  
'Milli Eğitim' sorunu çözülmeli!
Ekonomiyle ilgili sorunların can alıcı olanları tartışıldı, Telekom kavgası bitti ve ilgili birkaç yasa çıktı ya, mesele bitmiş sayılır. Meclis doğru tatile.. Hele birkaç ay dinlensinler, yeni kavgalara hazırlansınlar, tekrar başlayacaklar..
Seçim ve Partiler Yasaları nasıl olsa fazla önemli değil.. İş adamları asıl ekonomik krizin Ekim ayından itibaren başgöstereceğini, hızla üretime geçilmediği takdirde sorunun giderek büyüyeceğini, bulunduğu sanılan çözümlerin asla yeterli olmadığını söylüyorlar yana yakıla. Hiç önemli değil!
Önce tatil. Devletin dinlenme tesisleri, lojmanları dolmalı. Yazlık evler, villalar açılmalı. Yalıların dekorasyonu bitmeli. Onların öncelikli meselesi bu şimdi.
Devletin, halkın endişelerini paylaşmadığı, aksine müthiş bir rahatlık içinde olduğu İskenderun Demir Çelik, Zonguldak Kömür İşletmeleri gibi, Hazine'ye trilyonlarca lira zarar yüklemekten başka işe yaramayan KİT'leri, lojman ve tatil tesislerini kapatmamakta, lüks makam araçlarını hiçbir şekilde kaldırmamakta, memur sayısında minimuma gitmek yerine arttırmakta israrından anlaşılıyor zaten. TRT'nin milletin kesesinden maaş ödediği memurlarının sayısını neden 9 bine çıkardığının hesabını da kimse sormuyor. Ondan sonra gelsin vergiler, ödesin millet..
Acilen değişmesi gerektiği halde bir türlü değişmeyen çok şey var, ama bunlar arasında bir sorun var ki bu yaz kesinlikle çözüm bulunmalı, kaçış yok. Milli Eğitim, eğitim sistemini düzeltmek zorunda. Öğrencileri "özel hoca" derdinden kurtarmak, okullarda yeterli eğitimi sağlamak ve sınav sistemini değiştirmek zorunda.
Okulların büyük çoğunluğu gerekli eğitimi veremediği halde lise ve üniversite giriş sınavlarında çok zor sorular soruluyor. Ancak her konunun uzmanlarının, matematikçilerin, mühendislerin cevaplayabileceği kadar zor. Kazanan öğrencilerin çoğunun başarısı özel kurs ve öğretmenlere bağlı. Okul öğretmenlerinin öğrenciyi özel hocalara yönlendirdiği garip bir sistem kurulmuş.. Özel okullar bile, yılda 7-8 milyar eğitim ücreti aldıkları halde öğrencilerini kendileri yetiştirme sorumluluğu hissetmiyorlar.
Öğrenciler dersi okulda öğrenmeleri, öğretmenler ise öğretmeleri gerektiğinin bilincinde değil.
Lise giriş sınavlarında 8 yılın, üniversite girişte ise üç yılın bilgisi tek sınavla ölçüldüğü için öğrenci ve aileler okul eğitimi yerine, sınav hazırlığına yoğunlaşıyor. Maddi, manevi büyük sorunlar ortaya çıkıyor.
Bunda, önce Bakanlık ve okullar; işbirliği yaparak çözüm bulmadıkları için, sonra veli ve öğretmenler; sistemi sorgulayarak tepki vermedikleri için birinci derecede sorumlular..
Devletin eğitime gereken önemi vermemesi, okulun başarısını ölçen bir sistem getirememesi, özel okulların eğitimini de denetleyememesi nedeniyle alternatifler, örneğin; Fethullah Gülen'in okulları başarı grafiğini giderek yükseltiyor. Bu konuda önemli soru işaretleri de var. Sonuçları izleyen öğretmenler "Her ne hikmetse Gülen'in okul ve kurslarında öğrettikleri, ÖSYM, Özel Okul ve Anadolu Liseleri sınav sorularıyla birebir örtüşüyor" diyorlar.
Milli Eğitim Bakanlığı bu soru işaretlerini gidermek, okullardaki eğitimi düzeltmek, denetlemek ve sınav sistemini okul başarısını ölçecek şekilde acilen değiştirmek zorunda.
Yoksa halâ bakanlar "Okullar olmasa Milli Eğitim'i ne güzel idare ederdik" anlayışını mı sürdürüyorlar?
