  
İlkesizlik, saygısızlık diz boyu..
Başıboş bir medya... En geri kalmış ülkelerin TV'lerinde, gazetelerinde bile topluma, geleneklere, kurallara, meslektaşlara bundan çok saygı vardır. Bunun nedeni de gazetecinin, ya da yayıncının başkalarından ve kurallardan önce kendine olan saygısıdır. Kendine saygı ve ilkeler yoksa, tek ölçü "kazanç" ise o zaman rating, tiraj ve patronlara yaranarak kişisel getirileri arttırmak uğruna herşey yapılabilir.
Fazilet Partisi destekçisi bir gazete aylardır memleketin sanki başka konusu yokmuş gibi hergün Sabah Gazetesi'nden, Dinç Bilgin ile Grubun yöneticilerinden söz ediyor. Sabah gibi bir gazetede çalışma ayrıcalığına hiçbir zaman sahip olmayan veya din istimarı yapanları destekledikleri, militan gibi yazdıkları için Sabah'tan çıkarılan yazarları "kamuoyu baskısı" bahanesiyle, yalan yanlış ihbarları hergün bıkmadan, usanmadan "deli pösteki sayar gibi" tekrarlayarak Egebank olayıyla başlayan "özel bankalara el konması furyasına" Etibank'ın da dahil olmasını sağladılar. Ama asıl amaçları bu değildi. Kin duydukları Sabah yöneticilerinin tümünden intikamları alınmalı, kendilerinin yazamadığı gazete yerle bir edilmeliydi.
Bunun için de plânsız programsız uygulamalarıyla koca ülkenin ekonomisini çökerten, sonra da yaptıklarının hesabını bile vermeden ortadan toz olan Zekeriya Temizel'i, BDDK üyelerini ve ilgili bakanları etkilemeleri, kamuoyu baskısı adı altında kendi masalarında ürettikleri baskıyı enjekte etmeleri gerekiyordu.. Böylece bütün yayın organlarıyla bir demokrasi kalesi gibi karşılarına dikilen, İslam'ı siyasallaştıranların büyük bir tehlike olarak gördükleri Sabah Grubu'nu akıllarınca zan altında bırakacaklardı. Yalan mal varlığı listeleriyle, yatırım yapmak için kullanılan ve geri ödenmek üzere alınan kredileri her fırsatta yazıp çizerek, Etibank'a el konduğu gün Türkiye'ye dönen ve aldığı kredilerin garantisini veren Dinç Bilgin gibi dürüst, şerefli bir gazete patronunu tutuklatmayı başardılar.
Yetmedi.. Kin duydukları diğer yöneticilerden de intikamları alınmalıydı. Onun için halâ aynı yayınlara devam ediyorlar. Köşelerinde hep aynı yazılar; Sabah, Dinç Bilgin, Zafer Mutlu, kredi, mal varlığı.. Hay kafanıza Sabah kadar taş düşsün diyeceği geliyor insanın..
Bugünlerde sıra yine 15 yıldır Sabah Grubu'nun en üst düzey yöneticisi olan Zafer Mutlu'nun mal varlığında. Köşelerinden yalan, yanlış ilavelerle yazıp duruyorlar. Mutlu tekzibini gönderiyor.. Ve daha önce uydurma mal varlığı listelerini çarşaf çarşaf veren gazete, her nedense bu açıklamayı iyice kısaltarak yayınlıyor.
Basın da değişecek, yargı da
Durum böyle olunca "yalan habere ceza getiren" RTÜK yasasına da canla başla karşı çıkılır tabi. Kincilerin lideri Nazlı Ilıcak hanfendinin yazdığı gibi denir ki "Efendim yanlış haberle yalan haberi nasıl ayıracaksınız, bir zamanlar yine bu tür yasağa basın özgürlüğü zedelenir diye karşı çıkılmamış mıydı?"
