kapat
03.07.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )

Bir çılgın.. Bir rüya.. Bir cennet!..

Gönül Hızıroğlu'nun bana gönderdiği kitapçığı incelediğimde "İlginç" demiştim içimden.. "Yolum Antalya'ya düşerse, vaktim de olursa bakarım.."

Bu benim sözlüğümde umutsuzluk ifade eder. Çünkü ben sıcaktan nefret ederim. Çok önemli bir iş olmazsa güneye inmem. İnmek zorunda kalırsam da, bunu mümkün olduğu kadar kısa tutarım..

Sonra Cemil Çakmaklı çıktı karşıma..

"Broşür, kitapçık falan hikaye Hıncal Bey" dedi.. "Burası lafla anlatılmaz.. Görmeniz gerek.."

Hani ilk görüşte ısınırsınız.. İlk bakışta "Bu adam doğru söylüyor" diye birşeyler geçer içinizden.. Aynen öyle oldu.. Laflar ağzımdan nasıl çıktı, ben bile hala inanmıyorum..

"Bu hafta sonu geliyorum" demişim.. Der demez de pişman oldum ya.. Bizde laf ağızdan bir defa çıkar..

Kemer'e son gidişim 1976.. O zaman bir tek İtalyan Tatil Köyü vardı.. Waltur.. Sonra Club Med oldu. Sonra da etrafı tatil köyleri cennetine döndü..

Biyotermometresi benden 10 derece yüksek Holly zorla götürmüştü.. O sıcağa bayılır. Damarlarından kanın dolaşmaya başlaması için sıcaklığın 30 dereceye falan çıkması gerekir. O zaman da ben baygınlık geçirmeye başlarım.. Eylüle falan denk getirip gittiydik..

25 yılda ikinci kez.. Anlayın ben ne bayılırım, Güneye..

..Ve bu defa bayıldım.. Gördüklerime bayıldım..

Eğer bu Naturland denen yer, Amerika'da olsaydı, "Onu görmek için giderdim" demem biraz atmasyon olur ama, gitmişsem eğer, görmek için elimden geleni yapardım Disneyland, Sea World gibi mutlak görülmesi gereken bir yer olarak bilindiği için..

Nasıl bilinirdi?..

Amerikan medyası böyle yerleri dünyaya tanıtmak için yarıştığı, beyninizi yıkadığı "Görmezsen olmaz"a getirdiği için..

Peki bizde..

Bizim Medyanın kendisinin haberi yok ülkesinde olup bitenlerden ki, başkalarını da haberdar etsinler.. Felaket haberi değil ki, peşine düşsünler..

Oysa, defalarca gidilip incelenecek, birbiri ardına Tv programları yapılacak kadar güzel, anlamlı ve önemli bir yer burası..

Tam 100 milyon dolarlık bir yatırım yapılmış..

Neden?..

Çünkü, Cemil Çakmaklı, benim sık sık andığım "Milli Enayiler"den bir çılgın..

En kolay paranın para ile kazanıldığı bu devirde, sen kalk, çılgın bir projeye soyun.. Rüyada bile görülmesi zor, bir cennet hayal et.. Sonra da hayalde bırakma.. Gerçekleştir..

Neden kalkışmış bu işe..

Soruyor, kendi kendine..

"İskenderun'dan başla, Portekiz'in Algarvesine kadar Akdeniz.. Hep ayni Akdeniz.. Ayni sahiller.. Avrupalı kendisine çok yakın, kolay ulaşabileceği yerler dururken, niye kalksın Antalya'ya gelsin?.."

Bu sorunun bugünkü yanıtı, fiatları düşürmek.. Tam pansiyon, yetmez, ekstralar da dahil, günde 25 mark yaparsan, Alman kendi evinde günü bu parayla geçirmezken üstelik, koşar gelir.. Antalya kelle dolar, ama üç kuruş kazanmaz..

"Buraya zengin turist getirmenin yollarını bulmalıyız" diyor, Çakmaklı..

Kumar turizmi yollardan biriydi.. Cılkını çıkardık.. Sadece 5 yıldızlık otel ve tatil köylerine, otel tarafından işletilmek, başkalarına devretmemek kaydı ile bu izni versek, "Sadece yabancıya" kontrolünü yapabilsek, mesela Las Vegas Kumar Komisyonunun kontrollerini uygulayıp, mafyayı uzak tutabilsek, Altın Yumurtlayan Tavuk olurdu bu bölgemiz..

"Beceremedin mi yasakla" kafamız, işi bitirdi..

Golf turizmi zengin turizmdir, ama Antalya'nın beklediği yüzbinler için az kalır..

"Dünya insanları ekolojinin farkına varmaya başladılar, onu gördüm, uygar ülkeleri gezerken" diyor, Cemil Bey.. "Manavda domatesin kilosu mesela 500 bin lira iken Organik Domatese 2.5 milyon lira veren insan, sadece sağlığını düşünen biri değil, ayni zamanda varlıklı bir insandır.. Bu ekolojistler, hormonlu, suni gübreli, suni yemli yiyeceklerden hızla kaçmaya başladılar.. Peki nereye kaçacaklar?.. İşte Antalya.. Bu yöre Avrupa'nın sebze, mevya üretiminin büyük bir bölümünü sağlıyor zaten.. Eğer burada Ekolojik tarım yapar, bunu dünyaya duyurursak, tüm Akdeniz yöresinde 'Tek' oluruz.. Rakipsiz oluruz. Rekabet kabul etmeyiz.."

Peki kim yapacak bunu.. Bir öncü gerek.. Bu çılgınca projeye kim öncülük edecek..

Bir çılgın.. Cemil Çakmaklı'nın kendisi..

..Ve kollar sıvanmış..

Sonra mı neler olmuş?..

Bir yeryüzü cenneti, bir mucizeyi bir günde anlatmamı beklemiyordunuz herhalde.. Yarın devam..

Başbakan'a açık mektup!..

Sayın Başbakanım, Türkiye'de futbol dışındaki tüm federasyonlarına başkan olma koşulları arasında Üniversite mezunu olmak ve bir yabancı dil bilmek vardır.

Oysa futbol federasyonu başkanları için bu şart konmamış ve anayasanın eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir.

Futbol gibi, en büyük paraları yöneten, sadece yurt içinde en büyük sorunlarla uğraştığı için değil, FİFA ve UEFA ilişkileri yüzünden en fazla eğitime ve yabancı dil bilgisine ihtiyaç gösteren Futbol Federasyonu Başkanlığı için, çıkarılan özel yasada bu konuda koşul konmamasının sebebi bizzat sizsiniz. Bu yasayı hazırlayan partiniz uzmanları "Üniversite mezunu olma" şartının sizi üzebileceğini düşündüler ve yazmadılar.

Bu yüzden bugün Türkiye'nin en pahalı ve en çetrefilli federasyonun başında, aslında bu teşkilatta kalem memuru olmayacak standartlarda birisi oturmaktadır. Bırakın yabancı dili, başkan türkçeyi dahi doğru dürüst konuşamamaktadır.

Federasyonun şaibeli mayfa ilişkileri halen DGM Savcıları tarafından soruşturulmaktadır.

Türkiye'nin bu federasyondan hızla kurtulması lazımdır.

Bu kurtuluşun yolu da, Spor Bakanı Fikret Ünlü'nün, FİFA'da tepkiler yaratması muhtemel çabaları değil, halen Meclise sevkedilmek üzere hazırlanan değişiklik tasarısına, "Futbol Federasyonu Başkanları, üniversite mezunu olmak ve FİFA'nın resmi dillerinden birini bilmek zorundadır" ibaresinin eklenmesi ile mümkün olacaktır.

Bu maddenin tasarıya eklenmesini sağlarsanız, futbolumuzun başına önüne gelenin geçmesi bir ölçüde zorlaşacak, daha ehil ve daha elit seçimler mümkün olacak, futboldaki büyük ranta göz koyan mafya temsilci ve işbirlikçilerinin de seçime katılmaları büyük ölçüde önlenecektir.

Sayın Başbakanım,

Lütfen spor bakanınıza "Ben alınmam. Gerekeni yapın, Anayasanın eşitlik ilkesinin gereklerini yerine getirin" talimatını veriniz ve bu işi kökünden çözünüz.

Saygılarımla..

Durbaş'ın İzmir'i!..
"Kız Kulesi'nin dizi dibinde yaşayan

bir deniz feneri olsun isterdim hayatım

Yaz, bu yıl da Kızkulesi'ne misafir geldi

İş bu minval üzre şimdi beklemekte

hayatına ve hayaline kıymet verenleri

Çünkü yaz, her zaman yaz Kızkulesi'nde..."

Sabah'ın bir Cumartesi ilavesinde "Kızkulesine yaz misafiri geldi" şiirini okurken gözlerimin önünden çocukluk- gençlik arası çağımın yaz aylarında birçok haftasının geçtiği Üsküdar'daki hala evi misafirliklerini ve kıyıdan geceleri seyrettiğimiz Kızkulesi'nin arzulu hatıraları geçip gitti!

Kütüphanenin raflarına uzandım ve Durbaş'ın "Anılarımın kardeşi İzmir" adlı kitabını aldım..