Kayıt bile sorun!
8 yıllık İlköğretim dönemi sonunda öğrenciler özel okul ve Anadolu Liseleri sınavına giriyorlar. Sonuçlar belli oluyor ama kimin nereye gireceği tam olarak belirlenmediği ve giriş puanları buna göre yaz boyunca değişmeye devam ettiği için tercihler de tam yapılamıyor. Bu arada okullar kayıtları başlatıyorlar.
Kayıt yaptırmak için en azından ilk taksidi ödemek zorundasınız. Eğer öğrenci özel okula gidecekse ilk taksit 2-3 milyar TL. arasında. Parayı yatırdıktan sonra istediğiniz okulun puanı düşer ve kaydınızı oraya almak isterseniz okullar yatırılan kayıt parasının % 0'sini tutuyorlar.
Bu para okuluna göre 600 milyona kadar çıkabiliyor. Böyle haksızlık olmaz!
Bakanlık hiç değilse bu ekonomik kriz ortamında "15 Temmuz'a kadar herkes tercihini yapmak zorunda.. Kayıtlar bu tarihten sonra başlayacak" demeyi neden akıl etmiyor acaba? Veya şöyle diyeyim; Velileri mirasyedi mi zannediyorlar?
Derviş sözünde durmadı
Biz Kemal Derviş'i neden bu kadar beğeniyor, destekliyor, ona zarar verecek her olayın karşısına dikiliyoruz?
Alıştığımız siyasetçi prototipinden farklı, sözüne güvenilir, devlet adamı ciddiyetine uyan, kısacası "alaturka anlayışın dışında" biri olduğu için..
Yine de acele etmemek lâzım.. Hürriyet gazetesinde dün yayınlanan röportaj bana bunu hatırlattı. Yanlış anlaşılmasın, röportajın sevgili meslektaşım, arkadaşım Zeynep Göğüş tarafından yapılmasına memnun oldum. Çok başarılı, takdir edilecek bir gazeteci-yazardır Zeynep Göğüş. Meslekte haksızlıklarla karşılaşması üzücüdür ve onun gibi gazetecilerin yazıdan uzak kalması bence basın için kayıptır. Bu nedenle serbest gazeteci olarak başarısını sürdürmesine en çok sevinenlerden biriyim... Olay sadece Kemal Derviş'le ilgili..
Kendisiyle röportaj yapma isteğimi ilk kez Bush onuruna verilen yemekte iletmiş ve "Memnuniyetle, görüşelim, tarih belirleyelim" cevabını almıştım.
O tarihlerde çok meşgul olduğu ve Telekom gibi zorlukları yeni başladığı için hemen değil, bir süre sonra sekreterime arattım. Bir, iki hafta seyahatler, toplantılar, tartışmalar, eşinin gelmesi gibi nedenlerle görüşmek mümkün olmadı.
Sonra bir hafta sonu "Devlet Bakanı Sayın Derviş arıyorlar" dedi sekreteri.. Kemal Derviş telefonda, çok yoğun temposundan dolayı arayamadığını söyleyerek özür diledi. O ara yurtiçi seyahatler yapmaktaydı, onlarla ilgili bilgi verdi. Ben röportaj isteğimi yineledim ama çok baskı yapmaktan hoşlanmadığım ve hafifçe durakladığını farkettiğim için de ekledim;
"Şu anda özel röportaj vererek medyanın tepkisini çekmek istemiyorsanız bunu anlayışla karşılar, biraz daha bekleyebilirim.."
"Evet, aslında bu sorun var" diye cevap verdi. Buna rağmen hafta içinde görüşmeye, tam röportaj havasında olmayan bir sohbet yapmaya karar verdik. İki gün sonra sanıyorum Almanya'ya gitti, tekrar aramadı, ben de üstelemedim.
Şimdi Fransız dergisi "Politique International" için verdiği özel röportaj Hürriyet'de yayınlanıyor. Oysa madem ki "medyayı gücendirmeme" sıkıntısından dolayı Türk gazetelerinin yazarlarına röportaj vermiyordu, bu röportajı da "sadece dergi için" şartıyla kabul etmeliydi.
Bence detaylar bir kişilik hakkında çok bilgi verir. Bundan sonra ben kendi adıma Sayın Derviş'le ilgili konularda değerlendirme yaparken daha dikkatli olacağım!
|