|
|
 |
| |
|
Emel Sayın bir vurdu dünyam karardı
'Ya Allah' deyip kalın sopayı alnımın ortasına yapıştırdı. 'Emel Sayın'ın fendi Arkın'ı yendi' dedirtir miyim? En öldürücü karete vuruşuma hazırlandım ki, gözgöze geldik. Eşsiz yeşil gözlerine bakayım derken, ikinci sopayı yedim. Kafam, yüzüm paramparça oldu
Yeşilçam'ın 'Kara Murat'ı Cüneyt Arkın, hatıralarını kaleme aldığı 'Adını Unutan Adam' adlı kitabını tamamlayarak baskıya verdi. Sanat dünyasına verdiği 38 yılda, 400'ün üzerinde filmde oynayarak, bir rekora imza atan Arkın'ın kitabının önümüzdeki hafta içinde piyasada olması bekleniyor.
Ortaokuldan bu yana günlük tuttuğunu belirterek, "Günlüklerimin sayfası binleri aştı. Şiir ve öykülerim de vardı. Bir dönemler köşe yazarlığı da yapmıştım. Köşe yazarlığının verdiği tecrübe ile tüm yazdıklarımı yeniden süzgeçten geçirerek kitabıma aktardım" diyen ünlü sanatçı, kitabının yalnızca hatıralardan oluşmadığının altını çiziyor ve ekliyor:
"Kitabımda ulus olarak çektiğimiz sıkıntıları, acıları ve o dönemin Türkiyesi'nin arkasında yatan sosyo-ekonomik olayları da gözler önüne sermek istedim. Umarım başarılı da oldum."
İşte, yaşantısı boyunca eleştirilere karşı tahammülsüz bir üslup takınan Cüneyt Arkın'ın kendisini de bol bol eleştirdiği ve 'ti'ye almaktan geri kalmadığı kitabından gün yüzü görmemiş bölümler...
FARE KADAR ZAVALLIYDIM
Eşiği geçip, içeriye adımımı atmıştım ki Emel Sayın, "Ya Allah" diyerek kalın sopayı tam alnımın ortasına yapıştırdı. Sendeleyip, duvardan güç almak için o yana kayarken ikinci darbeyi de yedim. Bu seferki vuruş tam yerine oturmuştu. Bir an kendimi boşlukta hissettim, gözlerim kaydı. Başım mı dönüyordu, yoksa Emel Hanım mı etrafımda fır fır dönüyordu çıkartamadım. "Bre medet" demeye kalmadı, üçüncü darbe elmacık kemiğimin üzerindeki hassas, ince deriyi 'cart' diye yırttı. O an ağzıma akan kanın sıcak, tuzlu tadını fark ettim. "Emel Sayın'ın fendi Cüneyt Arkın'ı yendi" dedirtir miyim hiç? Kedinin önündeki bir fare kadar zavallı halime aldırmadan, aslanlar gibi kükredim: 'Bre gafiller, bre yettim, yettim ki şimdi canınızı alacağım.'
Anında en haşin, en gaddar karete pozisyonuna geçtim. En öldürücü vuruşumu yapacaktım ki, Emel Hanım'la göz göze geldik. Aman Allahım; onlar göz değil gözistan...
Emel Hanım, dünyanın en güzel yeşillerini gözlerine hapsetmiş, insana bu uçsuz bucaksız yeşillikle bakıyor. Ben de bu eşsiz gözistanlara doya doya bakayım istedim. Sen misin isteyen; sopa tam alnımın ortasına oturdu. Dünyam karardı; hayallerim, yüzüm, kafam, paramparça oldu. O günden sonra, elinde sopa adam döven hiçbir kadının gözlerine bakmamaya yemin ettim.
DAĞDA AZ MI SÜRÜNDÜRDÜM?
İşin aslı şöyleydi; Emel Sayın'la Uludağ'ın karlı ormanlarında film çekiyorduk. Ben bir 'Kabadayı'yı oynuyordum. Emel Sayın'ın filmdeki kocası bana ihanet ettiği için, ondan intikam almak için karısını dağa kaçırıyordum. Hem de kar beyazı, yiğit bir atın sırtına heybe gibi vurarak... Sonra şirin tahta bir kulübeye hapsediyordum.
