kapat
17.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Aramızdaki boşluk!

İçimden bile olsa, "İnanmıyorum!" diye bağırmasını beceremem.

Daha beteri, donup kalamam da...

(Oysa içinizde köpüren hayatı cansız bir bedene geçici olarak hapsetmek, nasıl da kolaylaştırır sarsıntıyı atlatmayı!)

Üzerinde iri harflerle "Hotel des ƒtrangres" yazılı tabelanın altındaki kaldırımda öyle donup kalmayı isterdim tabii...

Karşıya geçmemeyi, Serap'ın yanına doğru gitmek yerine karanlığın içinde kaybolmayı isterdim...

***
Yıllar önceydi.

Aşıktık.

Başkalarını çevremizden teker teker uzaklaştırdığımız o "anti-sosyal kavgamızın" önce bizi öldüreceğini hissetmeye başlamıştık.

Ayrıyken duyduğumuz özlemin keskinliğine yeniliyorduk.

Birlikteyken de aramızdan ürpertici bir rüzgâr esip geçer olmuştu!

"Ayrılma vaktimiz geldi galiba!" dememden iki hafta sonraydı; bir stadyum konserinin şamatası içinde, dinlediğimiz şarkının sözlerini tekrarlar gibi fısıldamıştı kulağıma: "Yarın uçağım kalkıyor, hoşça kal!"

Boyun eğdim. Çünkü bizi uzaklaştıran, aşkımızın kendisiydi...

Aramıza mesafe koyan şey gözlerimize bakamayacak kadar yakınlaşmış olmamızdı...

***
Şimdi, yaşlıların yüksek ağaçların gölgesinde dev bilyelerle oynayarak ikinci bebekliklerinin tadını çıkardıkları, gençlerin güzel tembelliklerin de, hızlı çılgınlıkların da sonuna kadar gittikleri Akdeniz kıyısındaki o kasabada ne aradığımı sormayın!

Cuma akşamı kalabalığında Arap gençleriyle, Kuzey'den gelen uzun bacaklı kızların tek gecelik arkadaşlıklar kurdukları Che Bar'ın (artık sadece adlar ve markalar isyankâr!) yanındaki sandviççilerin önünde gördüm onu... Serap'tı...

Olmayacak şeydi!

Arkasından kararlı adımlarla sokuldum.

Nasıl her şey aynı yerde kalmış gibi oluyor böyle zamanlarda!

Aynı parfümü arıyor insan, o kokuya doğru çekiliyor!

Gırtlağını hafifçe zorlayıp, sonra dudaklarını öne çıkararak "gazeuse" dediğinde iyice emin oldum, sarı saçların arkasındaki yüzün Serap'a ait olduğundan.

Sonra çocukluğunda karıştığı bir sokak kavgasından kalma yamuk burnunu gördüm...

Kısık bir çığlık attı. "Aman Allahım!"

***
Saatlerce gezdik kasabanın sokaklarında, kıyı boyunda.... Durmadan konuştuk, anlattık. Mektuplaşmalarımızın solup tükenişinde kimin daha suçlu olduğu konusunda anlaşamadık.

Uzaktaki sinema festivaliyle ünlü şehrin üzerinde patlayan havai fişekleri seyrettik. Ara sıra birleşen ellerimiz öylesine sıcaktı ki...

Senegal işi ahşap oymalar satılan bir tezgâhın önünde oyalanırken "hâlâ aşık mıyız biz?" dedi birdenbire Serap.

Garip şey, karaciğerimin orada bir yırtık açıldı gibi geldi bana, sonra yırtılma bütün karnıma yayıldı, midem direndi, kalbim sarsıldı!

Birbirimizden geride kalan boşluğu kimse dolduramamıştı.

Ne yazık ki, arabasını park ettiği yere geldiğimizde bir başka "boşluğun" da var olduğunu hissedip yaşadık:

Sarıldık birbirimize.

Ellerim sanki gövdesinin içinden geçip bana değiyordu. Farkettim! Belini kavradığımda anladım ki, onu bir türlü kavrayamıyorum...

Onu kucakladığımda benim olmaktan çıkıyordu; hava kabarcığı gibiydi.

Aynı şeyleri o da yaşadı. Öyle sanıyorum...

Arabalarımıza atlayıp oradan hızla uzaklaşmaktan başka çaremiz kalmamıştı!

Ben otoyola çıktım.

Sımsıkı kavradım direksiyonu. Gaza bastım, bastım, bastım...

Beni durduran motosikletli polisler asla bilemeyecekler ki, o günden beri saatte 90 kilometreyi geçmiyorum.

Usluyum, sessizim.

Sadece kimi zamanlar rüyamda yüksek bir viyadükten "masmavi bir boşluğa" düşüyorum.

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır