|
Oynatmaya az kaldı
Hayali bir ailenin reisi olan Hasan Bey, krizin ardından gelen zamlar sonrasında galiba muhasebeciliği bırakıp sihirbazlıkta karar kılacak
Türkiye, 22 Şubat 2001 sabahına, yeni bir gerçekle uyandı. Bir gün önce 685 bin lira olan dolar, bir anda 957 bin liraya çıktı. Üstelik, artık dövizde ani hareketlenmeler olmayacağına yediden yetmişe inandırılmış, buna, her şeyi dolarla satın alacak kadar güvenmiş insanların yaşadığı bir ülkede...
Adına 'dalgalı kur' dendi. Ve bu dalga, sadece döviz kurlarını değil, her gelir düzeyinden insanın yaşamını dalgalandırdı.
Bir özel şirkette muhasebe müdürü olan Hasan ile banka memuresi olan eşi Nilay, biri ilkokulda, diğeri evde olan iki çocuklarıyla bu dalgaya hazırlıksız yakalanan milyonlardan sadece bir örnekti.
GELİRLERİ 1 MİLYARDI
Hasan Bey, ayda 700 milyon lira maaş alırken, eşi 300 milyon lira kazanıyordu. Acıbadem'de babadan kalma mütevazı ev onları kira derdinden kurtardığı için bir otomobil alma şansları olmuştu. Hasan Bey, her sabah küçük kızını anneanneye, oğlunu okula bıraktıktan sonra eşiyle birlikte Boğaz Köprüsü'nü geçip Harbiye'deki işine geliyordu.
Bütçeleri harcamalarına denkti. Hatta evlendiklerinde aldıkları televizyonu Ğaslında çok da gerekmediği halde- bir üst modeli ile değiştirme lüksüne bile sahiptiler. Nasılsa gelirimiz belli diyerek ayda 39 milyon lira taksitle 55 ekran bir televizyon aldılar. Planları, uzayan vadelerin de kışkırtmasıyla, televizyon taksidi bittikten sonra koltukların yüzünü değiştirmekti. Belki de otomobili satıp bir üst modeli almak. Öyle ya, banka kredi faizleri düşmüş, vadeler 3 yıla kadar uzamıştı. Gelecekten yemeyi kabul edince, satın alınamayacak hiçbir şey yok gibi görünüyordu.
ÖNCE DOLAR FIRLADI
Tüm giderleri belli, sürprizlere çok yer olmayan bu ailenin bütçesini önce dolardaki ani artış salladı. Dolarla herhangi bir ödeme ya da borçları olmadığı halde, bu dalganın fiyatlara yansımasını beklerken, Nilay'ın çalıştığı kamu bankası, Sümerbank çatısı altında birleştirildi. Ve Nilay'a, -birçok arkadaşıyla birlikte- "hayatta başarılar dilendi."
Yılmaz Ailesi'nin önce aylık gelirinden 300 milyon lira eksildi. Nilay'ın da yaşam ritmi değişti. Her sabah aceleyle evden çıkıp işe giderken, koskoca gün kendine kaldı. Bu arada teker teker her şeye zam gelmeye başladı. Benzin ve tüpgaza gelen zam zaten günlük hayatın bir parçası gibiydi. Ocak ayında, yani dolar henüz "mutedil" dalgalı bile değil iken aylık sabit giderleri 436 milyon lira iken, Haziran'da doğalgaz giderinin havaların ısınması nedeniyle bütçeden düşülmüş olmasına rağmen, 535 milyon liraya çıktı.
İşte Nilay, işsizlikle birlikte nasıl daha ucuza yaşanabileceğini de öğrendi. Önce deterjandaki marka bağımlılığından vazgeçti. Market markaları çok daha ucuzdu, üstelik pek farkı da yok gibi görünüyordu. Semt pazarlarından alışverişi öğrendi, süpermarketlerin promosyonlarını da takip eder oldu.
KİMLER GÜNAHKAR?
Ocak ayı başı ile 25 Haziran tarihleri arasındaki fiyat karşılaştırması, aile bütçelerini yaralayan ürün kalemlerinin en günahkar olanlarını da ortaya çıkardı.
