"Tarih Mart'ın 24'ü... Saatler 20.58'i gösteriyor. Cruise füzeleri Adriyatik'ten Yugoslavya içlerine doğru süzülüyor. Ve işte asıl şimdi...
Dünya yepyeni bir yüzyıla giriyor...
Bu yalnızca Balkanlar'ın sorunlu bir bölgesine askeri müdahale değildir, bu, tarihe tarihi bir müdahaledir..."
1999 yılının ilkbaharında Yeni Yüzyıl gazetesindeki köşemde böyle yazmıştım.
Yazımın başlığını da hatırlıyorum: "Hoşça kal iç işleri!"
Öyle bir müdahaleydi ki bu, bir daha hiçbir ülke yöneticisi sınırsız özgüvenle "içişlerime karışamazlar!" diyemeyecekti...
Şimdi Miloşeviç'in Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne teslim edilmesi, tarihin bu yeni döneminin kesintiye uğramadığını, alttan alta sağlam biçimde "ilerlediğini" gösteriyor.
Ama biz; yani okuyup yazan ve çevrede olup bitenlerle ilgilenecek takati olanlar, asıl olup bitenin tam olarak farkında mıyız, kuşkuluyum.
Slobodan Miloşeviç'in bir zamanlar (hem de çok yakın zamanlarda!) Yugoslavya Devlet Başkanı olduğunu unutmuşuz sanki! Bu gerçek, gazetelerin olaya ayrılmış koca sayfalarında tek satırlık yer bulabilmişti! Varsa yoksa "Sırp Kasabı!"
Oysa uluslararası ilişkilerin aldığı yeni biçimi ve Batı'nın yeni düzenini anlamak istiyorsak eğer, onu öteki zalimlerden; öteki kasaplardan ayıran ve bugün Lahey'e paketlenip teslim ettiren şeyin ne olduğuna dikkat etmeliyiz?
Yanıt aramamız gereken zor sorulardan biri de şudur:
Miloşeviç'in kasaplığını ne zaman ve kimler farketti?..
Çünkü çığlıklarına kulak verilmemiş milyonlarca kurbanın kaydını düşüp defterini kapattığı çoktur tarihin! Değil mi?
Üstelik...
Ne dünya savaşı çıkmıştı, ne de müdahale eden güçlerin fazla asker kaybına neden olarak sinirlerini ayağa kaldıran bir askeri direnç vardı...
Suç, insanlık suçuydu...
Peki Batı, dünyada az mı insanlık suçu görüp gözlerini başka yana çevirmişti bugüne kadar?
Şimdi değişen ne?
Miloşeviç'le el sıkışarak Daytona anlaşmasını yapan ve Kosova krizini bitiren Richard Holbrooke'un şu sözüne dikkat etmek gerekir: "Layık olduğu yere gittiği için inanılmaz mutluyum."
The Guardian'ın fırsat bu fırsat; Pinochet'yi yargılamak konusunda ayak sürüdüğü için Şili'ye laf atması da ilginç.
Ve Chirac'ın lafı... "Şerefimizi kurtardık!" (Niye "o şeref, şu şeref" değil de, bu?)
Dünya değişiyor.
Belki ağır ağır...
Ve yeryüzünün sadece belli bir bölgesinde değişiyor. Ama kesin olarak!