kapat
17.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )

"Bay Münferit" zor durumda

Bay Münferit'i hepimiz yakından tanırız. En olmayacak kötülüklerin, büyük tepki çeken suçların, hiçbir şekilde savunulamayacak haksızlıkların vukuundan hemen sonra ortaya çıkar, suçu üstüne alır ve ortaya çıktığı gibi sessizce yokolur. Ondan sonra yeni bir suça kadar kimse ne yüzünü görür, ne de izini bulur.

Bay Münferit aslen devlet memurudur.

Ama ne kadrosunu, ne kıdemini, ne de baremini kimse bilmez. Esasında kendisi libero çalışır. Nerede, ne zaman göreve çağırılırsa orada ortaya çıkar. Boş vakitlerinde, devletin en karanlık koridorlarının en kuytu köşesine bir sandalye atıp "adının okunmasını" beklediği rivayet edilir. Amirlerinden biri adını okuduğunda, yani "münferit bir hadise"den sözedecek olduğunda, derhal görev yerine koşar, belli bir kuruma yönelik saldırılara karşı göğsünü siper eder; işi bitince de yine devletin uçsuz bucaksız derinliklerinde gözden kaybolur.

Bay Münferit'in bütün suçları böyle rahatlıkla üstüne alması, savunma bile yapmadan, hiç itirazsız kabullenmesi cesaretinden ya da salaklığından değil, yargılanamaz oluşundan gelir. O, yargı-üstü'dür. Bay Münferit'in kurbanı olmanın en kötü tarafı da zaten budur. Onu cezalandırmanın, ondan intikam almanın imkânı yoktur. Daha doğrusu, şimdiye kadar yoktu. Ama şimdi Bay Münferit'in bulunduğu karanlık delikten çıkarılıp yargılanması, cezalandırılması ve görevden alınması için bir umut doğdu.

***
Konu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'yi 1993'teki Lice olayları nedeniyle 4 trilyon lira tazminat ödemeye mahkum etmesiyle gündeme geldi. AİHM, Lice olaylarında devletin ağır insan hakkı ihlâli yaptığına hükmetmişti.

AİHM suçu devlete yüklüyor; devlet yine her zamanki gibi, "Ben yapmadım, Bay Münferit yaptı" diye topu Bay Münferit'e atıyor; sonuçta Bay Münferit de ortada olmadığı için, tazminatı ödemek bizlere, Lice'ye hiç yolu düşmemiş; insan hakkı ihlâlini aklından geçirmemiş biz vergi mükelleflerine düşüyordu. Bu artık böyle devam edemezdi. Çünkü, bu tazminatlar münferit hadiseler olmaktan çıkmış, bütçeye ciddi bir yük olmaya başlamıştı. Ayrıca zaten, Ulusal Program'da da insan hakları ihlâlleri nedeniyle Türkiye'nin AİHM tarafından çarptırıldığı cezaların ihlâle yol açan görevliye ödettirilmesi için 2002'nin sonuna kadar yasal düzenleme yapacağı vaadedilmişti.

İşte bu noktada, yeni İçişleri Bakanımız Rüştü Kâzım Yücelen'in sevindirici bir çıkışına tanık olduk. Yücelen, dün basında yer alan demecinde şöyle diyor: "İnsan hakkı ihlâlini kim yaptıysa cezasını da onun ödemesi gerekir... Devlet görevlisi vatandaşa kötü muamele, işkence yapıyorsa cezasını da, tazminatını da ödemeli. Yasaların buna izin verip vermediğini şu anda bilmiyorum... İzin vermiyorsa, yasa düzeltilmeli."

İlk bakışta parasal endişelerden kaynaklanan basit bir yasa değişikliği gibi görünen bu değişiklik, aslında devlet memurluğu kavramında; memur/halk ilişkilerinde radikal bir değişimi müjdeliyor. Çünkü mevcut düzenleme; yani devletin suç işleyen memurunu kendi koruyucu kanatları altına alması; onun yol açtığı zararı kendi üzerine alması, ideolojik bir muhteva taşıyor. Devlet bu davranışıyla, tıpkı soylu bir efendi gibi davranıp, hizmetkârı bir suç işlediğinde, onun önüne geçip, "onu almak için önce beni çiğnemelisiniz" demiş oluyor. Ve bu şövalyece davranış karşılığında ondan -yasalara sığmayan, yasalarla belirlenmiş görev ve yetki tanımlarının ötesinde bir "görev" bilinci, kayıtsız şartsız sadakat ve itaat bekliyor. Meseleye böyle bakıldığında, yapılmak istenen değişikliğin önemi de kendiliğinden anlaşılıyor. Çünkü bu değişiklik, devlet-memur ilişkisinin üzerinde kurulduğu bu temeli sarsıyor, "hamilik/sadakat" denklemini bozuyor. Eğer bu değişiklik gerçekleşirse, devlet memurları da tıpkı diğer vatandaşlar gibi, kendi tutum ve davranışlarının sorumlusu olacaklar. Suçun bireyselliği ilkesi, "idare"nin kalın duvarlarına çarpıp tuz buz olmayacak. Memurlar suçun bedelini bizzat ödeyeceklerini bildikleri zaman gerçekten de "münferiden" davranacaklar. Vatandaşın karşısına, kendi davranışlarından sorumlu bir birey olarak çıkan memur, kendi iradesini aşan uygulamaların bir parçası olduğu vakit buna isyan edecek, yasalara uygun olmayan emirlere karşı gelecek. Belki de hepsinden önemlisi; münferit suçların ayrılıp münferiden cezalandırılması, kurumsal suçların da kabak gibi ortaya çıkmasına yol açacak. Bay Münferit'i yardıma çağırmak eskisi kadar kolay olmayacak.

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır