  
"Türkiye'nin kurtuluşu size bağlı"
Versailles Sarayı'ndaki toplantıların ikinci gününde, Alman ekonomist Detlef Kotte, IMF ve Dünya Bankası'nın işlevlerinden söz etti. Birleşmiş Milletler'in ticaret ve gelişme konferansını organize eden Kotte sözü bir ara Asya ve Türkiye krizlerine de getirdi ve bu krizlerde IMF'in suçu olmadığı görüşünü ileri sürdü.
Bir yandan da itiraf ediyordu ki IMF ve Dünya Bankası'nda, üye devletlerin yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının da dikkate alınması çabaları pek sonuç vermemişti. Bu kuruluşlar hâlâ gelişmiş ülkeler tarafından kontrol ediliyorlardı.
Hatta belki de bu ülkelere G-7 yerine, G-1 bile denebilirdi artık; ABD'yi kastediyordu.
IMF'in Türkiye'ye yardımı ise, paralarını bu ülkede riske atmış olan yabancı özel alacaklıların bu paraları kurtarması için yapılıyordu.
***
Sarayda verilen öğle yemeğinde IMF Avrupa Bürosu Direktörü Flemming Larsen'le uzun uzun konuşma fırsatı bulduk.
Danimarkalı olan Larsen, kendisiyle İsveç dilinde konuşmam üzerine hemşehrisini bulmuş gibi oldu. Ne de olsa ana dil tutkusu herkeste aynı ve Danca da İsveççeden sadece şive farkıyla ayrılıyor. Konuştuklarımız bir röportaj değil de yemek sohbeti olduğu için sadece izlenimlerimi aktaracağım.
Larsen, Türkiye'ye ilişkin umutlarını tam anlamıyla Kemal Derviş'in programına bağlamış.
Eğer zihniyet ve sistem değişikliği gerçekleşebilir de bu program harfiyen uygulanabilirse kurtuluş umudu olduğunu söylüyor.
Ama programın yürümemesi ya da aksatılması halinde bir felâkete sürükleneceğimiz kanısında. "Bu program yürümezse neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Durumunuz o kadar kritik" diyor.
Türkiye'deki siyasetin Kemal Derviş'in altını oyması, Derviş'e karşı çeşitli tuzaklar hazırlaması da bir ihtimal olarak yerli yerinde durmakta.
İşte bu olasılık, Flemming Larsen'i çok kaygılandırıyor. Aslında bütün bunlar bilinmedik şeyler değil. Ama bu gerçeklerin bir IMF yetkilisi tarafından yüzünüze karşı bu derece inançla tekrar edilmesi, durumun hiç şaka kaldırır tarafı olmadığının da göstergesi.
"Türkiye kurtulur mu?" sorusuna "Bu tamamen size bağlı" diye cevap veriyor.
"Peki, ne yapmalıyız?" sorusunu ise "Derviş'in programının arkasında durun" diye yanıtlıyor. "Şu anda Derviş'e gösterilen halk desteğinin, dış karar mekanizmaları üzerinde de büyük etkisi var. Bu halk desteği görüldüğü içindir ki Türkiye'ye bu kadar muazzam bir yardım sağlanıyor."
Açıkça söylemese bile Larsen'in sözlerinden çıkan, IMF'in şu sırada Türk halkına ve Derviş'e güvendiği ama yerel siyaset oyunlarından da çekindiği.
***
Daha sonra söz Cottarelli ve Kahkonen'e geldi. Larsen'e özellikle Cottarelli'nin Türkiye'de bir halk figürü haline geldiğini ve neredeyse bir pop starı kadar meşhur olduğunu anlattım.
"Biliyorum" dedi. "Ve bu durum bizi çok rahatsız ediyor. Aslında Cottarelli de Kahkonen de son derece ciddi ve sadece işlerini yapan profesyonel insanlar."
Ben de ona bu durumun Cottarelli'nin suçu olmadığını, Türkiye'de herşeyin süratle magazine dönüştürüldüğünü anlattım.
***
Bir ara ayaküstü görüştüğümüz etkili Fransız politikacılarından, eski kabine üyesi Edmond Alphandery de ilginç bir şey söyledi.
"Amerikalılar Türkiye'ye destek verirken biz Avrupa olarak sizi yalnız bıraktık." dedi. "Bu eleştirimi pazartesi günü Merkez Bankası Yönetim Kurulu'nda da dile getireceğim."
Günün sonunda bu konuşmalardan aklımda kalan en çarpıcı cümle şu oldu:
"Türkiye'nin kurtuluşu size bağlı!"
İşte gerçek bu.
Eğer biz Türkiye'nin geleceğini bir takım küçük siyasi ayak oyunlarına kurban edersek, kabahati kimsenin üstüne atamayacağız artık. Suçlu aradığımızda sadece aynaya bakmamız yetecek.
|