  
Ada'da hüzün var
Hüznün vezni, aruz olacak değil ya. Hüzün; hece hece, nokta nokta, her yerde.
Gündüzün 42 derece sıcağında, can sıkıntısıyla bulamaç oluyor.
Pelteleştirdiği bedenlere hapsolup kalmış ruhların tek çaresi, yarı uykulu gece ayazını beklemek.
Zaten, beklemek ve sabır, Kıbrıslı'nın asıl (yoksa asil mi?) hali.
***
Ada yüzlerce (TC için onlarca?) yıldır, sonsuz bir şimdiyi yaşıyor.
Bu sonsuz şimdiyi, Magosa'yı çevreleyen Venedik surlarının çevresinde de hissediyorsunuz. Mahur yatsı ezanlarının yankılandığı Lala Mustafa Paşa Camii gölgesindeki Namık Kemal zindanının, şimdi çay bahçesi olan sahanlığında da... St. Nikolas'ın taşları kanaviçe muamelesine tabi tuttuğu görkemli gotik katedrali, Kanuni Sultan Süleyman'nın hazinesine yük olmamak için, Kıbrıs Fatihi Lala Paşa tebdilattan, tadilattan geçirtmiş, cami yapmış.
Şair'in "O ezanlar ki, dinin temeli" dediği şahadetini, bu cami dört yüz küsur yıldır sürdürüyor.
Bunun için de, bin BM kararından çok daha muhkem bir tapu belgesi. Türkiye'den gelenler için de, buralılar için de camiin gölgesinin serinlettiği bu taş meydan, günün ve yılın her saatinde, her gününde, Ada'nın en huzurlu yeri.
Sonsuz bir şimdide yaşamaya isyan hayalleri kuranlar için de, öylesine vaatkâr ki. Ortalıkta, uykulu niyet tavşanları değil ama, 'avare kuşlar' dolaşıyor. Niyetçi, birinin gagasından şu minik kağıdı uzatıyor: Artık öte günlerden benim hayatıma gelen bulutlar, yağmura ve fırtınaya gelmiyor, onların gelişi, benim guruba yaklaşan göğümü, renklendirmek için."
***
Sonsuz şimdide yaşamaya isyan düşleri kuranlar, gelincik çiçeklerine hasret kaldırım serçelerinin kanatlarında, uzak iklimlere kanat vuruyolar.
Bezgin bir hoparlörden, güneşte kavrulan plastik boş masalara, sandalyelere doğru söylenen o pörsük şarkı bile buna engel olamıyor.
-Kenarlarda köşelerde, kadehlerde şişelerde, sen gönlümden başka yerde...
***ö
Parlamentoda yeni koalisyonun programı tartışılıyormuş.
Bir sözcü tam 5,5 saat konuşmuş.
Belli ki, mebuslarının sabrı gibi, KKTC Meclisi'nin klima sistemi de müthiş.
Sonsuz şimdinin en buruğunda, donmuş bir kare olarak bekleyen Famagusta-Maraş'a uğramaya ne hacet; salıncakları, kaydırakları kırık bir çocuk parkı kadar hüzün verici başka şeyler de var Ada'da:
Yerel gazeteler
Köşelerindeki hüzün tarif edilir gibi değil. İşte çok okunanlardan birinin, "siyah tül örtü" başlıklı başyazısından bir iki satır:
- Gün ortasında karanlığı yaşamanın acısıyla kıvranıp duruyoruz. Dört yandan kuşatılmışlık, kederler içindeyiz. Hiçbir şey heyecan vermiyor artık. Uluslararası savaş sözleşmeleri bile kapsamıyor bizi. Tüm kalleşliklerimizi, kahramanlıklarımızı siyah tül örtülerle sarmalamışız. Nasılsınız sorusuna verdiğimiz yanıt, "hiç". Yaşama ilişkin düşüncelerimiz "hiç". Geleceğe dair umutlarımız, "hiç" . (Kıbrıs Gazetesi, 16 Haziran 2001 Cumartesi)
Ada'da ona yakın günlük gazete çıkıyor. Çoğu bunun gibi...
Nedeni , "Hüzün satar" diye düşünmeleri mi? Yoksa kötümserlik ve can sıkıntısı kolera gibi Ada'ya yayılırsa, altından bir çözüm muhakkak çıkar, çıkartılır türünden bir hasta hesap mı? Konuşma fırsatı bulduğunuz hemen hemen her adalı; enflasyon, işsizlik, suç işleme ve hortumlama dahil, birçok olumsuzluğun buraya hep Anavatan'dan bulaştığına inanıyor.
Gazetelerin çoğu da bu düşünceyi ve ruh halini en usta biçimde "sistematize" ediyor. Amaç, acaba adadaki hüzün ve hiçlik duygusunu yoğunlaştırarak, "tarafları" bir yerlere yöneltmek mi? Ama sonuç sizin için değişmiyor. Yılın en uzun gününe üç gün kala, üç günlüğüne geldiğiniz Ada'da, ruhunuz tarifsiz bir sıkıntının cenderesine sıkışıp kalıyor. Birilerinin neredeyse otuz yıldır, kimsenin burnunun kanamadığı, kimsenin ulusal onuruyla oynanmadığı Ada'ya Makedonya'dan, Arnavutluktan haberler getirmesi gerek.
|