kapat
21.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )

İstanbullular'a çağrı

İstanbullu olmak ne kötü kadermiş, diyeceğim nerdeyse. Yıllardır -ve belki de daha yıllarca- altımızdaki toprağı dört buçuk metre öte savuracak olan o korkunç canavarı; büyük depremi bekleye bekleye yaşamak yeteri kadar zor değilmiş gibi, şimdi bir de radyasyonla çürüye çürüye ölme tehlikesi bindi başımıza.

Rus Kazak ve Azerbaycan petrollerinin İstanbul Boğazı'ndan geçmek için kuyruk yaptıkları yetmiyormuş gibi, şimdi bir de aynı yoldan tehlikeli kimyasal çöp taşınması gibi bir felâketle karşı karşıyayız. Yani, cayır cayır yanma riskinin üstüne bir de nükleer sızıntıdan zehirlenme riski bindi.

Dünyanın en güzel kenti, bir "Cehennem Kent" haline gelmek üzere.

Doğa ile Barış Derneği'nin verdiği bilgilere göre, Tengiz-Novorossisk Boru Hattı'nın işletmeye açılmasıyla bugün yılda 26.500.000 ton olan petrol geçişi ileride yılda 76.500.000 tona kadar ulaşacak. Yani, Boğazlar resmen petrol boru hattı gibi kullanılır hale gelecek. Hem de ne hat!

Uzmanlar, 304 km. uzunluğundaki bu su yolunun, kaza ihtimali en yüksek uluslararası deniz yollarından biri olduğu konusunda hemfikir.

Gemilerin 12-13 kere rota değiştirmelerini gerektiren keskin dönüşleri, 698 metreye kadar daralan noktalarıyla; güçlü üst ve alt akıntılarıyla, anafor akıntıları, girdapları, ani ve kesif sisleriyle denizcilere zor anlar yaşatan bu geçiş, bir yandan da asma köprüleri, yüksek gerilim hava nakil hatları, deniz dibi telefon kabloları, tatlı su nakil borularıyla bubi tuzaklarıyla döşenmiş gibi...

Ve bu yol aynı zamanda ana trafiği kesen bir şekilde; iki sahil arasında günde 2000 civarında karşılıklı sefer yaparak 1 milyona yakın insan ve 15 bine yakın aracın taşındığı yoğun bir yerel deniz trafiğine sahip. Siz doğal koşulların bu kadar çetin, trafiğin bu kadar yoğun olduğu bir güzergâhtan patlayıcı, parlayıcı, yanıcı kimyasal maddeler, nükleer yük ve atıklar geçiriyorsunuz.

Geçenlerde biri çok güzel benzetmişti; Kafkas petrollerini Boğazlar'dan geçirerek dünya piyasalarına çıkarmak ya da Batı'nın nükleer çöplerini bizim buradan geçirerek Urallar'a götürmeye kalkışmak neye benziyor biliyor musunuz? Manhattan'ın ortasından petrol boru hattı geçirmeye; Paris'te Seine Nehri kıyısında piyasa yapan insanların arasından nükleer atık taşıyan araç konvoyu geçirmeye benziyor.

Sorun New York'lulara bakalım: Manhattan'ın ortasından nükleer atık kamyonları geçirmeye kalkışılsa acaba ne yaparlarmış...

***
Bu durumda, İstanbullular'ın bir tercih yapması gerekiyor. Ya, "depremle birarada yaşamayı öğrenme"nin yanısıra, cayır cayır yanma ve radyasyon alma tehlikesiyle de birarada yaşamayı, hem de kucak kucağa yaşamayı öğreneceğiz; Ya da "Hayır" demeyi...

Ne Montrö ne de bir başka anlaşma, 13 milyon insanın topun ağzında yaşamasını öngöremez. 13 milyonluk bir kentin göbeğinden petrol boru hattı geçirilemez.

İstanbullular'ın, Boğazlar'ın bir petrol boru hattı olmadığını bilene bilmeyene hatırlatması, hem de kuvvetle hatırlatması gerekiyor.

İşte bugün, bu hatırlatma için iyi bir gün.

Şehrimizde toplanan "Dünya Enerjisiyle Bütünleşme Konferansı"na katılan petrol şirketleri yöneticilerine ve çeşitli ülke temsilcilerine, bu şehirde kurbanlık koyun gibi yaşamaya razı olmayacağımızı göstermenin zamanı.

Doğa ile Barış Derneği, bugün (perşembe) saat 16'da bütün İstanbullular'ı Beylerbeyi Koyu'na çağırıyor.

Boğaz'daki ölümcül trafiğe dur demek için...

Canını ve şehrini seven hemşerilere duyurulur.

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır