Akıl hastanesinin birinde, akıl hastalarından biri, duvara çivi çakmaya uğraşıyormuş.
Ancak çiviyi ters tutuyormuş elinde; baş tarafını dayamış duvara, sivri ucuna vurarak çakmaya çalışıyormuş.
Bir başka akıl hastası gelmiş yanına:
- Çiviyi yanlış duvara çakıyorsun, demiş. Bu çivi bu duvarın değil, karşı duvarın. Görmüyor musun sivri ucu ne yöne doğru?
Elinde ters tuttuğu çiviyi çakmaya uğraşan hasta:
- Doğru, demiş; ve elindeki çiviyle karşı duvara doğru yürümeye başlamış:
- Peki, sen nasıl öğrendin hangi çivinin hangi duvarın olduğunu?
- Ben buraya gelmeden önce, siyasetçiydim. Ankara'da ekonominin çivisi çıktığı zaman, beni çağırmışlardı; çiviyi yeniden çakmam için...
- O zaman mı öğrendin, hangi çivinin hangi duvara çakılacağını?
- Hayır, onu zaten biliyordum.
- Peki, çakabildin mi, ekonominin çıkmış çivisini?
- Çok uğraştım çok... Ama sonunda çivinin plastikten olduğu anlaşıldı.
- Ya ekonomi?
- O da ıslak paçavradanmış.
- Sonra ne oldu?
- Ahmaklarla uğraşmaktansa, biraz da delilerle uğraşayım, dedim; kalktım buraya geldim işte...
Gemiyle yolculuğa çıkmış, genç ve güzel bir kadının güncesinden:
Birinci gün...
Yolculuk çok iyi başladı, sevinçten uçuyorum.
İkinci gün...
Kaptanla tanıştım, yakışıklı bir adam..
Üçüncü gün...
Kaptan bana kur yapıyor, neşeli saatler yaşıyoruz.
Dördüncü gün...
Kaptan kendisinin olmazsam gemiyi batıracağını söyledi.
Beşinci gün...
Gemiyi kurtardım, içim rahat.
Söylentilere bakılırsa Ankara'daki bazı siyasetçiler de, gemiyi kurtarmak için, kaptanın her isteğine uymak gerektiğini anlatıyorlarmış.
Tek zorlandıkları nokta, kaptanın kim olduğunda bir türlü kesin bir karara varamayışlarıymış.
Yine söylentilere göre, bazıları pantalonları aşağı indirmişler, öyle arıyorlarmış kaptanı..
Ünlü heykelci Rodin'e:
- Bu güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz, diye sormuşlar.
Rodin:
- Taşın fazla tarafını atıyorum; geriye heykel kalıyor, demiş.
Ankara'da iyimser bir politikacı, Rodin'in bu sözünü tekrarladıktan sonra:
- Biz de, dedi; politikadan sinsi talanlarla iri yalanları çıkarabilsek; geriye çağdaş bir demokrasi kalacak..
Karşısındaki politikacı o kadar iyimser değildi:
- Evet ama, dedi; yine de bir kuşku düşüyor insanın içine; ya geriye hiç bir şey kalmazsa..
Kiracı telefonu açıp, ev sahibine vermiş veriştirmiş:
- Fare bolluğundan oturamaz duruma geldik evde...
Ev sahibi inatla:
- Benim evimde fare yoktur, diyormuş.
- Gel bu akşam da, göstereyim var mı, yok mu?
Ev sahibi daveti kabul edip, kiracısına gitmiş o akşam.
Kiracı bir lokma peynir koymuş salonun bir köşesine. Hemen bir fare fırlayıp, yemeğe başlamış peyniri.
Ev sahibi:
- Bir fare için bu kadar gürültü etmeye değmez, diyormuş.
Kiracı, bir lokma peynir daha koymuş salonun başka bir köşesine. İkinci bir fare daha çıkmış salona...
Ev sahibi:
- Topu topu iki fare, diyormuş.
Kiracı, bir lokma peynir daha koyunca salonun üçüncü bir köşesine; bu kez bir balık çıkmış ortaya...
Ev sahibi şaşkın:
- Bu balık da ne, demiş.
Kiracı sert sert başını sallamış:
- Hele şu fare sorununu bir çözelim, rutubet işini ondan sonra konuşacağız...
Rivayet ediyorlar ki, kiracının adı Kemal Derviş'miş..