kapat
17.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ALİ BAYRAMOĞLU(abayramoglu@sabah.com.tr )

Bitmeyen şarkı...

Kanaatim pekişiyor, aylar önce dile getirdiğim endişeler gerçekleşiyor ve değişmezler değişenlere, değişime galebe çalıyor. Değişimi devletin taşıması ne tür sonuçlara yol açarsa, tüm tarih boyunca ne tür sonuçlara yol açmışsa, bir kez daha onu yaşıyor Türkiye.

Dinamik ve edilgen bir toplum ile statik ama esnekliği sınırsız bir devlet yapısının ilişkisi üzerine kurulu gelenek, kendisini değiştirmeden tazeleme yolunda. Bunun yolunu; sistem içindeki askeri iktidarın, daha doğrusu eşitliği hiyerarşi, özgürlüğü itaat ile ikame eden, milli güvenlik ideolojisini güne uyduran, uydurdukça devlet iktidarını görülmemiş bir güce, hatta meşruiyete kavuşturan askercil zihniyetin karar mekanizmalarıyla olağan yollardan özdeş hale gelmesinde buluyor. Bu çerçevede her girdi, mevcut yapıyı pekiştirmek için kullanılıyor, oligopoller monopoller haline dönmeye yüz tutuyor, siyasi alan darlığı kurumlaşıyor.

Kamuoyunun açık toplum talebi, dış dinamiklerin değişim girdileri arttıkça; bunlara biçimsel olarak uyum sağlayan ancak içerik olarak demokrasinin temel kural ve kurumlarının işlevlerini asgariye indiren "atanmışlar iktidarı"nın güler yüzlü ve derinden gelen tesisini yaşıyoruz.

19. Yüzyıl'ın başından bu yana, ülke içinde ve dışında gidişat ve değişim hangi istikamette olursa olsun, değişmeyen; yeni sorunlara, yeni durumlara, yeni oyunculara şemsiye görevi yapan çatışma, mekanizma aynı...

Batı modernliğiyle 'devrimci' bir yöntemle tanışmanın travması bu.

Modernliğin iki temel unsurundan merkezileşmeyi benimseyen, farklılaşmayı ise yok sayan; yani merkezileşmenin katalizörü olan bireyleşmenin önünü tıkayan, buradan hareketle devlet dışında özerk alanların oluşumunu dışlayan bir modernlik uygulamasıyla ikiye katlanan bir travma...

Bu travma bir dönemler Türk sağının öyküsü olmuştu. Bu travma yüzünden, toplumsal eşitsizliklerin ve ahlâksal çöküntülerin faturası Batı modernliğine çıkarılmıştı, derin Türkiye tarafından. Batı'yla kültürel, siyasi temas, benzeşme, bu Türkiye'yi, sorunları mucizevi bir şekilde çözmesi beklenen köken mitolojisine doğru itmişti.

Bugün de itmeye devam ediyor.

Bugün ipi elinde tutan aktör farklı sadece. Milli çıkar, milli fayda, ülkenin kendine özgü şartları gibi söylemlere dayanan bir "milli bürokrasi", bildik sağı hem mağdur kılan hem ortak alan bir çerçevede bu kez Batı'yla kültürel farklılığı değil, politik farklılığı siyasileştiriyor.

Bugün coşan devletçi-milliyetçi zihniyetin ardında yatan, onu meşrulaştırıp, "toplumsal" kılan işte budur.

Mesele şunu farketmekte: Bu güdük modernleşmenin mimarları ile modernleşmeye tepkiden hareketle siyasallaşanlar; köken mitolojisinin kullanımı, buraya kaçış ve burada siyasallaşma açısından aslında aynı resmin iki sureti gibidir.

Kemalizm, İslamcılık, ülkücülük, solculuk köken üzerine kurulu tepkilerle siyasallaşmaktan öteye geçmemişlerdir. Aralarındaki çatışmalarda Batı kurumları parçalı ve keyfi olarak ele alınmış, referans haline getirilmiştir. Mağdurlar birey hakkından hareketle bireysiz kamu düzeni söylemini; diğerleri, farklılaşmayı reddeden insansız bir çağdaşlık söylemini yüceltir.

Kısacası, travma çift yönlüdür. Tüm grup ve aktörleri kuşatan bir travmadır.

Şarkın fiili otoritesi ile Batı'nın hayali bireyi arasındadır aslında çatışma. Hayali olan uzaklaştırıldıkça içine kapanır ülke. Fiili olana yaklaştıkça kaosla tanışır. Bu yıllardır böyle sürer ve süreceğe benzer.

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır