kapat
24.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi


Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ERDAL BİLALLAR(ebilallar@sabah.com.tr )

Hukuka saygı!

Televizyonlara çıkan demokrasi havarilerine, gazetelerdeki köşelerinden ahkâm kesen kalemşorlara bakarsanız, Fazilet'in kapatılması demokrasi cinayeti!

Bence yanlış; işin aslı hukuk sisteminin işlemesi... Türkiye'nin hukuk devleti olduğunun bir kez daha tescil edilmesi...

Fazilet Partisi, padişah fermanıyla, bir ihtilal liderinin arzusuyla kapatılmadı... Anayasa Mahkemesi'nde dava açıldı... Bu davaya aylarca bakıldı... Deliller incelendi, savunmalar dinlendi... Yüce yargı sonunda kararını verdi...

Şimdi neyi tartışıyoruz? Kimleri neden eleştiriyoruz? Ve neden taraflı bilgilerle halkı yanlış yönlendirip, beyinlere "Yargıya, hukuk sistemine" inançsızlığı işliyoruz...

Merak ediyorum; şimdi gözyaşı dökenlerin, "Vah ki vah" diyenlerin, "Türkiye'nin kaybettiğini" ileri sürenlerin dava sürerken akılları neredeydi? Neden bir siyasi partinin kapatılmasını zorlaştıracak Anayasa değişikliği daha o tarihte gündeme getirilmedi...

Gelelim medyaya...
Tanklar balans ayarı yaparken alkışlayacaksınız.... Merve Kavakçı türbanla Meclis'e girdiğinde yuhalayacaksınız... Sultanbeyli'de, Fatih Çarşamba'da kara çarşaflıların fotoğraflarını yayınlayıp "Laiklik elden gidiyor" diye bağıracaksınız... Sonra da Anayasa Mahkemesi "laiklik karşıtı odak olma" tespiti ile Fazilet'i kapatınca köşelerden ağıtlar yakacaksınız...

Ve hatta Anayasa Mahkemesi üyelerini, fotoğraflarını yayınlayıp, altlarına "kapatma kararını şu üyeler verdi" diyerek hedef yapacaksınız...

*

SON SÖZ: Türkiye'nin daha çok demokrasi yanında, rol kesmeyenlere, daha dürüst yüreklere ihtiyacı var...

Köprüden geçen artık size "Dayı" demiyor!

Benim bildiğim zammı, maliyet artışı doğurur... Bir malın, bir hizmetin maliyeti artarsa, bu artış fiyata yansıtılır... Eğer zammın gerekçesi maliyet artışı değilse, bunun adı "Halkı kazıklamak" olur... Tıpkı köprüye yüzde 40, otoyollara yüzde 200 zam yapıldığı gibi...

Ankara'nın anlı-şanlı, kırmızı plakalı bir tek kişisi çıkıp İstanbullular'a bu zammın haklı gerekçesini açıklayabilir mi?

Veya; "Milletin parasını oy kaygısı ile bol keseden dağıttık, bu parayı çıkaracak yer ararken işin kolayına kaçtık" deme cesaretini gösterebilir mi?

Sizler İstanbullular'ı sağmal inek gibi mi görüyorsunuz?

Bahçeşehir'de, Avcılar'da, Büyükçekmece'de Pendik'te, Kartal'da, Tuzla'da, Avcılar'da oturan milyonlar her gün işlerine gitmek, evlerine dönmek için 5-6 milyon lira haraç vermek zorundalar mı?

Veya Anadolu yakasında oturup, Avrupa yakasında çalışanlar, okuyanlar köprüyü geçerken 2 milyon lira ödemek mecburiyetindeler mi?

Eminim ki; sizin gibi tuzu kurular yine kalkıp aynı ahkâmı kesecekler:

"Ben olsam 10 milyon lira yapardım... Otolarını kilitlesinler, otobüse binsinler! Böylece trafik de rahatlar!"

Beyler; hiç sabah ve akşam saatlerinde İETT otobüsüne bindiniz mi? Bırakın binmeyi; yağmurun ve güneşin altında duraklarda saatlerce rezillik çekenleri, gelen otobüse binme şansını yakalayanların ne halde indiklerini gördünüz mü?

SON SÖZ: Boğaziçi köprülerinin, TEM'in Tuzla-Büyükçekmece arasında kalan bölümünün artık kent içi yol olduğunu kabul edin... "Köprü maliyetini çıkarsın, geçişler parasız olacak" sözünü yerine getirin... Ve yıllardır enayi yerine koyduğunuz 15 milyon İstanbullu'nun zamanı geldiğinde bu zammın hesabını sizlerden soracağını bilin...

69 MİLLETVEKİLİNE
Beyler, İstanbullular sizleri Ankara'ya "Bu kentin ve bu kentte yaşayanların haklarını koruyun" diye mi gönderdi, yoksa liderlerinize yağ yakın, onların isteğine göre parmak kaldırın diye mi?

Neden bağıra bağıra gelen bu zamma Meclis kürsüsünden karşı çıkmadınız?

Neden, "Bunun adı zam değil, İstanbullular'a zulüm" diye bağırmadınız?

Neden bir kez olsun yürekli davranmadınız?

Söyler misiniz; Meclis tatile girince hangi yüzle İstanbul'a döneceksiniz? Sokaklarda yüzünüze karşı "Yazıklar olsun" diyenlere ne cevap vereceksiniz?

İkisi de vali!
Biri "Köylere hizmet götürmek" bahanesiyle Valiliğe 70 milyar liralık Volvo aldırıyor... Diğeri ise, "Devletin akaryakıtı boş yere harcanmasın" diyerek makam aracını bırakıp seyahate şehirlerarası otobüsle çıkıyor...

Amacım bir valiyi yermek, diğerini yüceltmek değil... Sadece halkı bilgilendirmek... "Öylesinin yanında böylesi de varmış" dedirtmek...

Gelelim iki olaya...
* Osmaniye Valisi İsmail Fırat'a 2000 model Mercedes 300S makam aracı ile 2001 model Renault Laguna yetmiyor, Köylere Hizmet Birliği'ne yaklaşık 70 milyar lira ödettirip içinde telefonu, buzdolabı, DVD çaları olan Volvo S80'i altına çektiriyor...

* Kütahya Valisi Aydın Güçlü ise geçen hafta oğlunun düğünü için eşiyle İstanbul'a geliyor... Ama makam aracı ile değil, Kütahya As Tur'un otobüsüyle... Düğünden sonra eşini İstanbul'a bırakıyor ve tek başına Bayrampaşa Otogarı'ndan otobüse binip Kütahya'ya dönüyor... Hatta otobüste yolcu az olunca, şoför sıradan bir yolcu zannettiği Vali'yi "Abi öne gel de biraz sohbet edelim" diye davet ediyor...

Ne dersiniz; öylesi yanında böylesi de varmış değil mi?

İĞNE

Niğde'de su kaçıranlar!
Niğde'nin Koyunlu Köyü'ne çiftçilerin tarlasını sulaması için bir gölet yapılıyor... Bunun için bazı tarlalar istimlâk ediliyor, müteahhide milyarlar ödeniyor... Ama gelin görün ki; gölet su tutmuyor... Göletin yanında tarlası kavrulan çiftçiler dertlerini anlatmak için gittikleri Valilik binasına alınmıyor, Vali Refik Aslan Öztürk'le konuşturulmuyor... Kısacası yalnız gölet değil, Niğde Valiliği'nin kapı görevlileri de su kaçırıyor!

DOĞRU SÖZ
Moda çok güzel bir şey olsa her yıl değişir miydi?

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır