  
Kara senaryo
Uluslararası Para Fonu, Türkiye'ye gelmek için kendiliğinden istekli olmadı. Türk hükümeti, kredi alabilmek için Uluslararası Para Fonu'nun kapısına gitti. Tam 18 kez gitti.
IMF, kapısına kredi almak için gelenlerin durumunu inceliyor. Önce ülkenin neden "battığını" anlıyor, ondan sonra ortaya "kredi koşulları" metni çıkıyor. Türk hükümetleri 17 kez bu metinlerin altına imza attı, taahhütte bulundu. Hiçbirinde de taahhütlerini yerine getirmedi, işlemi tamamlamadı. Sonra bir kez daha kapıya dayandı, tekrar tekrar para istedi.
IMF'in kredi vermek ve diğer kaynakların açılmasını sağlamak için "dayattığı" anlaşmalar, bu kredilerin geri ödenebilirliğinin güvenceleridir. Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik krizine IMF yüzünden düşmedi, kötü yönetildiği için düştü ve bu yüzden de bir kez daha IMF'in kapısına dayandı.
IMF'in sorusu ve kuşkusu...
Türkiye, tarihinin en büyük iç ve dış borç sarmalının içindedir. Bu borçlanmayı bu aşamaya getirenler yönetimler, kötü yönetimlerdir. Bu sarmaldan çıkılabilmesi için de önce sistemin çalışmasını sağlayacak yeni krediler bulunması gerekiyor. Ardından da ekonominin tekrar çalışmaya başlaması, büyüme vitesine geçmesi geliyor.
Buna geçilebilmesi için de, ülkeyi borç batağına sokan "kara delikler"in kapatılması şarttır. Bu kara delikleri yaratan; boğazına kadar borçlu bir ülkede yaşamamıza, ekonominin bütün çarklarının durmasına neden olan siyasi sınıf, son debelenmelerine devam etmektedir.
IMF yönetiminin 1.5 milyar dolarlık kredinin onaylanacağı toplantıyı ertelemesinin gerekçelerinden biri Türk Telekom meselesidir. Soru şudur: Bu önemli ve her açıdan stratejik kuruluşun başına, yönetmede ehil insanlar mı atanmıştır yoksa bu kuruluşu yine alışılmış "parti çiftliği" olarak yönetecek kişiler mi?
IMF de soruyu böyle sormakta ve kuşkusunu tekrarlamaktadır: Siz kredi almak için kara delikleri ve "siyasi arpalıkları" yok eder gibi yapıyorsunuz, ama gerçekte çiftlik-arpalık sistemine devam etmek istiyorsunuz.
'Şanlı direniş'in meyvesi!
Bundan IMF'e ne, diyemezsiniz. Çünkü çiftlik-arpalık sisteminin devam etmesi, alınan bu kredilerin de boşa gitmesi, sonuçta borçların daha da artması ve Türkiye'nin borçlarının hiçbirini ödeyemez hale gelmesi anlamına gelir.
Ve Türkiye, bu aşamanın kıyısına gelmiştir. Kemal Derviş bu gerçeği ağzından kaçırmış, bu yüzden de Başbakan Ecevit tarafından "kınanmış"tır.
Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz'ün Telekom direnişi "meyve"sini vermiş olmaktadır. Bu direnişin kimilerinin sandığı gibi "şanlı" hiçbir yanı yoktu. Direnişin özü; bu kuruluşun, partinin "adamları" tarafından yönetilmesiydi. Ve Öksüz, "Ankara usulü" bir uzlaşma sonucunda başarılı olmuştu.
Ancak "Ankara usulü" uzlaşmalar IMF'i kandırmaya yetmemektedir. Aynı şekilde Emlakbank'ın tasfiyesiyle ilgili yasanın Cumhurbaşkanı tarafından son anda onaylanması bir başka kuşku kaynağı olmuştur. Cumhurbaşkanı bu yasayı imzalamıştır, ama IMF'in Türkiye'yi toplantı gündeminden çıkardığı sırada imzalamıştır.
Ankara, Türk halkına en "kara senaryo"yu yaşatmak için elinden geleni yapmaya devam ediyor.
|