Yargının işine karışılmaz. Anayasa'ya göre yapılması gereken ne ise onu yapacaklar. Ama ben diyorum ki; keşke Anayasa Mahkemesi'nde böyle bir dava olmasaydı.
Keşke Fazilet Partisi, kapatılma noktasına gelmeseydi.
Çünkü Türkiye'nin bu partiye ihtiyacı var.
Bizde nedense işe hep ters taraftan bakılır ve önce parti kurulup, sonra yandaş topladığı sanılır.
Oysa büyük partiler; tarihsel kökleri olan hareketlere dayanırlar. Türkiye'de de ister kabul edelim, ister etmeyelim; dini inancı siyasi görüşünü etkileyen milyonlarca yurttaş yaşıyor. Eğer bir demokrasi yaratmak iddiasında isek bu kitlelerin de demokratik bir temsil hakkı olmalı. Yasaklamalarla, baskılarla insanları yıldırmak en yanlış yol. Ve ister istemez ters teper.
Mesele bu kitlenin taleplerini, demokratik sistem içinde meşru bir yerde tutabilmek. Bence Fazilet Partisi bu konuda hiç de kötü bir sınav vermedi. Refah Partisi'nin iktidar dönemindeki bazı aşırı milletvekillerinin, Türkiye'yi kan ve şiddetle tehdit eden söylemini benimsemedi. Fazilet Partisi'nin kamuoyunda öne çıkan isimleri; başta Recai Kutan, Bülent Arınç, Abdullah Gül, Mehmet Bekaroğlu, Mukadder Başeğemez olmak üzere, ağırbaşlı, sorumlu bir tutum benimsediler ve Cumhuriyet rejimine karşı radikal muhalefet yapmadılar.
Ayrıca Fazilet Partisi; Hizbullah gibi şiddet hareketleriyle hiç bağ kurmadı. Onları hiç yüreklendirmedi.
Şiddete yakın durmadığı gibi tam tersine en ağır dille kınadı. Türkiye'nin belini büken yolsuzluklarla ve soygunlarla da bir ilişkileri olmadı. Dolayısıyla Batı'daki Hıristiyan demokrat partilerin işlevlerine benzer bir Müslüman demokrat parti olma iddiası sergiledi.