Modern dünya ne kadar ilerledi, değil mi? Hepimizde şöyle bir inanç var...
Hani 10 - 15 yıl daha dayansak...
150 yıl yaşayacağız!
Sabahları omega-3 hapları...
Bünye düşünce ekinasya...
Sinirlenince yeşil kantaron...
Canın sıkılırsa kava kava!
Gün aşırı iki bardak buruk kırmızı şarap da cabası...
Yağlar eriyecek, kolesterol düşecek...
Bir avuç ceviz atıştır.
Kırmızı etten uzak dur.
Tavuk ye, yanında da sebze...
Öğün arasında da bol bol meyve!
Spor yap!
Haftada üç gün en az 35 dakika yürü...
Yürümediğin günler Pilates uygulamaları...
Yoga, derin nefes, meditasyon...
İnternet üzerinden konsültasyon.
Hedef daha uzun, daha mutlu yaşam
Doğayla uyumlu, iç huzurlu bir ortam.
Yıl 2001, mevsimlerden yaz.
Gazetede haber: Mucize diyet kiraz!
Ben sanıyordum ki...
Bütün bunlar modern çağlar düşünceleri...
Nereden bilebilirdim ki...
Bin küsur yıl geriye gittiğimizde, bütün sorulara cevap dizeler var!
Adam oturmuş, uzun yaşamın sırrını yazmış...
Dizelerde bir sihir olsa gerek ki...
Bugüne kadar ulaşmış.
Şiiri Dharma Yayınları'nın, "Tao Sessizdir" kitabında buldum...
Dilimize çeviren Cem Şen.
Okuyacağınız şiiri 833 yılında yazan Po Chu - I,
(şiiri İngilizceye tercüme eden Arthur Waley, Translations from The Chinease, New York: Alfred A. Knopf, 1941).f
Sizi şiirle baş başa bırakıyorum...
Boş bir anımda geçmiş günleri düşündüm;
Sanki eski dostlar odada oturuyorlarmış gibi geldi.
Ve ardından "acaba şimdi neredeler" diye meraklandım,
Tıpkı dökülen yapraklar gibi
Onlar da akan ırmaklarla kayboldular.
Han Yu, kükürt tabletleri yuttu,
Ama küçücük bir hastalık onu mezara soktu.
Yuan taşı sıksa suyunu çıkarırdı,
Ama daha yaşlanamadan gücü yokolup gitti.
Üstat Tu, "Sağlığın Sırrı"na sahipti:
Bütün gün baharattan ve etten uzak dururdu.
Efendisi Ts'ui, güçlü bir iksire güvenerek,
Kış boyunca yazlık elbiseyle dolaşırdı.
Lakin kimi hastalıkla, kimi de ani bir ölümle
Ama hepsi de daha orta yaşı görmeden göçüp gittiler.
Bir ben, kendimi hiçbir şekilde perhize sokmayan,
Gençliğinde her türlü şehvete ve arzuya
Yumuşak bir şekilde boyun eğen ben,
Uzattım o sıkıcı yaşam süresini;
Damağı en lezzetli eti arzulayarak,
Ve ne bizmuttan ne de kalomelden bir şey anlamayan ben...
Acıktığımda yutuverdim buharı tüten yemekleri,
Susadığımda donmuş nehirden içtim suyumu,
Şiirlerle hizmet ettim ruhlarına beş organımın,
Üç yaşamsal bölgeyi şarapla yıkadım.
Bu yaşıma kadar sağlıklı ve sağlam bir şekilde yaşadım.
Bir tek dişim bile eksik değil;
Bacaklarım ve gövdem bana hâlâ hizmet ediyor.
Yetmişimci yaşımı yeni bitirdim.
Ama halen karnımı doyuruyor, bebekler gibi uyuyorum.
Kadehimde duran şarabı mideme yuvarlıyor
Ve geri kalanını göklere bırakıyorum.