kapat
21.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
METİN MÜNİR(mmunir@sabah.com.tr )

Metin Münir aranıyor...

Haberi dün akşamüzeri gazetenin avukatından aldım.

"Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi hakkınızda tutuklama kararı almış. Polis tarafından aranıyorsunuz."

Neden?

"Pek bilemiyorum ama, galiba hakkınızda bir dava varmış."

Davanın konusu ne?

"Bir yazınızla ilgili ama ayrıntısını bilmiyorum."

Davayı kim açmış?

"Bilmiyorum."

Peki, aleyhimde bir dava varsa, neden beni mahkemeye çağırmadılar? Neden bana tebligat yapılmadı?

"Bilmiyorum."

Peki normal mi bu? Yani, insanların hakkında dava açılıyor, mahkemeye çağrılmıyorlar, sonra gelmediler diye tutuklanıyorlar. Olağan mı bu?

Avukat bu defa sualin cevabını biliyor. "Evet, maalesef olağan sayılabilir. Mahkemelerde pul parası yok. Kağıt bile yok. İmkânları sıfır. Onun için sizi mahkemeye böyle getirtiyorlar."

Harika. Telefonları da mı yok? Telefon rehberinde adresim yazıyor.

Peki, şimdi ne olacak?

Kafamdan bastırılarak uzun zamandan beri yıkanmamış bir polis Renault'suna sokulduğumu görür gibi oluyorum. Ceketimi elimde tutup bileklerimde kelepçe olduğunu kapının önünde biriken komşulardan gizlemeye çalışıyorum ama nafile. "Evinde bir ton eroin bulmuşlar," diye fısıldıyor komşulardan biri. "Hayır çocuk pornosu satıyormuş, zaten tahmin ediyordum" diyor bir diğeri. Sara ile Selim ağlıyor. Karım, bozuk aksanı ile "hayır, hayır, onu götürmeyin" diye bağırarak boynuma sarılıyor.

"O kadar endişe etmeye gerek yok," diyor avukat, endişemi bir kat daha artırarak. Biliyorum ki avukatlar ve doktorlar sadece endişelenecek bir durum olduğu zaman "endişelenmeye gerek yok," derler.

"Yarın sabahleyin bana gelin. Mahkemeye gidip ifade verirsiniz. Gözaltına alınmanıza gerek kalmayabilir. Ben karakolla konuşacağım."

Adalet Bakanlığı'ndaki bir tanıdığımı arıyorum. "Olmaması lazım ama," diyor "maalesef oluyor. Hem de sık sık." O kadar sık ki, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ayın 12'sinde Cumhuriyet Başsavcılığı'na "ihzar müzekkereleri," konusunda bir genelge yollayarak "zaman darlığı, pul yok v.s. gibi gerekçelerle" vatandaşların gözaltına alınıp mahkemelere sevkedilmesinden vazgeçilmesini istemiş. Bu, polisin bile "yakınmasına" neden oluyor, diyor Türk.

"Fakslayayım mı genelgeyi?" diye soruyor tanıdığım bey.

Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi'ne de fakslar mısın diye soruyorum. Ama fakslayacağını sanmıyorum.

Geçenlerde "Türkiye'de yargı bir felaket bölgesidir ve her Türk vatandaşı potansiyel bir yargı kurbanıdır," diye yazdığımda demek ki, kendi kaderimi öngörmüşüm. Acaba bende ileriyi görme özelliği mi var? Gazeteciliği bırakıp borsa ve döviz spekülasyonuna mı başlasam?

Hapishaneden yapabilir miyim?

Gazeteciliği bırakıp bir halkla ilişkiler şirketine mi girsem?

NOT: İrlanda gezisi ile ilgili daha üç yazım var. Ancak, kendi canımın derdine düştüğüm için bunları herhalde gelecek hafta başından itibaren yayınlayacağım. Eğer tabii, o gün zincirlerle duvara bağlanmış bir vaziyette, bir zindanda, şu anda ne olduğunu bilmediğim bir suçtan dolayı çürümeye başlamış olmazsam.

Düzeltme: Yazarımızın dünkü yazısında İrlanda'nın milli gelir rakamları yanlış çıkmıştır. Doğrusu, "1990 ile 2000 arasında, 10.000 Euro'dan, 27.000 Euro'ya" şeklinde olacaktır. Yazarımızdan ve okurlarımızdan özür dileriz.

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır