kapat
24.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi


Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ALİ BAYRAMOĞLU(abayramoglu@sabah.com.tr )

Toplumun ölümü

İki gün önce şöyle demiştik: Türkiye FP "davasının niteliği"ni, kendi içinde simgelediği "hukuki ve siyasi tortuları" değil, kapatılma sonrası siyasi yelpaze ve dengelerin alacağı durumu tartışacak. Sonuç, parti kapatmaların kamuoyu nezdinde iyice "normalleşmesi"nin kanıtı olacak.

Öyle oldu...

Anayasa Mahkemesi tümüyle istikrar, devlet, siyaset mantığının içine hapsolarak tarihindeki en siyasi kararlardan birisini verdi, kullanabileceği en siyasi delilleri kullandı.

Mahkemenin FP'nin "laiklik karşıtı eylemlerin odağı" olmasına, Bekir Sobacı'nın TBMM'de yaptığı, 28 Şubatçıları kasteden, "sütü bozuk" kelimesi dışında çarpıcı, şaşırtıcı, ürkütücü hiçbir yön taşımayan bir konuşma ile Nazlı Ilıcak'ın Merve Kavakçı'nın yanında oturmasından yola çıkarak karar vermesi, değil "hukuk mantığı"nı, "siyaset mantığı"nı bile zorlamaktadır.

Gerçekten de Anayasa Mahkemesi'nin kararında, kararı açıklama zamanlamasında "piyasa ve istikrar kaygısı"ndan yola çıkması, Başbakan Ecevit'in karar sonrası piyasaları sükunete davet etmesi, açıkçası "demokrasi ve hukuk" açısından kamuoyu önünde oynanan, perde arkası açığa çıkmış bir "komedya"yı andırmaktadır.

Karar sonrası durum da, en az karar kadar vahimdir.

Türkiye kararla birlikte bir anda FP sonrası siyasi senaryolar ve siyasi istikrar tartışmalarının içine düştü. Bu tartışmalarda "sosyal" olan, başka bir deyişle, bir toplumsal kesim, FP'nin temsil ettiği hatırı sayılır kitle, neredeyse yok sayılıyor.

"Toplum siyasetin içine, siyaset de devletin içine" biraz daha hapsediliyor ve "28 Şubat"ın yarattığı bu "denklem", olduğu gibi sürdürülüyor.

28 Şubat'a ve RP'nin kapatılmasına rağmen FP'ye altı milyon civarında insan oy vermişti. FP'nin kapatılma biçimine, delillerin siyasi niteliğine bakıldığında; bu partinin şiddete bulaşmamış, şiddeti çağrıştırmamış, laiklik konusunda ise iddianın tersine, aşırı hassas davranmış olması dikkate alındığında, burada kapatılan ya da "cezalandırılanın, bir siyasi partiden çok, o siyasi partiye oy veren toplum, toplumsal kesimler" olduğu açıktır.

İşte bu çerçevede sorun, siyasi partide olmaktan çok, "devlet-toplum" ilişkisindedir.

Toplumun taleplerinin ideolojik gereklerle tasnif edilmesinde, asayiş mantığıyla okunmasında ve hukuktan, diğer devlet kurum ve organlarına değin tüm araçların, asayiş tedbirleri çerçevesinde seferber edilmesindedir.

Türkiye çok partili düzene geçtikten sonra, askeri müdahale dönemleri dışında, "toplumsal siyasetin ya da siyasetin toplumla bağının bu denli zayıflatıldığı, siyasetin ve toplumun bu denli marjinalize edildiği" pek az dönem yaşamıştır.

Çok gerilere gitmeye gerek yok; 1994'ten bu yana geçen döneme şöyle bir bakıldığında toplumsal nitelikli tartışmaların, toplumsal taleplerden doğan durumların hemen tümünün "askıya alındığı"; değil toplumun, siyasetin bile "istikrar ve milli güvenlik merkezli ideolojik devlet çeperine" sıkıştırıldığı bir sürecin gelişmesi adım adım izlenebilir.

Bugün sorun, bu sürecin "kalıcı ve sürekli" olmasındadır. Böyle oldukça bu süreç "aleni ve tabiileşmiş bir otoriterleşme"yi ifade etmektedir.

FP davası da; gerek kararı gerek karara dayanak olan delilleri gerekse basının süregiden "devlet bekası" mantığına dayanan tahlil ve tespitleriyle, bu sürecin doruk noktalarından birisidir.

Tablo ortada: Yarı otoriter Türk modernleşme modeli kendisini tashih edeceğine, tüm olumsuz yönlerini pekiştirerek kendisini üretmeye çabalıyor.

Ne var ki, toplum, toplumsal kesimler ve toplumsal talepler yok sayılmakla yok olmaz. Yok saymak, olsa olsa toplumsal bütünlüğü, daha doğrusu entegrasyon mekanizmalarını bozar ve daha derin devlet krizlerine zemin hazırlar.

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır