kapat
03.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Miloşeviç'e ne oldu?

"Tarih Mart'ın 24'ü... Saatler 20.58'i gösteriyor. Cruise füzeleri Adriyatik'ten Yugoslavya içlerine doğru süzülüyor. Ve işte asıl şimdi...

Dünya yepyeni bir yüzyıla giriyor...

Bu yalnızca Balkanlar'ın sorunlu bir bölgesine askeri müdahale değildir, bu, tarihe tarihi bir müdahaledir..."

1999 yılının ilkbaharında Yeni Yüzyıl gazetesindeki köşemde böyle yazmıştım.

Yazımın başlığını da hatırlıyorum: "Hoşça kal iç işleri!"

Öyle bir müdahaleydi ki bu, bir daha hiçbir ülke yöneticisi sınırsız özgüvenle "içişlerime karışamazlar!" diyemeyecekti...

Şimdi Miloşeviç'in Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne teslim edilmesi, tarihin bu yeni döneminin kesintiye uğramadığını, alttan alta sağlam biçimde "ilerlediğini" gösteriyor.

Ama biz; yani okuyup yazan ve çevrede olup bitenlerle ilgilenecek takati olanlar, asıl olup bitenin tam olarak farkında mıyız, kuşkuluyum.

Slobodan Miloşeviç'in bir zamanlar (hem de çok yakın zamanlarda!) Yugoslavya Devlet Başkanı olduğunu unutmuşuz sanki! Bu gerçek, gazetelerin olaya ayrılmış koca sayfalarında tek satırlık yer bulabilmişti! Varsa yoksa "Sırp Kasabı!"

Oysa uluslararası ilişkilerin aldığı yeni biçimi ve Batı'nın yeni düzenini anlamak istiyorsak eğer, onu öteki zalimlerden; öteki kasaplardan ayıran ve bugün Lahey'e paketlenip teslim ettiren şeyin ne olduğuna dikkat etmeliyiz?

Yanıt aramamız gereken zor sorulardan biri de şudur:

Miloşeviç'in kasaplığını ne zaman ve kimler farketti?..

Çünkü çığlıklarına kulak verilmemiş milyonlarca kurbanın kaydını düşüp defterini kapattığı çoktur tarihin! Değil mi?

Üstelik...

Ne dünya savaşı çıkmıştı, ne de müdahale eden güçlerin fazla asker kaybına neden olarak sinirlerini ayağa kaldıran bir askeri direnç vardı...

Suç, insanlık suçuydu...

Peki Batı, dünyada az mı insanlık suçu görüp gözlerini başka yana çevirmişti bugüne kadar?

Şimdi değişen ne?

Miloşeviç'le el sıkışarak Daytona anlaşmasını yapan ve Kosova krizini bitiren Richard Holbrooke'un şu sözüne dikkat etmek gerekir: "Layık olduğu yere gittiği için inanılmaz mutluyum."

The Guardian'ın fırsat bu fırsat; Pinochet'yi yargılamak konusunda ayak sürüdüğü için Şili'ye laf atması da ilginç.

Ve Chirac'ın lafı... "Şerefimizi kurtardık!" (Niye "o şeref, şu şeref" değil de, bu?)

Dünya değişiyor.

Belki ağır ağır...

Ve yeryüzünün sadece belli bir bölgesinde değişiyor. Ama kesin olarak!

***
Miloşeviç tükenmiş enerjisini ve dünyayla uyumsuzluğunu ırkçı sloganlarla örtmeye çalışan politikacıların trajik örneğiydi.

Zorbalığı çözüm sanan, haksız hukuksuz ve dar kafalı bir politikacıydı (Garip gelecek ama yüzüne bakmak bile yeterliydi bunu farketmek için!)

Toplu mezarlara gömdüğü insanların bir daha hiç seslerinin çıkmayacağını bilerek yola çıkmıştı.

Fakat halkını savaş ekonomisine mahkum edişinin, bir gün üç paralık bir yardım için mahkemeye çıkartılmasına yol açacağını hiç tahmin etmemişti.

Zalimlerin kötü yanı bu işte; hem tek tek insanları hem de bir manevi iklim olarak insanlığı öldürüyorlar...

Sonra hiçbir mahkeme bu berbat pirincin taşlarını ayıklıyamıyor...

Tepede sallanan kılıç
"Demokles'in kılıcı" diye bilirdik. "Bir görev boyunca sürekli tehdit altında olmak" anlamında...

Sonra birden ortaya "Demosthenes'in kılıcı" çıktı. Birçok yerde "Demosthenes'in kılıcı gibi tepede sallanıyor" deyimi kullanılır oldu birdenbire. Baktım Hıncal Uluç da ikincisini tercih etti geçenlerde hem televizyonda hem de yazılarından birinde...

Bizim bildiğimiz yanlış mıydı?

Hayır!

Demokles İsa'dan Önce 4. yüzyıl'da Siracusa'da yaşamıştı. Kral nedimiydi; yani kralla arkadaşlık eden, hoş öyküler anlatıp onu eğlendiren, sırlarını paylaşan adamdı.

Ama "İhtiyar Dionysius" tahta çıkınca onu öyle pohpohlamış, sahip olduğu mevkiyi öyle göklere çıkarmıştı ki, kral bile bıkmıştı bu muhabbetten...

Sonunda "Gel bir günlüğüne yerime geç, bak bakalım iyi miymiş, kötü müymüş kral olmak" deyince Dionysius, bizim Demokles pek sevinmişti.

Ama tahta çıkınca gördü Demokles; at yelesinden tek bir kılın tuttuğu kocaman bir kılıç tahtın üzerinde sallanıyordu...

Demokles'in kılıcı deyimi kaynaklara göre bu öyküden geliyor.

Demosthenes kim peki? Ansiklopedilerde Demokles'le yaklaşık olarak aynı dönemde yaşamış iki Demosthenes var. Biri Atinalı general. Öteki ünlü hatip ve devlet adamı. İkincisinin kılıçla bir ilgisi var da, başka türlü... Hatip Demosthenes dönemin en ünlü silah yapıcılarından birinin oğluymuş...

ALTYAZI
John Malkovich: İşte gördün Maxine, ünlü bir oyuncu olmak, bebeklerle oynamaya benzemiyor.

Maxine: Haklısın canım; bu daha ötesi... Bu insanlarla oynamak!

(Spike Jonze'nin 1999 yapımı müthiş filmi "Being John Malkovich"ten bir diyalog)


Bu sayfa MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.. ile
Yöre Elektronik Yayımcılık A.Ş. işbirliğiyle hazırlanmıştır.