Suyun metreküpü 173 bin lira iken 270 bin liraya çıkmıştı. Elektrik insafsızdı, 6 ay içinde 150 kilovata kadar olan faturada kilovat/saati 52 bin liradan 82 bin liraya fırlamıştı. Tüp, tam anlamıyla sinirleri alt üst ediyordu. Ocakta 6 milyon 280 bin lira iken Haziran'da 13 milyon 380 bin lira olmuştu. Cep telefonu faturaları, sabrın sınırlarını zorluyordu. Nilay telefonunu kapattırdı. Ama kontür ücreti 440 bin liradan 575 bin liraya çıkınca, eşinin telefon faturası, eskiden ikisine ödenen tutara yaklaşmıştı.
Ocak ayı başında 3 milyon 990 bin lira olan kıyma 4 milyon 190 bine çıkarken, pirincin paketi 490 bin liradan 875 bin liraya çıkarak yüzde 79 artışla rekor kırmıştı. Artık Nilay Hanım eşinin o çok sevdiği Osmanlı pilavını yaparken iki kere düşünecekti. Pirinci yüzde 76 artışla ayçiçek yağı, yüzde 72 artışla deterjan, yüzde 64 artışla bulaşık deterjanı, yüzde 47 artışla da tuvalet kağıdı izledi. Kışın 395 bin liradan aldıkları domatesin, yaz gelmesine rağmen 550 bin liraya çıkması da ayrı bir ironiydi.
Yılmaz Ailesi de koltukların yüzünü değiştirme, ya da otomobili yenileme hayallerini terkedip, akşamları yüzde 43 zamlı çayı içerken, pirinç pilavından bulgura, markalı deterjandan açık deterjana dönerek ne kadar kar edeceğinin sohbetini yapmaya başladı. Biri Bizi Gözetliyor ekibinin incir çekirdeğini doldurmayan "Tuvalet kağıdından kaç kare harcadın?" kavgalarına tebessüm ederken yüzde 47'lik zamdan sonra aynı tartışmalara yaklaşmaları, bazen şakaların bir anda nasıl gerçek olabileceğini gösterdi onlara.
BENZİNİ İÇİYOR BU
Otomobilin ne kadar masraflı olduğunu düşünürken, yenilemek bir yana, satıp toplu taşıma mecbur olmadıklarına sevindiler.
Benzinin bir litresine 578 bin lira yerine 1 milyon lira veren, köprüyü her kullanışta içi 'cızzz' ederek 2 milyon lira ödeyen Yılmaz Ailesi, Ocak ayında ayda 39 milyon lira taksitle aldıkları televizyonun bugün 72 milyon taksitle satıldığını görüp, okulların tatil olmasıyla küçük Ozan'ın kalem-defter masrafının aradan çıktığını düşünüp yine de avunacak bir şeyler buldular.
İthal hammaddeye dayalı olmadığı için yılbaşından bu yana sadece yüzde 15 oranında zamlanan sütün, ne denli faydalı bir gıda olduğunu, fiyatı yüzde 77 oranında artmasına rağmen hala kilogramını 400 bin liradan alabildikleri patatesle ne çok yemek yapılabildiğini farkedip, umutsuzluklarını dağıttılar. Ve psikiyatristlerin sözünü dinleyip, hayatlarını geçmişle karşılaştırmaktan vazgeçtiler. "Bugünün gerçeğine göre" yaşamanın yollarını buldular.
İŞTE KRİZİN YILMAZLAR'A MALİYETİ
(Milyon TL.)
| OCAK | HAZ. |
| Elektrik | 29 | 42 |
| Su | 6 | 9 |
| Sabit telefon | 20 | 26 |
| Cep telefonu | 20 | 26 |
| TV taksidi | 39 | 39 |
| Gıda | 170 | 220 |
| Kırtasiye gideri | 7 | 10 |
| Benzin | 50 | 110 |
| Köprü | 30 | 40 |
| Tüp | 6 | 13 |
| TOPLAM | 377 | 535 |
Psikiyatrist Dr. Emin Ceylan'dan kriz nasihatı
Hayatınızı geçmişle karşIlaştırmayın
İnsanlar ekonomi daralsa ya da gelirleri dolar bazında erimiş olsa bile kendilerini bir şekilde çekip çevirebiliyorlar. Ama asıl sorun gelecekle ilgili belirsizlik konusu. İşimi kaybedebilir miyim, yeniden iş bulabilir miyim kaygısı. Öncelikle bu belirsizlik şiddetli bir kaygı yaratıyor. Bu kaygının yoğunluğu nedeniyle kendi ekonomisini nasıl düzene koyacağı ikinci planda kalıyor. Bu yoğun belirsizlik de aslında yaşam standardının ani değişmesiyle ortaya çıkan depresyonun üzerini örtüyor. Belki o belirsizlik ortadan kalkınca depresyon ortaya çıkacak. Çünkü insanın yaşadığı büyük bir sorun varsa göreceli olarak küçük sorun gölgede kalır.
