  
Elimi koydum dizine, darılma sakın sözüme..
Kadınların ayakta hacet görmesini sağlayan aleti icat etmek marifet değil.. Asıl marifet "Son damla" olayını çözecek icadı yapmakta.. Ne demek istediğimi anlamayan hanım okurlarım, erkek yakınlarının danışmanlığına başvursun..
Günlük bir gazetede, yazı işlerinden ruhsatlı köşe açarak geçinen "yazı esnafı" için en zor şey, iki konu arasında kararsız kalmaktır.. Elin tuşların üzerinde başka bir niyetle dolaşırken aklın başka yerlere gider..
İster istemez ifade kabızlığı yaşarsın..
Niyetim "Kadınların ayakta işemesini" sağlayacak olan son teknolojik buluş üzerine fikir beyan etmekti..
Bu vesileyle duymayana da ben duyurayım.. Hollanda'dan Moon Zyip adında bir kadın ressam çıkmış.. Kadınların icabında erkekler tuvaletine girip, pisuar karşısına dikelerek ayakta hacet görmesini sağlayan bir alet icat ettiğini dünyaya açıklamış..
***
Bu kadıncağız olayı kafasına neden takmış, bilmem.. Belki de rahmetli Ümit Yaşar'ın şiirini Flemenkçe çevirisini okuyup, hırs yaptı.. Rahmetli şiirinde; 1950'li yıllarda kadınlar arasında başlayan pantolon modasına taş atıyordu.. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle birşeydi:
Ayağında pantolon
Elinde binlik şişe..
Erkeklik bu değil kızım..
Erkeksen ayakta işe..
O zaman feminist meminist de yok tabii.. Erkekler için atış serbest.. Şimdi adama böyle bir şiiri yazdırmazlar.. (Not: Dörtlüğün ikinci mısrasında geçen - binlik şişe- tarifi, o yıllarda Tekel'in çıkardığı bir Rakı markasına tekabül ediyor..)
Nee? Yarışma mı?
Aklımın bir ucu bu haberde, diğer ucu da bizim Comedy Clup hakkında gelen telefonların sebep olduğu çağrışımlarda..
Bizim ortaklar tutup bir "Potansiyel stendapçılar" yarışması düzenlemişti.. O yarışmaya katılan genç bir hanım sonucu öğrenmek için beni aramış.. Ben de onun sayesinde bu yarışmanın bazı detayları hakkında fikir sahibi oldum..
Tabii kızcağıza; Comedy Clup ortaklığının kollektif zekası öylesine ters işler ki sonuçları ilan etmeyi unutmuş olmaları çok normal, diyemediğimden lafı kıvırdım..
Gerçekler öyle pat diye söylenmez..
Aylık Maydonose Life dergisinin bu ay çıkacak sayısı için hallerimizi biraz ayrıntılı yazdım.. Fikir sahibi olabilmeniz daha doğrusu ne demek istediğimi iyi anlayabilmeniz için size de özetleyeyim..
***
Comedy Clup denilen mekanı; müşteriye müzik ve sahne şovunu bir arada seyrettirmek, konsepti Stand Up'larla süslemek üzere açtık.. Lakin ben, ortaklığın kurulmasından bir hafta sonra patronluğun bana göre birşey olmadığını anladım..
Başlangıçta herkes birbirini gaza getiriyordu..
- "Kardeşim sen koskoca Selahattin Duman'sın.. Senin adın yeter.. Ben de yılların işletmecisiyim.."
Finansçı ortak bunları duyar duymaz "İş dünyası, borsa, bankalar benden sorulur.." diye atlıyor, üçümüz birbirimize kafa sallıyorduk.. Kendi gazımıza öyle geldik ki sonunda bu kriz içinde yanyana gelebilecek en iyi üçlüyü bulduğumuza kendimizi inandırdık..
İlk defomuz halkla ilişkiler müdürü olarak seçtiğimiz kızcağızla ilişki kurmaya çalışırken ortaya çıktı.. Ben kızın adını "Ebru" diye biliyordum.. Mehmet Ali kıza "Sema Hanım" diye hitap ediyordu..
Finansı temsil eden ortağımıza göre de halkla ilişkiler müdürümüzün adı Eda'ydı..
Üstelik birbirimizin yanında kızcağıza hitap ederken, ayrı ayrı isimlerle başlayan cümleler kuruyorduk..
Benim "Ebru Hanım filanca ile görüşsün.." dediğim yerde; diğer ortağın "O işi Sema Hanım'a havale edelim.." dediği bir iletişim ortamı yaşıyorduk.. Üçüncü ortak da "Evet.. Evet.. En iyisi işi Eda'nın takip etmesi.." diyerek sersemliğimizi üçe katlıyordu..
Banu'yu keşfetmek..
Sonuç olarak hiçbirimizin aklına farklı farklı kullandığımız isimlerin nereden çıktığı sorusu gelmiyordu..
Üstelik bu konuşmaları dinlerken, tam karşımızda oturmakta olan kızcağız kendisine gelen telefonları "Merhaba, ben Banu!" diye karşıladığı halde..
Eğlence sektörüne patron olarak girip, dolar zengini olarak çıkmayı kafaya koymuş olan bizlerin; Ebru, Sema, Eda gibi farklı isimlerle hitap ettiği kızcağızın gerçek bir adı vardı..
Bu gerçek adın Banu olduğunu kavramamız tam üç günümüzü aldı..
- "Bu kriz bizi yıldırmasın.. Güçlerimizi birleştirip enerjilerimizden bir sinerji yaratalım.." lafını dilinden düşürmeyen ortağım Mehmet Ali sonunda "Birşeyler yaratma" konusunda haklı çıkmıştı..
Gerçi bir sinerji yarattık denemez ama beraberliğimizden çıkan sersemliği richter ölçeğine vurduğunuzda, toplamayı umduğumuz sinerjinin karesini bulursunuz..
***
Kendim "Kınama beni sevdiğim kınama.. El içinde olmuşum sinema.." hallerindeyken, kadınların ayakta hacet görme teşebbüsünü dilime dolamak e pek akıllıca gelmiyor bana..
Ayrıca bir erkek için pisuar karşısına dikilmenin manası çok başkadır..
Kadınların menapoz diye adlandırılan döneminin bilimsel bir karşılığı yok.. Kimileri, özellikle de aylık kadın dergileri bir "Andropoz.." lafını dillerine dolamışlardır ama siz beni dinleyin, kulak asmayın.. Onların bakışı sadece nazariye.. Bilim "Andrapoz.." olayını yüzde yüz kesinlikle doğrulamıyor..
Doğruluğundan emin olduğum şey ise başka:
- "Bir erkek pisuarın karşısında vakit geçirirken olaydan zevk almaya başlamışsa hapı yutmuş demektir.."
Bilge bir adama "Bir erkek için umutsuz aşka tutulmak mı daha kötüdür yoksa zil parasız kalmak mı?" diye sormuşlar.. Adam biraz düşünmüş:
- "Valla!" demiş.. "Diyelim ki çok sıkıştınız ve aranırken pisuar işini görecek bir yeri zorbela buldunuz.. İşte orada dikildiğinizde ikisi de aklınıza gelmez.."
Kendi kendime söylendiğime bakıp da "Gel ağlama iki gözüm, yastık olsun sana dizim.." demeyesiniz.. Benim ki çeneyi tutamama hali ki Baba Erenler benim gibisini:
- "Sanki besmelesiz evin gelini, öldürseler tutamıyor dilini.." diye tarif etmiş..
|