Emel Sayın filmde hayatında olduğu gibi meşhur bir şarkıcıyı oynuyordu. İşte bu yüzden bu zarif, yumuşak yataklar prensesi, vahşi ıssız dağın, tahta kulübenin, soğuğun, kendi başının çaresine bakmanın bütün eziyetlerini çekiyordu. Durmadan gözistanlarından yaşlar akıyordu.
Ama benim hoşuma gidiyordu. Çünkü ben böyle büyümüştüm. Peki prenses dayanabilir miydi? Dayanmaya çalıştı ama bir sahne vardı ki, ipler işte o anda koptu. Emel Hanım bir fırsatını bulup, kulübeden kaçıyordu. Fark ettiğim an, ak bulutlar gibi uçan atımla peşine düşüyordum ve yakalayıp dakikalarca kırlarda süründürüyordum. Atın ayakları altında ezilmemek için, değme Cüneyt Arkın'a taş çıkartacak hünerlerle çukurlara düşüyor, kendini oradan oraya atıp duruyordu. Filmin yönetmeni de olduğum için sahneyi uzattım da uzattım.
Sabah sete patron geldi. "Emel Hanım işi bırakabilir" dedi. "Yapma yahu" dedim. "Kadını az daha öldürecekmişsin" dedi. "Rol icabı" diye cevapladım. Patron dünyalar iyisiydi. "Rol icabı ona bir sahne yaz" dedi.
ÇOK SOPA YEDİM
Cüneyt Arkın kitabında, Uludağ'da bir film çekiminde Emel Sayın'dan yediği dayakları da anlatıyor... Rol arkadaşının yeşil gözlerine bakarken alnının ortasına yediği sopayla başının kanadığını anlatan Arkın, 'Bir daha eli sopalı bir kadının gözlerine bakmamaya yemin ettim" diyor.
Ben de Allah kuluyum be!
Başroldeki kız, yutmaya hazır şekilde dudaklarıma uzanmıştı. Kızın ağzı ıslak, gevşemiş, acayip bir delikti. Öpemedim.
Bu, sonradan olma baş kızın ağzına ağız denmezdi. Kendini beğenmişlikle büyümüş, daha şehvetli görünmek için ıslak ve gevşemiş, acayip bir delikti. Sömürmeye, yutmaya, emmeye hazır, dudaklarıma uzandı. Geri çekildim. Yönetmen 'Stop' dedi. "Öpmeyecek misin?" "Hayır" dedim. "Senaryoda böyle bir sahne yok." "Varsın olmasın, sen öp. Hem böyle bir ağız öpülmez mi?" "Öpülmez" deyip kamera önünden çekildim.
SEN ÖPER GİBİ YAP...
Yönetmenle seks tanrıçası bir süre başbaşa görüşüp çare aradılar. Sonunda kız, vıcık vıcık ıslak yanıma geldi. "Cüneyt Bey" dedi "Sen öper gibi yap. Sonra yavaş yavaş aşağı kay, resimden çıkarsın. Ben öyle bir zevk alıyorumu oynarım ki, seyirciyi şehvetten inim inim inletirim."
"Peki ben aşağıda ne yapacağım?" diye sordum. Daha da gevşedi, "Hiçbir şey" dedi. Kızgın bir demir yüreğimi dağlamış gibi acı çekiyordum. Burada olmakla; karıma, çocuklarıma, anama, babama, hayata, insanlara ihanet ediyormuşum gibi bir his içimi yakıyordu. "Ben o sırada aşağıda olacağım ama seyirci beni görmeyecek. Peki, sen zevkten, şehvetten inim inim inlerken, seyirci aşağıda benim ne yaptığımı düşünecek" dedim.
YARIN:
Gazete patronu neden 'Seni bitireceğim' diye bağırdı?
Bir kere bile öpmeden kadın nasıl hamile bırakılır?
|
|
 |
|