Çeyrek asırdan fazla yaşadığım, çocukluğumda, gençliğimde gelip-gittiğim İzmir'i, 1960'lı yılların görüntüleri ve yaşamıyla bir su gibi içip bitirdim!

Durbaş söze....

"Adının Smyrna'dan geldiğine aldanarak eski bir şehir olduğunu düşünebilirmisiniz, ama o dünyanın en genç şehridir, benim gençliğimin şehri..."

.... diye başlıyor, İzmir'i anlatmaya...

Ben de başlıyorum; "5 bin yıllık Durbaş'ın genç şehri... Acaba bugünlerde çok fazla mı yorgun ve durgun" diye düşünmeye.

Durbaş "gençliğimi geçirdiğim bu şehirde, hayatımın sonunu geçirip geçiremiyeceğimi bilemiyorum" diyor!

"Bilmem ki, hayatının sonunda bile genç kalacak" bir şair ve yazar bu yorgun ve durgun şehri, 1960'lardaki gibi sevebilecek mi?

Acaba ben, Durbaş'ın kitabı elimde, onun anlattığı yerleri, onun hatıralarını yaşayarak dolaşsam, onun genç şehrini bulabilecek miyim?

Artık Kel Nahit'in nara attığı paytonlar yok İzmir'de!

Acaba Efes'teki Carmina Burana bugün aynı tadı, aynı keyfi verebilecek mi?

Nerede, o günlerin özgür çoşkusuyla kitapların arandığı, bulunduğu, alındığı Kültür Kitabevi?

Durbaş diyor ki; ".. İzmir biten değil, anıları sürekli tazeleyen bir kent..."

"Anılarımın kardeşi İzmir"i alın, okuyun, bakalım Durbaş'ın bu sözüne katılacak mısınız?

Yoksa, onun "şiir ve şiir-nesir karışımı" enfes tasvirler ve keyifli, zaman zaman hüzünlü anılarla dolu kitabını "Ne güzelmiş o günler" diyerek noktalayacak mısınız?

***
Durbaş'ın kitabını, Öcal Ağabeyim bizler için okudu.

Yıldızların altında...
1980'lerin başında İstanbul'a taşındığımda, tanımıştım adını çok duyduğum Tefo'yu.. Bebek yokuşundaki dükkanın bahçesinde, ağaçların ve yıldızların altında açık büfe yapardı Salı geceleri ve ben de abone olmuştum..O zaman şöhret bile olmayan Candan Erçetin fransız şansonları söyler, Nedim Göknil de, gene o zaman bizde adı bile bilinmeyen standup şovların, hem de müziklisini yapardı.

Tefo ordan taşındı, o geceler bitti..

Geçenlerde Nedim aradı.. "Sana bir sürprizimiz var" diye.. Tefo'ya çağırdı.. Gittim..

Bahçeye girerken nefis bir piyano sesi.. Aaa.. Bizim Selçuk Sun.. Bin yıllık dost.. Klavyenin başında, dünyanın en romantik müziğini yapıyor.. Yanında bir açık büfe uzanıyor.. Bahri Ustanın tadını yiyenlerin bildiği ünlü büfesi bu..

Nedim ve Tefo yeniden bir araya gelmişler yıllar sonra ve bahçeyi, açık büfe olarak açmışlar..

Saat 12.00'lerde, disko bar olup içeri taşınıyorlar.. Ora bana göre değil, ama dışarısı, içki dahil, aklı başında fiatları ile çok hoş bir gece için bire bir..

Yıldızların ve ağaçların altında.. Sohbete tecavüz etmeden, kulağınızın arkasından ruhunuza işleyen bir müzikle..

SEVDİĞİM LAFLAR
Eylemsiz vizyon, rüya gibidir.

Vizyonsuz eylem, boş vakit geçirmek.. Vizyonlu eylem, dünyayı değiştirir.

(Teşekkürler Tolga)

BİZİM DUVAR
Köprüye gene zam. Şu köprülerin adını Deli Dumrul I ve II olarak değiştirseniz de biz de her zam da şaşırmasak.

Hakan&Utku

TEBESSÜM
Adam üçüncü sınıf bir kasaba oteline gitmiş, "Gecesi onbeş dolar!" demiş otelci "ama yatağınızı kendiniz yaparsanız beş dolar!" "Tamam ben yatağımı kendim yaparım!" demiş adam "O halde!" demiş otelci "Durun ben gidip biraz tahta ve çivi getireyim!."


Bu sayfa MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.. ile
Yöre Elektronik Yayımcılık A.Ş. işbirliğiyle hazırlanmıştır.