Duran bürokrasi çarkını yeniden işletebilmek, gözaltı ve savcı korkusu yüzünden iş yapmaktan korkan, bu nedenle de istifa hazırlığına giren bürokrasiyi yatıştırabilmek için memurlara dokunulmazlık geri getiriliyor. Devlet memurları ve diğer kamu görevlilerinin yargılama usullerine ilişkin yasada bir yıl önce yapılan değişiklik öncesinde de memurlar, işledikleri suçlar nedeniyle yargılanabiliyordu, dokunulmazlıkları ceza muafiyeti anlamı taşımıyordu. Ancak gördükleri işin özelliğinden dolayı yargılanmaları da özel hükümlere bağlanmıştı.
Eski sisteme göre memurların haklarında herhangi bir ihbar veya isnat olduğunda suç işleyip işlemedikleri önce ilgili teftiş kurullarının inceleme ve soruşturması ile belirleniyordu, haklarında rapor düzenleniyordu. Bu rapordan sonra da iş doğrudan savcılığa veya DGM'ye gönderilemiyor, dosya önce Danıştay'a gidiyordu. Danıştay suçlamayı ciddi görürse "lüzum-u muhakeme", aksi halde de "men-i muhakeme" kararı veriyordu.
Aralık 1999'da gerçekleştirilen yasa değişikliğine kadar sistem böyle çalışıyordu ve memurlar, suçsuz yere gece yarısı evlerinden alınıp sorgulanamıyordu. Tek istisna rüşvet ve irtikap suçları için bırakılmıştı. Bu gibi ağır suçlarda bugün olduğu gibi hiçbir teftiş ve ön soruşturmaya, Danıştay iznine gerek kalmaksızın soruşturma cumhuriyet savcılıklarınca yapılabiliyordu.
Aralık 1999'daki yasa değişikliği ile birlikte memurlar ve kamu görevlileri üzerindeki dokunulmazlık zırhı kaldırıldı. Ve bu zırhın kaldırılması ile birlikte yürütülen bir takım operasyonlarla, imzalı, imzasız ihbar mektupları ile bugüne değin en alt düzeydeki memurdan, genel müdüre kadar yüzlerce memur haklı haksız, suçlu suçsuz gözaltına alınıp günlerce sorgulandı, hakim karşısına çıkarıldı. Bazıları suçlu bulunsa da çoğunun daha sonra masum olduğu anlaşıldı. Ama hemen hepsi rüşvetçi bürokrat; yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşmış memur damgası yedi. Ve Türkiye öyle bir noktaya geldi ki, başta ekonomiyle ilgili, akçalı işlerle ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında bürokratlar evrak imzalamaktan korkmaya başladılar. Bazı kurumlarda bürokrasi çarkı durma noktasına geldi.
Bu durum, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması ve Emlak Bankası'nın tasfiye işlemlerini yürütecek olan Ortak Yönetim Kurulu'nu da etkiledi. Yeniden yapılandırma operasyonu sırasında gerçekleştirilmesi gereken işlemlerle ilgili dava bombardımanına tutulacağı ihtimali oldukça yüksek olan Ortak Yönetim Kurulu, sağlıklı işleyiş için tek çözüm yolunun personele dokunulmazlık sağlanması olacağı sonucuna vardı. Devlet Bakanı Kemal Derviş'in de benimsediği bu formül şimdi Meclis gündeminde olan yasaya eklenecek bir madde ile aşılmaya çalışılıyor. Ancak muhalefetin engellemesi bir yana iktidar milletvekillerinin de bunun anayasaya aykırı olacağı kanaatine varmaları nedeniyle bu girişim sonuçlandırılamadı.
Gerçekten de bu sorunu sadece Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Vural Akışık ve yönetim kurulunun diğer üyeleri yaşamıyor. Bütün bürokrasi bu tehlikeyle karşı karşıya. Fakat, Akışık ve ekibi, "dokunulmazlık olmazsa biz iş yapamayız, istifa ederiz" noktasında ısrarlı.
Onun için şimdi başka bir çözüm arayışı gündeme geliyor. Bir süredir Meclis gündeminde bekleyen Devlet Memurları ve Kamu Görevlilerinin Yargılamaları Hakkında Kanun'da değişiklik öngören tasarıya yeni bir madde eklenerek Meclis tatilinden önce çıkarılması üzerinde duruluyor. Eklenecek yeni madde ile memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması konusunda yine eski sisteme dönülmesi öngörülüyor. Yani, rüşvet ve irtikap dışındaki suç isnatları konusunda önce teftiş raporu, ardından da Danıştay'ın yargılama izni alınması yoluna gidilecek.
Bu düzenleme ile memurların asılsız ihbar mektupları ile tutuklanma ve gözaltı korkusunun ortadan kaldırılması hedefleniyor.