Paris metrolarında insanlar telaş içinde.
Açılan kapanan otomatik kapılar, inenler, binenler, siyahlar, beyazlar, gençler, yaşlılar iç içe.
Yukarıda, yeryüzünde aniden bastıran yağmur Paris caddelerinde trampet çalıyor.
Muson gibi güçlü ve gök delinmişçesine yağan bir yağmur bu. İnsanlar ya dükkânların tentelerinin altına sığınıyor ya da metroya koşuyorlar.
Bir metro çalgıcısı, akordeon çalarak insanları eğlendirmek ve üç beş kuruş nafaka kazanmak peşinde.
İşinin en önemli parçası olarak yüzüne bir gülümseme yapıştırmış.
Har halde akşam eve gidince çıkaracak bu eğreti maskeyi.
Genç bir kız ağlayarak koşuyor, çevresindeki insanlara hiç aldırmadan.
Anlaşılan kalbi fena kırılmış.
Üç zenci delikanlı birbirine eşek şakası yapıyor.
Turistler de var metroda.
Kiminin elinde bir Tom Clancy romanı, kiminin elinde Paris rehberi.
Ama itiraf etmeliyim ki beni şaşırtan bir kitap da gördüm bir Fransız genç kızın elinde: Celine'in ünlü "Gecenin Ucuna Yolculuk" kitabını.
Demek ki koca Celine, onca yanlış politik fikirlerine rağmen unutulmamış diye düşündüm.
Herhalde bir yazarın en büyük ödülü, ölümünden yıllarca sonra metroda yolculuk eden ve politik fikirlerine belki de hiç katılmayan bir genç tarafından okunmasıdır.
Herkes bir yere yetişmek derdinde.
Ben de tren bekliyorum.
Biraz sonra Versay Sarayı'na gideceğim; çünkü toplantı başlıyor.
Versay Buluşmaları için hazırlanan broşüre; "iktidar ile düşünce ve sanat arasındaki denge; yani uygarlık" yazmışlar.
Bu cümle bizde meraklıları dışında kaç kişinin ilgisini çeker acaba?
İktidar, düşünce ve sanat arasındaki dengenin uygarlık yarattığı tezinin "Mavi Akım"la ne ilgisi var diye mi düşünürler yoksa, bu fikir borsayı yükseltir mi, düşürür mü?
Metroda bir telaş bir telaş!
İnsanlar kendilerine psikolojik bir dokunulmazlık alanı yaratmak için hiç göz göze gelmiyor ve hayattaki tek amaçları bir yerden, başka bir yere ulaşmakmış gibi koşturup duruyorlar.
Oysa gelecek yıl, bu insanlardan bazıları hayatta olmayacak.
On yıl sonra ise çoğu göçmüş olacak bu dünyadan.
Ya elli yıl sonra?
Herhalde pek azı görecek o günleri, sonra hiçbiri kalmayacak.
Peki o zaman nedir bu telaş?
Nedir bu çırpınma. Bu başarı açlığı, bu ihtiras, bu para ve iktidar didişmesi?
Genç kız niçin ağlıyor?
Köşedeki yaşlı adam niye böyle öfkeli?
"Ve neden dolayı insanlar, şu tabakta yatan uskumru gibi mahzun?"
Nasıl olsa hepsi, bekledikleri trenlere binip bir daha geri gelmemek üzere gidecekler.
Hem de hırslarını burada bırakarak.