Şirazlı Sadi, 700 yıl önce yazdıklarında dinlemesini bilen akıllı insanlara "dostluk" ve "düşmanlık" hakkında şu öğütleri vermiştir:
Dostlar içinde bile sırrını ifşa etme. Ne bilirsin, belki sonra biri düşman olur. Düşmanına da elinden gelen her zararı yapma. Olabilir ki bir gün dostun olur. Bir sırrın gizli kalmasını istiyorsan, ne kadar itimadına layık olsa bile kimseye açma. Çünkü o dostun da dostları olur ve dosttan dosta sırrın fâş olur.
Susmak, sırrını birisine söyleyip de "aman kimseye söyleme" demekten daha iyidir.
......
Zayıf bir düşman sana itaat eder ve dostluk gösterirse maksad, vakit kazanarak kavi bir düşman olmaktır. Hükemâ,* "Dostluğun dostluğuna itimat edilemiyor düşmanların dostluğuna nasıl inanılabilir" demişlerdir.
......
Küçük düşmanı hakir saymak, azıcık ateşi ihmal etmeye benzer. Ateşi bugün söndürmek mümkün iken söndür, çünkü bir kere parlarsa cihanı yakar.
Düşmanı ok ile öldürmek mümkün iken öldür, yayını kurmaya bırakma.
......
Hükümdar, dostlarının itimadını sarsacak derecede öfkeli olmamalıdır. Zira hiddet ateşi önce sahibini yakar, ondan sonra karşıya, düşmana ya erişir ya erişmez.
......
İki düşman arasında sözü öyle söyle ki onlar birbirleriyle dost oldukları zaman mahçup olmayasın. İki kimse arasındaki cenk, ateş gibidir. Bedbaht gammaz ise odun taşıyıcıdır. Bugün düşman olanlar yarın bir aralık barışıp birbirinden memnun olurlar. Fitneci ise, ara yerde mahçup kalır. İki kişinin arasındaki ateşi alevlendirmek, alevlendirirken de kendisi ara yerde kalarak yanmak akıllı işi değildir.
Her kim ki dostlarının düşmanlarıyla sulh ederse dostlarını incitmek arzusunda bulunmuş olur. Ey akıl sahibi, düşmanlarınla oturup kalkan dosttan elini çek.
......
Düşmanın aczine acıma, çünkü kudret kuvvet kazanınca sana acımaz.
Düşmanı aciz gördüğün zaman mağrur olma, çünkü her kemikte ilik, her gömlekte insan vardır.
......
Düşmanın nasihatini kabul etmek hatadır. Fakat sen düşmanı dinle, sonra onun dediğinin aksini yap. Düşmanın "şöyle yap" dediği şeyden sakın. Sakınmazsan nedamet elini dizine vurursun.
Düşman sana ok gibi doğru bir yol gösterse sen o yoldan sap, onun doğru dediğinin aksine git.
......
Düşmanlar arasında cenk gördüğün zaman git, dostlarla rahat rahat otur.
Eğer düşmanları birbiriyle uyuşmuş görürsen; yayı kirişle, hisara gülle taşı.
......
Düşman her hileden âciz kaldığı zaman dostluk göstermeye başlar. Ondan sonra dostluk yapar gibi öyle işler yapar ki, diğer düşman yapamaz.
......
Yılanın başını düşman eliyle ez ki; eğer düşman galip gelirse yılanı öldürmüş olursun. Eğer yılan galip gelirse düşmandan kurtulmuş olursun.
......
Birisi Nuşirevan'a şu müjdeyi verdi: "Yüce Tanrı filan düşmanını dünyadan kaldırdı.
Nuşirevan cevap verdi: "Beni bırakacağını duydun mu, işittin mi? Hiç ölüme sevinilir mi? Düşmanın ölmesiyle benim için sevinmek olmaz. Ancak hatırlarım ki bizim hayatımız da ebedi değildir."
(*) Hak”m'in çoğulu. Burada "âlimler", "bilginler" anlamında.