
Varsa yoksa büyükler
Son zamanlarda bir hülledir aldı yürüdü. Ne var yani? Yeni değil ki. Her yerimiz hülle. Meclisten kanunları çıkarırız, sonra onları "Nasıl deleriz?" diye düşünürüz. Şu anda ekonomimizi düzeltmeye çalışan Derviş, hülle yoluyla Amerika'dan getirilmedi mi? Milli Eğitim'de hülle yok mu ? Özel okullarda sınıf geçme ortalaması üç. Devlet okullarında 2.5. Özel okulda çakacağını anlayınca iki rapor ayarlayıp devlet okuluna hülle yoluyla geçersen, bir üst sınıfa da yükselmiş oluyorsun.
Yıllardır üç büyük takım küçüklerde oynayan sivrilmişleri kaçırarak (Bakın transfer ederek demiyorum) takımlarını kuvvetlendirdiler. Türk futbolunun geleceği için hiçbir şey yapmadılar. Ne âlâ dünya. Komşuda pişsin, ben yiyeyim. Türk futbolunda kaçırmayı, hülle yapmayı büyükler yaparsa mübah, küçüklere günah. Geçenlerde Celal Doğan bir radyo konuşmasında Beşiktaş Başkanı'nın adını hatırlamadı diye renkli gözlük takan basındaki kulüp yazarları tarafından yaylım ateşine tutuldu. İnsanın aklına bir anda bazı şeyler gelmeyebilir. Bu da doğal. Ama dedim ya varsa yoksa büyükler. Bazı köşe yazarları da zaten büyük takımlarımızın emrindeler. Onlarda gösterilen hedeflere atışlarını yaparlar. Bağlı oldukları kulüplere ve yöneticilere yağdanlıklarını yaparlar.
Yöneticilik bu değil
Yıllardır hiçbir yöneticinin kulübe cebinden para verip ayrılırken fazlası ile geri almadığını görmedim. Bu beyler gelir, Türkiye'nin gündemine oturur, maçlarda bakanların yanında özel işlerini bitirirler. Reklam yapar, verdiklerinin karşılığını maddi-manevi alıp giderler. Kulübün ne olacağı bunları ilgilendirmez. Çoğu tesisleşmeye, alt yapıya önem vermezler ama attıkları zaman da futbol ve yöneticiliği onlardan daha iyi bilen yoktur.
Maalesef bu işi yıllardır adam gibi yapanlar azınlıkta kaldılar. Zaten onları da görüyoruz. Çıkıp çatır çatır konuşuyorlar. Hem de küçük kulüplerin başlarında olmalarına rağmen. Üç Büyükler'de bir Beşiktaş'ın kiraya verip gelir sağladığı binası var. Onu da Seba yaptı. Hangi kulübün sabit yıllık geliri var? Otopark, işhanı, benzinlik gibi giderinin yarısını karşılayan. Dayamışlar sırtlarını TV gelirlerine; hiçbir üretkenlikleri yok. Yarın bu TV gelirleri geriye gitmeye başlarsa, ki gidecektir; ne yapacaklar? Üretken olmayan, tüketime dayalı yöneticiliği herkes yapar.
İşte Mehmet Ali Yılmaz. Trabzon'a maddi olarak neler verdi neler götürdü meydana çıktı. Yarın Faruk Süren de giderken alacağını sıfrlayacak. Bayrağı vereceği Mehmet Cansun da attığı imzaların ve verdiklerinin karşılığını alarak Galatasaray'ı bırakacak. Örnekleri çoğaltabiliriz.
Terim'in yaptığı
Fatih Terim TV'lere çıkıp "Biz eylem adamıyız" dedi. "Ne konuşuyorsak onu yaparız" dedi. "Yanlış yönlendirmeyiz" dedi. "Her şey açık konuşulup uygulanmalı"dedi. Dedi... Dedi... Ama Milan'la beş ay önce mukavele yaptı. İmzayı attı. Fiorentina'yı bıraktı. Geldi kameranın karşısında koltuğa oturdu. Koltukla kalçası arasında Milan'la yaptığı mukavele vardı. Yalnız koltuk yoktu. Ve kamera karşısında bütün bu söylediklerini o mukavelenin üzerine oturarak söyledi!
Oktay'ı alan kazanır
Oktay kimin malı. Trabzon benim diyor. Ve Oktay için hak iddia edip satmaya veya kiralamaya kalkıyor. Oktay'a 100 bin dolar vermişler. Çocuk daha oynadığının karşılığı olan 400 bin doları alamamış. Şu anda Oktay FİFA'nın vereceği kararı bekliyor. Siirt Jet-Pa gerekli parayı zamanında ödemediği için Oktay, Las Palmas'ın malı. Alacak olan da o kulüp ile görüşmeli. Aynı Oktay geçen gün bana "Erman ağabey hayatımın en büyük hatasını Fenerbahçe'den ayrılmakla yaptım. Menajerler beni kandırdılar. Las Palmas ismi büyük, kendi küçük bir kulüp. Fenerbahçe'den aldığım 400 bin doları aynen iade ederek gittim. Başımdan çok kötü şeyler geçti. Fenerbahçe'de kalsaydım hem cebimde büyük param olurdu hem Fenerbahçe son altı haftaya girereken şampiyonluğunu ilan eder, ben sezonu gol kralı bitirirdim. İnsanlar yaptıkları hatayı geç de olsa anlıyorlar" dedi.
Oktay'a evlilik yaramış. Ayakları yere basmış. Fener veya Beşiktaş'tan birine giderse Milli Takım için de, gittiği takım için de çok faydalı olur. Yani Oktay çektikleriyle kıvama gelmiş. Alan kazanır.
Ne yaptın Hakan?
Hakan Şükür, yanında karısı ve 1.5 yaşındaki kızı ile Laila'nın kapısına dayanmış. Tabii ki içeri alınmamış. İyi ki, orada İtalyan gazeteciler yoktu veya bizden birileri bu resmi ve hadiseyi İtalyan gazetelerine yollamadılar.