Yeni şeyler söyleme zamanı..
"Sevgili Hıncal Ağabey, sana ihanet ettim" diye başlıyor, Ceyhun Ergun'un mektubu.. Bunca yıldır, Sabah'ı eline alınca en son benim yazılarımı okurmuş. En zevk aldığı yazılar olduğu için..
"Sen fazla uzun yazıları sevmezsin" diyor.. "Kısaca.. Ben artık Haşmet Babaoğlu'nu en son okuyorum.. Üzgünüm!.."
Ama ben değilim Ceyhun, ben değilim.. Tersine ben çok mutluyum..
Bu dünya Süleyman'a kalmamış.. (Bizimki değil tabii..)
Tabii yeniler gelecek.. Çünkü yeni şeyler söyleme zamanı..
Bizden sonra gelen kuşak bizi geçmezse eğer, ilerleme olur mu?..
Bayrağı senden daha parlak taşıyacaklara bırakacağını bilmekten daha büyük mutluluk olur mu?..
Gençler söyleyecek yeni şeyleri.. Önce belki abuk sabuk söyleyecekler, sonra öğrenecekler..
Yeni Gün gazetesinde M. Ali Ağabey, Ahmet'e, ağbime ve bana köşe verdiğinde yaş ortalamamız 20'nin altındaydı..
Öncü Türk basınında, özellikle spor basınında deprem yaratır, gerçek öncü olurken, servisimde hep yepyeniler, hep gençler vardı..
Yeni şeyler söyleyenler, söyleyecek yeni şeyleri olanlar, kısa zamanda medyayı sarstılar..
GelişimSpor'u çıkarırken, Fatih Altaylı'nın yanına, nerdeyse hiç gazetecilik deneyimi olmayan gençler koydum.. Kısa zamanda harikalar yaratmaya başladılar.. Türk medyası başta Fatih, yepyeni yıldızlar kazandı..
Bu sezona girerken Sabah Spor Müdürü İbrahim Seten'e bütün bunları anlattım..
"Sayfaların ben başta Jurasik park gibi.. Vatandaş bizim artık hangi olayda hangi yorumu yapacağımızı bile ezberledi.. Bizi at, demiyorum.. Ama bak pırıl pırıl gençler var bu serviste.. Onlara bir ortak köşe aç.. Kışlalı'nın bize açtığı gibi.. Haftada bir sıra ile yazsınlar.. Yazsınlar ki, bu ülke yeni insanlar tanısın, yeni söylemler duysun.. Sen de yeni yıldızlar keşfetmiş bir şef ol" dedim.
İbrahim'in mi aklı yatmadı da ağırdan aldı.. Yoksa onun gençleri mi yüreksiz, ya da çok tembeldi bilmem..
Bir Mert Aydın çıktı.. Çok da şirin şeyler yazıyor. Bir de Ankara'dan başkent kulislerini yazan Tayfun Bayındır.. İple çekiyorum sütunlarını.. Ama çok güvendiğim Emrah, Gökmen ve Gürcan'dan tık yok..
Ama Hürriyet'in başına gelmesine çok sevindiğim, yürekten kutladığım, futbolik değil, Olimpik Şef (Şansal Büyüka ve İhsan Topaloğlu da Olimpiktiler ama, şef olunca futbolikliğe döndüler..) Esat Yılmaer, gençleri, yepyenileri, teker teker köşelere yerleştirmeye başladı.. Hürriyet gerçek spor gazetesi olma yönünde bir devrime gidiyor.. Ben de palavra futbol haberleri yerine, gerçek spor haberlerini daha keyifli okuyorum..
Bu plakayı sık sık görmeye başladım. Çünkü orası hemen hergün kullandığım yol.. Galiba orayı kendinize özel park yeri ayırmışsınız.. Balmumcu'dan Ortaköy'e inen caddenin, tam sahil yoluna yola bağlandığı ışıkların altı. Orası iki şerit.. Sağa dönecekler sağ, sola dönecekler sol şeride yanaşır.. Siz sağ şeride ışığın altına park edince kuyruklar nerdeyse Yıldız Parkına kadar uzanıyor yoğun gün ve saatlerde..
Ben böyle pervasızlık görmedim.. Soruşturdum tabii.. Ceza yazan polislere göz dağı falan vermeler de olmuş..
Sizi İstanbul Trafik Müdürüne havale ediyorum bayım..
Bu kent size babanızdan kalmadı. Hepimizin..
Ve siz, 34 FK 301 sahipli otonun sahibi.. Ünlü fıkradaki gibi BMW sahibi olmuşsunuz amma..
Halaskargazi Caddesi, İstanbul'un en önemli, en yoğun caddesi.. Yediğiniz mısırın koçanını, tam bir maganda, kıro, ya da zonta gibi, camı indirip caddenin ortasına fırlatmaya hakkınız var mı?..
Böyle bir görgüsüzlüğü ilkokul öğrencisi yapar mı bayım?..
Yapar mı ha?..
Amerika gibi 1000 dolar (Bin dolar, 1.2 milyar lira) ceza koyalım bir de atın bakalım..
Eğitimmiş.. Eğitilirsekmiş?..
Hadi canım sen de!..