geçemesinler de, kapitalistlerin üretimlerini almayı sürdürsünler, diye..
- Peki Hocam, neden "emperyalizm"e en karşı çıkan siyasetçi, Lenin olmuştu?
- Çünkü Lenin, Rusya gibi bir köylü toplumuyla bir işçi devrimi yapılamayacağı suçlamalarına çok uğramıştı. Lenin de, kendini savunmak için; "emperyalizm"in, Rusya'nın gelişmesini ve endüstri evresine geçmesini engellediğini öne sürmüştü. O nedenle de, çekirdek bir ihtilalci partiyle; hem burjuva, hem de işçi sınıfı devrimlerini birlikte yapmak zorunda olduklarını iddia etmişti.
- Hocam Marx ile Lenin arasında nasıl bir fark vardır?
- Marx, evrensel yoksulluğun ancak teknolojiyle aşılabileceğini saptamıştı. Lenin ise komünist siyasetçilerin kendi ülkelerinde uygulayacakları, kapitalizm dışı Ğyani özel sektör dışı- devletçi bir modelle... Oysa "ekonomi" siyasetçi iradesine göre değişmeyen, evrensel boyutlu, matematiksel, tutarlı ve saydam olması gereken bir bilim alanıdır.
- Peki Hocam neden Marx, 1848'de kapitalizme karşı evrensel bir işçi ihtilali önermişti?
- Çünkü kapitalizm, yani egemen burjuva sınıfı; enerji kaynağı olarak "işçi sınıfını" kullandığı sürece, yeni teknolojilere ve enerji kaynaklarına yatırım yapmayı "rantabilite" açısından kârlı bulmayacak ve "statüko"yu sürdürmekte direnecekti. Oysa "değişmemekte inat", sürekli bir değişim içinde olan "evren"le, yani "kozmos"la, yani "doğa"yla çatışmaktı. Kozmosla çatışmadan, sürekli bir değişim sürecine geçebilmek için, "statükocular"ın egemenliğine son vermek gerekiyordu... Okkanın altına giden sınıf "işçi sınıfı" olduğu için, onun tetiklenmesiyle "değişim"in önü açılabilir ve kozmostaki yeni enerji kaynaklarının kullanımıyla, "kol gücüne dayalı kapitalist üretim modeli" aşılabilirdi... Yoksa 19. Yüzyıl "statükosu"nun değişimi için, çok daha uzun bir süre beklemek gerekecekti.
- Peki Hocam, bugün "işçi sınıfına dayalı kapitalist üretim modeli" aşıldı mı?
- Sovyetler'in uzaya gitmesinden sonra gelişen yeni teknolojilerle büyük ölçüde aşıldı. Şimdi işçiler, işlerini kaybetmemek için eski teknolojileri savunmaya başladılar... İşçi sınıfı artık ilerici bir sınıf değil.
- Küreselleşmenin, "emperyalizmin yeni bir çehresi" olduğunu iddia edenler var. Sen ne diyorsun buna?
- "Monizm"den, yani "komünizm"den, hiçbir şey anlamamış olmak, diyorum. Yeni teknolojilere dayalı bir üretim modeli, dünyadaki 5 milyar yoksulu zengin etmek zorunda. Yoksa hızla artan üretimi kim emecek? Marx'ın vaktiyle saptadığı bir gerçek, şimdi uygulamaya giriyor. Yoksulluk, Lenin'in sandığı gibi komünist iktidarların uygulayacağı "devletçi" bir ekonomiyle değil; teknolojideki aşamalarla çözümlenebiliyor.
- Dünyadaki 5 milyar yoksul, neden yoksulluğu yenemedi?
- Yaşadıkları "ulus-devlet" modeli içindeki siyasetçi egemenler, "bağımsızlık" maskesi arkasında, düpedüz bir "emperyalizm" uyguladıkları için kendi ülkelerinde...
- Hiçbir şey anlamadım Hocam. Bağımsızlık savaşı yapmış ülkeler, kendi halklarına karşı nasıl uyguladılar "emperyalizm"i?
- İçerde gerekli yatırımları yapmak yerine, dışardan silah alarak... Bugün yoksul ülke yönetimlerinin dışardan aldıkları yıllık silah tutarı 850 milyar dolardır.
- Küresel sermaye bundan hoşnut değil mi?
- Hayır değil. Onun için "hukukun üstünlüğü", "demokrasinin ilkeleri", "insan hakları", "saydamlık" gibi kavramları ön plana çıkarıyor. Yeni teknolojilere dayalı üretimlerdeki korkunç artışın, emilebilmesi için; yoksul ülkelerin de silah alımlarını azaltıp, ülkelerinin kalkınmasına hız vermeleri ve global sermayeyle bütünleşmeleri gerekiyor.
- Hocam, böylesi bir değişim "ulus-devlet" modelini de eritmeye başlamaz mı?
- Başlar. "Ulus-devlet" modelinden yana olmak, "değişimciliğe" karşı bir "statükoculuk" olmuştur bugün...
- Evet ama "statükoculuk"dan yana olanlar; "Biz solcu olduğumuz için, bizim bağımsızlığımızı tehdit eden emperyalizme karşıyız" diye iddia ediyorlar..
- "Ulus-devlet" modelinin aşılmasıyla, yerel egemenlikler de zayıflamaya başlıyor çünkü. O nedenle kendi yerel egemenliklerini korumak istiyorlar. Yoksa hem "değişimci", hem "statükocu"; hem "ulusçu", hem de bizzat kozmosun düzeni olan "monizm"le, yani evrensel komünizmle bütünleşilmiş olunamaz...
- Peki Hocam, evrensel değişimin bayrağı bugün kimlerin elinde?
- Önce bilimcilerin elinde. Sonra da, işçi sınıfını tarihe doğru süpürerek, yeni teknolojilerle üretim yapanların elinde..
- Türkiye'de kimin elinde?
- Görünene bakılırsa, değişimin bayrağına TÜSİAD sahip çıkmaya uğraşıyor..
- Türkiye'nin geçmişinde evrensel komünizmi anlamış kimse var mı?
- Var. Tevfik Fikret:
Toprak, (dünya) vatanım; nev-i beşer (tüm insanlar) milletim. İnsan,
İnsan olur ancak bunu izanla, inandım.
- Ey Hoca Nasreddin, yoksa sen de mi "monist"sin?
- Olmasam şimdiye dek ayakta kalabilir miydim; herkes fıkralarımı kullanıp yayınladığı ve "telif hakkını" da ödemediği halde?
|