İnsanlar bu dönemde her zamankinden daha fazla çocuklarını düşünmeye başladı. Anne-babanın yaşı orta yaşın üzerinde ve çocuklar da küçükse, kaygı daha yüksek oluyor. Hemen hepsinde bunaltı var. Yaşamdaki ani değişim, postravmatik stres bozukluğu dediğimiz sonuçlara neden oluyor. Bu, psikolojik bir travma sonrası yaşanan paniğe benzer. Şiddetli çarpıntı, uykusuzluk, iştahsızlık ve hiç konsantre olamamakla birlikte giden yüksek endişe hali. Bu daha ilerlerse ve kişinin benlik gücü de zayıfsa kişi gerçeklerden kopabilir.
Bu durumun en etkili ilacı kabullenmeyi bilmektir. Mevcut yeni durumu eski durumla karşılaştırmadan kabul etmeliyiz. Yeni durum kendi başına bir durumdur. Belki çok daha kötü olan şeylere göre daha iyi bir durumdur. Şartlarımız bugün budur ve kabullenmeliyiz.
EKONOMİK KRİZ İTİRAFLARA YANSIDI
Uğurkan; Erkek (34)
Araba da gitti işim de gitti
Evliyim ve 2 oğlum var. Eşim mükemmel bir kadın. Mükemmel bile hafif kalıyor; harikulade. Zor bir çocukluk dönemim olduğu için, şimdiye kadar çocuklarımın her istediğini yapmaya çalıştım. Eşime de yaraşır olmaya gayret ediyorum. Ama bu hayattan nefret ediyorum. Hatta midemi bulandırıyor. 17 yıllık iş hayatımdan sonra, ilk defa işyerimden çıkartılacağımı sanıyorum. Üstelik tek suçum; üst yöneticime, kriz sonrası şirket arabasını altımdan aldığı için verdiğim tepki. O araba ile çocuklarımı gezdirip, pikniğe götürüyordum ve yaşayamadıklarımı yaşatmaya çalışıyordum. 25 Haziran 2001'de işsizler ordusuna katılacağım. Evim kira. Borçlarım var. Bu şirkette 2 yıldır çalışıyorum. Alacağım tazminat borçlarımı bile kapatmaz. 17 yılda burası üçüncü şirketim ve hep istek üzerine şirket değiştirdim. Yani hiç kovulmadım. Şu an, yıkılmış durumdayım. Kovulduğuma mı, işsiz kaldığıma mı üzüleyim. Hepsinden önemlisi, nasıl iş bulacağım ve çocuklarımın yüzüne nasıl bakacağım. Allahım bana bu acıyı yaşatmasın; intihar edemem, çocuklarım ortada kalır. Allah yardımcım olsun. Şimdiye kadar hiç iş aramadım, nasıl aranır onu bile bilmem. İçimden sürekli ağlıyorum. Kendime değil; çocuklarıma, öksüzlere, yetimlere, çaresiz anne ve babalara...
Zeta-jones; Erkek (21)
Burs aldım ailem bilmiyor
Babam 300 milyon maaş aldığı ve kalabalık ailemize rağmen bana yarıya yakınını gönderdiği halde, aldığım aynı miktardaki başka bir bursu ailemden saklı tutuyorum. Söylemeye de hiç niyetim yok açıkçası. "Para, para" laflarını duya duya çocukluğumu yaşayamadım, bari gençliğimi yaşayayım.
Mutsuz radyocular; Erkek (25)
Hayran çok ama para yok
Her gün yüzlerce mektup, telefon, e-mail geliyor. Binlerce hayranımız var. Ama yandaki büfeye gidip, bir tost alacak paramız yok. Çalıştığımız yerden, sahtekar yönetimden ve patron yalakalarından nefret ediyoruz. En yakın zamanda buradan ayrılmayı ve artık bu işten para kazanmayı istiyoruz. Sakın radyocu olmayın, eğer böyle bir hevesiniz varsa sadece hobi olarak ilgilenin.
İnformer; Erkek (25)
Baş parmağım açıkta geziyor
Bugün ayağımda 180 dolarlık bir spor ayakkabı var, ama çorabımın sol başparmağı delik.
* itiraf.com'dan alınmıştır.
|