kapat
21.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Gerçek cahil kim?

Şu "Bilgi Çağı" şamatasının komik ama aynı zamanda insanı dertlendiren tarafı sadece yanlış çeviri ürünü olması değil...

Böyle bir çağ açıldı diye oturduğumuz yerden bilgili olacağımıza kendimizi inandırmamız da sorun...

Bunu en çok isteyen de medya tabii...

Bol bol "Bilgi Çağı"ndan söz ediyor medya ve insan içinden kuşkulanıyor; hani acaba "bu kadar çok 'bilgi'den söz edersem kendi cehalet çağımı da kapatırım" diye mi düşünüyor medya?

Oysa böyle olmuyor, olmaz da!

Önce sık vurguladığım noktayı bir daha açayım: Bu kavramın kökeni "Enformasyon Çağı."

Öyle bir çağ, öyle bir dünya ki gelişen dijital teknolojinin de katkısıyla her yerden enformasyon, yani biraz "eski" dille "malumat" akıyor.

Nereye? Her yere... Dünyanın en ücra köşelerine, en içine kapanık beyinlere kadar... Zorla... Neredeyse bir bombardıman halinde!

Fakat bir dakika!

Bilgi başka bir şey...

Enformasyona "bilgi" deme tilkiliğiyle "Cehalet Çağı"nı kapatacağını sanan toplumlar yanılırlar.

Öğrenilenler, haberdar olunanlar ve ham bilgi kırıntıları damıtılmış, edinilmiş, özümsenmiş BİLGİ'nin yerini tutmaz... Asla!..

***
Gelelim medyaya...

Kemal Derviş'in yedi sülalesini, en ince ayrıntılarıyla öğrenip bilme başarısını(!) gösteren medyaya şapka çıkarmamak olanaksız.

Ama...

Basitçe bir sağlık haberi vermeye kalkarken, okuru bir oturuşta kasa kasa portakal yemeye itip hasta edecek ölçüdeki cehaletini yepyeni bilgiler gibi sunan medyamız karşısında apışıp kaldığım da oluyor...

Portakalda, domateste veya başka bir yiyecekte insana iyi gelen ya da yararlı olan şeyin portakalın ve domatesin kendisi olmadığını; içerdiği antioksidanlar, vitaminler vesaire olduğunu çocuklar öğrendi, medyamız öğrenemedi.

Mars'a seyahat gibi doğrudan bilim haberlerini de bir yana bırakın.

Kamuoyu ile "seçmenin oyu"nu karıştıran yorum ve haberleri de...

Ancak...

Geçenlerde bir büyük gazetemizde de ne göreyim: "Kalp değil, beyin sever" başlıklı bir haber manşetinin altında büyük buluş(!) açıklanıyor: "Aşkla ilgili bir tabu daha yıkılıyor. Aşkın merkezi kalp değil, beyin çıktı."

Pes doğrusu!

Bu haberi yazanlar, "yürekten sevmekten" filan söz ederken eşlerine dostlarına, doğrudan o bir avuçluk organı mı kastederler, bilemem?..

Fakat mecaz diye bir şey var, değil mi? Şimdi "eğretileme" sözcüğüyle karşılanan bir söz sanatı. Yani sözcüğü gerçek anlamıyla kullanmayıp benzetme yapmak; gibilemek...

Olay bu kadar yalın!

Yoksa bir profesörün adını da kullanarak "Kalp sadece bir pompa" demek ne kadar komik kaçıyor...

***
Burada temel soru ne bilime, ne bilgiye, ne de enformasyon çağına ait...

Temel soru şu: Kim cahil kalmakta ısrar ediyor? Okur mu, gazeteci mi?

İnönü'de müze

Geçen sonbahardı... 8 Kasım günü...

Barselona'ya yazdan kalma güzel bir akşamın alacakaranlığı çökmüştü.

Şehrin üst kesimindeki dev Nou Camp stadı ışıl ışıldı. Beşiktaş'ın Barcelona'yla yapacağı Şampiyonlar Ligi maçı için erken saatte stada gelmiştik.

Hangi salona girdiysek, pırıl pırıl kupaları saklayan vitrinler karşılıyordu bizi...

Beşiktaşlı futbolcularla birlikte Nou Camp'taki soyunma odalarına giden tünele giren takım muhabiri dostlar heyecanla gelip anlattılar: "Abi, bizim çocuklar duvarlar boyunca Barcelona kulübünün tarihini ve başarılarını anlatan fotoğraflarla dolu bir tünelden içeri girdiler. Bir tuhaf oldular. Sıra sıra kupaları filan da görünce..."

Gerçekte asıl müze kulübün stadyuma bitişik idare binasındaydı. Ama koca Nou Camp'ın altına da üstüne de gösterişli bir müze havası vermişti Katalan kulübü...

Rakipleri ürküten, taraftarların ise sürekli göğsünü kabartan bir tarih gösterisi vardı stadın her yanında. Hatta oradaki 5-0'lık yenilgiyi bu ihtişamın eziciliğine bağlayanlar bile çıkmıştı.

Hepimizin içinden geçmişti: Beşiktaş-İnönü Stadyumu da Beşiktaş tarihiyle süslenemez mi?

***
Şimdi İnönü Stadyumu'nda böyle bir çabanın temelleri atıldı. İnternetteki taraftar sitelerinde yürekten gelen sevgi ve maddi destekle atılan tohumlar kulüp yönetiminin sahip çıkışıyla Ağustos ayında bir müzeye dönüşecek...

Çalışmayı yönlendiren BJK Yönetim Kurulu'ndan Fikret Orman'la konuştum.

Orman "Kupaların, fotoğrafların filan yöneticilerin masalarının arkasında süs gibi durmasına alışılmıştır" diyor; "Biz onun yerine halka açık, isteyenin istediği zaman gezeceği bir müze olsun istiyoruz."

Reşit Soley'in mimari projesini çizdiği müzeye McDonalds'ın karşısındaki kapıdan girilecek. Bine yakın kupanın yanısıra Beşiktaş tarihinin paha biçilmez kimi eserleri de, Baba Hakkı'nın kramponları gibi nostaljik değeri tartışılmaz eşyalar da sergilenecek...

Müzenin açılacağı günü iple çekiyorum.

AYNA
İnsan ancak gecenin yolunu izleyerek şafağa varabilir.

HALİL CİBRAN

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır