Fazilet Partisi'nin kapatılması
Bazı konularda Türkiye hiç değişmiyor. 3.5 yıl önce, Refah Partisinin 18 Ocak 1998'de kapatılması üzerine 22 Ocak 1998'de bu sütunda çıkan yazımın ilk bölümünü olduğu gibi alıyorum.
"RP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılacağını tahmin ediyordum. Dolayısı ile şaşırmadım. Ama üzülmedim desem yalan olur. Küçük de olsa, belki kapatmazlar diye bir umudum vardı.
Ben siyasi partilerin kapatılmasına karşıyım. Bunu her fırsatta ifade ediyorum. Türkiye'nin ulaşmış olduğu siyasi gelişmişlik düzeyinde siyasi partilere konan yasakların yarardan çok zarar getireceği kanısındayım.
Türkiye nüfusunun bir bölümü için din çok önemli bir kimlik. Bu somut bir olgu. Bu kesim şu ya da bu şekilde kendi sembollerini taşıyan siyasi hareketler oluşturacak.
Ayrıca, bu kesimin de demokrasinin getirdiği siyasi rekabet ortamı içinde yerini alması gerekiyor. Seçkinlerimizin bir bölümü bir türlü öğrenemedi ama, rekabetçi ortamlar toplumsal ve siyasi barışın tesisini engellemez. Tam tersine kolaylaştırır."
Gel de Türkiye siyasetinde tarihin tekerrürden ibaret olmadığına inan.
Hükümet sorumludur
NTV'de Deniz Gökçe ile bazen aramızda tartışma çıkıyor. Deniz krizlerden ve tüm ekonomik sorunlardan siyaseti ve hükümeti sorumlu tutuyor. Ben daha ince bir analizi savunuyorum. Bürokrasiye, IMF'ye, işalemine hatta vatandaşa da kabahat buluyorum. Deniz de bana kızıyor.
Fazilet Partisi olayında ise Deniz'e yüzde 100 katılıyorum. 28 Şubat'ın yıldönümüne bir ay kala Refah Partisinin kapatılmasından siyasi kadroları ve günün hükümetini sorumlu tutamazdık. Haksızlık olurdu.
Bu kez durum çok farklıdır. Hükümet kurulalı iki yıl doldu. Koalisyonun Meclis'te büyük bir çoğunluğu var. Ayrıca Fazilet Partisi'nin de kapatılma ihtimalini azaltan Anayasa ve siyasi partiler kanunu değişikliklerini desteklemesi normaldi.
Yani, gerekli hukuki düzenlemelerin yapılmamış olmasını siyaseten mazur gösterecek hiçbir neden bulamayız. Yağ vardır, un vardır, şeker vardır. Ama hükümet helvayı pişirmeyi becerememiştir.
Anayasa mahkemesinin tavrı da eleştirilebilir. Mahkeme mevcut hukuki çerçeveyi tefsir etme yetkisine sahiptir. Daha az otoriter ve devlet merkezli, daha liberal ve özgürlük yanlısı bir yaklaşımı tercih edebilirdi. Bu görüşlere ben de katılıyorum.
Ancak, esas sorun orada değildir. Hükümettedir. İki yıl boyunca siyasi reformlarda ayak sürülmesi Ecevit hükümetinin siyasi reform vizyonunun olmadığını iyice belirgin hale getirmiştir.
AB'ye tam üyelik konusundaki tereddütler ve hareketsizlik de aynı olguya işaret etmektedir. Aynı bütünün farklı tezahürleridir. Hükümetin siyasi ataleti Türkiye'nin demokratikleşmesini zorlaştırmakta ve geciktirmektedir.
Derhal Anayasa değişikliği
FP'nin kapatılması Anayasa değişikliğinin önemini bir kere daha tüm topluma hatırlatmıştır. En azından bundan sonra hükümetin ve Meclis'in 12 Eylül hukukunu kısmen de olsa temizleyecek düzenlemeleri hızla gerçekleştirmeleri gerekmektedir.
FP'nin kapatılmasının yarattığı zararın bir bölümünü telafi etmenin tek yolu buradan geçmektedir. Aksi halde sorunların daha da büyümesi ihtimali bence son derece yüksektir.
Ekonomik krizle de gördük. Bazen "bir musibet bin nasihatten daha yararlı" olabiliyor. Fazilet Partisinin kapatılmasının, Nazlı Ilıcak'ın milletvekilliğinin düşmesinin kamu vicdanında açtığı yaraya en iyi merhem Anayasa'nın ve siyasi partiler kanununun acilen Türkiye'nin ve demokrasinin gereklerine uygun hale getirilmesi olacaktır.