Tanpınar'ın ünlü Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında, enstitü fikrinin mucidi Halit Ayarcı, bu enstitüde ne iş yapılacağını bir türlü anlayamayan roman kahramanına şöyle der:
"Dostum, işler bizden sonra dünyaya gelmişlerdir. İşleri, onları görecek adamlar icad eder. Biz de bunu icad ettik."
Burhan Özfatura'nın 21 Haziran'da Türkiye Gazetesi'nde yazdığı "Tipik Bir İsraf Örneği" başlıklı yazısını okurken, "işte" dedim, "Kurguya hiç lüzum yok. İşte, burnumuzun dibinde kurulmuş bir Saatleri Ayarlama Emstitüsü..." Özfatura Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nü anlatıyor.
Kendimizi bildiğimizden beri adını duyduğumuz fakat ne yaptığını tam bilmediğimiz, ama öyle birkaç yüz elemanlık mütevazı bir kurum sandığımız; fazla da önemsemediğimiz, hemen hemen hiç adı geçmeyen bir genel müdürlük...
Rakamlara bir bakıyorsunuz ki, varoluşunun sebebi, hizmet üretmek değil, kendi varlığını sürdürmek... Yedikçe şişiyor, şiştikçe daha çok istiyor...
Özfatura'nın yazdığına göre, çoğumuzun farkında bile olmadığı bu kurumun bütçesi Adalet Bakanlığı'nın iki katı büyüklüğünde. Tarım Bakanlığı'nın 3, Turizm Bakanlığı'nın 11, Çevre Bakanlığı'nın tam 30 katı.
İstanbul-Ankara-İzmir-Kocaeli Belediyeleri haricindeki (20 milyon insana hizmet veren) tüm belediyelerin toplamından da fazla...
Peki ne yapıyor kurum, bu dev bütçe ile?
Şimdi sıkı durun: Kurumun 782 trilyon liralık bütçesinin 223 trilyonu (yüzde 28'i) yatırımlara; kalan yüzde 72'si ise ücretlere gidiyor.
Üstelik de, "yatırım" denilen 223 trilyonun 98 trilyonu da akaryakıt, yedek parça, bina onarımları ve 260 adet yeni lojman için harcanıyor. Yani köylüye değil, yine kurumun kendisine harcanıyor. Köy yolları; köy içme suları, arazi tapulaştırma, yeraltı sulamaları, köylünün iskânı gibi kalemler için harcanan miktar 782 trilyonun sadece 125 trilyonu.
Kısacası kurum, devletten alıp kendi personelini besliyor. Ona maaş veriyor; o da yetmiyor, lojmanların satılmasının konuşulduğu bir devirde yeni lojman yapmaya kalkıyor. Boğazına kadar borca batmış bu devletin, piyasadan yüksek faizle para toplayarak maaş verdiği bu personelin verimliliğine baktığınızda iyice cininiz tepenize çıkıyor. Çünkü görüyorsunuz ki, yaklaşık 700 trilyon liralık personel harcaması ile üretilen hizmetin değeri (Bayındırlık birim fiyatları ile) maksimum 70-80 trilyon lira...
Yani on koyup bir alıyorsunuz.
Tek yıl bazında ortaya çıkan bu fecaat tablosu, son 25 yıla topluca bakıldığında daha inanılmaz bir boyut kazanıyor: Devlet bütçesinden kuruma son 25 yılda ayrılan para yaklaşık 20 milyar dolar. Köylüye götürdüğü hizmet ise (yine Bayındırlık fiyatları ile) sadece 3-4 milyar dolar.
Daha bitmedi: Bütün bu "ihanet rakamları"na rağmen, Kurum, kanserli bir ur gibi büyümeye devam ediyor. 600-700 trilyonluk makine parkına son üç yılda 3250 adet yeni iş makinesi ilave ediyor. Ve sanki mevcutlar pek çalışıyormuş gibi, 2000 yılının sonunda 40 bin Ğyazıyla tam kırk bin- yeni işçi alıyor!
Gördüğünüz gibi, herşey, tıpkı Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde olduğu gibi, teşkilatı bir kez kurmakla başlıyor. Teşkilat bir kez kuruldu mu, ne iş yaptığının, ne kadar iş yaptığının, yaptığı işin neye yaradığının hiçbir önemi kalmıyor. Kendi varlığını sürdürmek, teşkilatın tek amacı haline geliyor.
Durmadan kendini yeniden ve yeniden üretiyor. Tıpkı bir kâbus gibi...