Bekâr erkek ve kadınların "uygun" ve "başarılı" ilişkiler kurmak için bir tanıtım ve pazarlama uzmanına para ödemeye başlayacakları zamana az kaldı değil mi?..
(Bu "bekâr" lafı da iyice garip kaçıyor artık! Bedenlerin "bakir" olmasının bile hiç önemi yok; çünkü "el değmemiş" ruh diye bir şey yok. Ve ayrıca herkes ilk fırsatta bekâr, son fırsatta dul!.. Öyle değil mi?)
Bir cafe'de oturuyorum.
Yanımdaki masada yirmili yaşlarının sonlarında bir genç kadın aynı yaşlardaki adama kendini anlatıyor.
Çok büyük sıkıntısı var; çoook!..
Zorlanıyor...
Neden mi?
Genç kadın adamı istiyor ama yakın dostlarına, kardeşine, annesine, okul arkadaşlarına açtığı gibi açmak istemiyor "içini" ona...
Öyle olsa kolay olacak!
Ama hepimiz gibi, genç kadını da modern hayat inandırmış ki, sanki büyük bir markette "ürün" olarak görücüye çıkıyoruz!
Bir hipermarketin standlarında sıra sıra dizilmişiz, onca kalabalık arasında sıkışmış, ezilmişiz; "müşteri bekliyoruz sanki...
(Şimdi bu "müşteri" lafına bozulup, durup dururken alınganlık yapıp elektronik mektup yollamaya filan kalkmayın sakın! Ben de bozuluyorum bu lafı kullandığım için ama manzarayı anlatabilmenin başka yolu var mı? Sanmam!)
Ve elini uzatıp bize benzer ve aynı sayısız ürün arasından bizi seçmesini istiyoruz adamların veya kadınların...
Bu yüzden artık kendimizi ifade etmiyoruz!
Bu yüzden artık... Kendi promosyonumuzu yapmak istiyoruz!
Bu yüzden artık... Başlangıçlar çok güzel, çok umut verici, çok çılgın, çok renkli de... Ah!.. Finale bile gitmeden, ilişkilerin ortasında mum sönüyor, ışık kararıyor, güller soluyor, kalpler çarçabuk kırılıyor ve herkes kendi yalnızlığına geri dönüyor...
Yan masadakilerin konuşmalarına ister istemez kulak misafiri olurken, içimden şunları geçiriyorum.:
Genç kadın kardeşiyle "paramız olursa küçük bir araba alırız" türünden hayaller kuruyor besbelli ama, şimdi adama "kırmızı bir Mustang'le Arizona yollarında gitmenin" heyecanını yaşatmaya çalışıyor.
Geceleri kafasını yastığa koyduğunda "elektrik faturalarımla, ev kiramla, çocuğumun okul taksitleriyle uğraşacak orta halli bir kocadan başkasını istemiyorum" diyor kendi kendine genç kadın. Adım gibi eminim!
Fakat şimdi "ne kadar kararlı, kariyerini önemseyen" biri olduğunu anlatıyor; birkaç yıl daha işini özel hayatından daha çok önemsediğini ve "ilerde başına buyruk yaşamayı" hedeflediğini anlatıyor.
Acısız ve uygun bir "sevgili" bulmanın ve çok "eğlenmenin" yolu buradan geçiyor sanki...
Genç adamı hiç sormayın! Nasıl sevecen (aslında ne kadar bencil!); nasıl rahat (fena halde kıskanç!); nasıl özgür (bir bilsin genç kadın ondaki "anasının oğlu" özelliklerini!) biri olduğunu göstermeye çalışıyor sürekli...
Hesabımı ödeyip cafe'den hızla dışarı atıyorum kendimi.
Dışarı çıktığımda ikisini de anladığımı, hatta içimde sevgi kıvılcımları çaktığını farkediyorum...
Onlar da rüzgâra kapılmışlar hepimiz gibi ve "güzel" sürükleniyorlar!
Fakat dönüp şunları söylememek için zor tutuyorum kendimi:
Olmaz ki be, çocuklar! Diyelim ki içinizi açmak yerine dışınızı kaplamak istiyorsunuz. İyi de, bu "halkla ilişkiler" konusu ayrı bir uzmanlık işi!..
Kadın veya erkek olmak ve birbirini arzulamak ise bambaşka bir olay!