Bir zamanlar neye itiraz edildiği önemli değil, 21. Yüzyıldayız artık. Bir yüzyıl, bir binyıl değişti. Basın da değişmek zorunda. Yalan da yanlış da yazmaya hakkı olmadığını anlamak zorunda. Artık bu devirde hiç kimse oturduğu masadan kanıtsız, gerçeğe dayanmayan haberlerle başkalarını karalayamaz. Basın kuruluşları iftiraya, şantaja, kinle yapılan karalamalara alet olamaz.
İçişleri Bakanı Yücelen'in söylediği gibi yargı da değişmek ve daha adil olmak zorunda. Suçlu mu, suçsuz mu anlamadan insanları önce içeri tıkıp sonra delil arayamazsınız.
Aylarca potansiyel suçlu sayarak özgürlüğünü elinden alıp, sonra da "Yeterli delil yok. Al sana bir günlük özgürlük bedeli 5 milyon TL'den şu kadar para. Serbestsin" diyemezsiniz. Böyle "adalet", böyle "demokrasi", böyle "insan hakkı" olmaz. Medeni ülkelerde sadece imaja verilen zarar bile milyonlarca dolar tazminat demektir.
Bugün, hiçbir suçu olmadığı halde aylardır tutuklu olan ve "Lütfen bizi yargılayın, bunca yıllık emeğimize, dürüst çalışmamıza gölge düşürmeyin. Bu haksızlığı bitirin" diye BDDK'ya, İçişleri Bakanlığı'na yalvaran, bu yüzden sağlığını kaybeden yüzlerce genç insan var içerde. Ve aynı azabı yaşayan aileleri dışarda..
Eğer tenezzül buyurulur ve onların da insan ve vatandaş oldukları hatırlanırsa verilen cevap şu: "Henüz dosyalar tamamlanmadı. Yeterli delil toplanmadı."
Söyleyip duruyoruz; elinizde yeterli delil yoksa ne hakla tutukluyorsunuz? Varsa neden bir an önce yargılayıp gerekeni yapmıyorsunuz?
Türkiye'de medyanın da, yargının da yeni yasalara, kurallara bağlanmasının ve bu konuların uzun uzun tartışılmasının tam zamanı..
Mesut Yılmaz'ın yaptığı gibi "Adalet"i ve "İlkeler"i sadece bir ucu bize dokunduğu zaman hatırlamak olmuyor!
Şantaj cezasız kalmamalı
Bakıyorum da Tarkan'a yapılan haksızlık konusunu yeni yeni ele alan arkadaşlar buna hemen, anında karşı çıkanları görmemiş gibi davranıyorlar. Bir basın ilkesizliği daha..
O gün karşı çıkmayacak, tepkileri bekleyeceksin. Rüzgâr hangi yöne dönerse ona göre tavır alacak, sonra da kendine mazeretler arayacaksın. Ya yazılanları görmemiş gibi "Şantaj konusu gözden kaçtı" diyeceksin, ya da maço bir erkek yazar olarak kadın yazarların senden önce, gerekeni cesurca söylemiş olmasını gözardı edeceksin.. Hiç de dürüst değil maço arkadaşlar, hiç de dürüst değil.
Gelelim konumuza.. Medya'nın bugünden başlayarak üzerinde duracağı konu "Şantajın cesasız kalmaması" olmalı. Medyaya yansıyan, yansımayan her türlü iftira, şantaj olayında suçluların en ağır şekilde cezalandırılması sağlanmalı. Böyle olmadığı, bu aşağılık suç cezasız bırakıldığı takdirde bu yolla kazan sağlamaya heveslenenlerin iştahı kabarıyor.
Ne kadar çok sayıda masum insanın şantaj ve iftirayla çıkar sağlamayı düşünen alçaklar tarafından zarar görmesi mümkün düşünebiliyor musunuz? Aynen haksız yere tutuklananlar gibi..
TCK Komisyonu Başkanı Sayın Prof. Sulhi Dönmezer ve Komisyon üyeleri bu suçlara verilecek cezaları arttırmayı lütfen unutmasınlar.
|