kapat
15.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 


SIKTINIZ ARTIK

Artık kendimizden bile kuşkulanır olduk. Samsunspor-Fenerbahçe maçı öncesinde Aziz Yıldırım ile yaptığımız haber tartışmasının boyutu öylesine garipleşti ki, hiçbir yankısı olmaması gereken bu ikili "geyik", onun da benim de dostumu-düşmanımı anlamama vesile oldu.

Sayın Yıldırım orada bana küfür etmiş, tokat atmış, ben bayılmışım ve doktorlar tarafından ayıltıldıktan sonra oteli terketmişim.

Tıpkı, askerde çıkan erken terhis muhabbeti gibi. Biri söylüyor, laf dolaşıp ona tekrar geliyor ve sonunda kendisi de inanıyor.

Sevgili Naci Arkan, tedrisinden geçtiğim gazeteci ağabeylerimden. Aziz Yıldırım'a çatarken, bana karşı edepli olmadığını yazıp, kimsenin bu konu hakkında kalem oynatmamasını eleştirdi. Ne kadar da kahramanca!

Halbuki onun yazısı çıkmadan 24 saat önce, FOTOMAÇ sayfalarında bu konuyu kaleme almışım. Görüştüğümüzde beni aradığını ve bulamadığını söyledi. Cep telefonumuzda tele sekreter var, orada da notu yoktu ne hikmetse... İletişim çağında ne gazete okuyabiliyor, ne de not bırakabiliyor. Naci ağabey benimle konuşmasına rağmen, dedikoduculara inanmayı tercih etti. 30 yıllık meslek hayatının kendisine öğrettiklerine saygı duyuyoruz.

Sevgili Hıncal Uluç ağabeyimiz ise mesleğe başlama sebeplerimizden. Halamın oğludur. Dünkü köşesinde bu dedikoduya yer verip, "Hangisi doğru?" diyerek TSYD'yi göreve çağırıyor. Ama kuzeni olarak beni telefonla arayıp "geçmiş olsun" bile demiyor. Hiç olmazsa bu vesile ile doğruyu da öğrenme şansını kaçırıyor.

Şimdi tekrar yazıyorum; Bir kulüp başkanının, bir muhabire yazdığı haberin hesabını sorması doğru değildir. Aziz Yıldırım bana haberin zamanlaması ile ilgili tepkisini dile getirdi. Tek bir küfür etmedi. Edemez de...

Yıldırım'ın tarzını; 11 yıldır tanıdığım, dost olarak bir çok şeyi paylaştığım bir büyüğümün kişisel tepkisi olarak değerlendirdim. Ve konu hakkında ne bir şikayette bulundum, ne de gazetemde gündeme getirdim. Çünkü ikimizin arasındaydı. Ancak yan odadaki eski yöneticilerden Celal Aras'ın "Bir tokat sesi duydum" demesi, başkan yağcılarının "Valla, Gürcan'a ağzına geleni söyledi" diye konuşmasıyla, herkes olayı işine geldiği gibi yorumladı. Kartopu büyüdü; çığ oldu.

Ben, bu konuşmanın 48 saat sonrasında Aziz Yıldırım ile röportaj yaptım. Böyle bir tartışmayı yaşamış iki kişinin, saatlerce konuşması mümkün mü? Hiç bir zaman ilişkilerimi haber kaygısı ile kurmadım. Bir muhabir olarak haber kaynağım hiçbir zaman bir-iki kişi olmamıştır.

Ayrıca en kötü haber kaynakları da başkan, teknik direktör ve yöneticilerdir. Aziz Yıldırım, Mustafa Denizli ile Yugoslavya'ya gittiğinde de ilk ben yazdım, Mirkoviç'i transfer ettiğinde de. Ertesi sabah "Bu haberi nereden aldın?" diye peşimize düştüler.

Ben 19 yıldır Fenerbahçe muhabiriyim. Her sene 10 kişi tanısam, 190 haber kaynağı eder. Tokatın önünde eğilmek, dedikodulara inanmayı tercih edenlerin tarzıdır. Benim değil...

Bayram'ın yeri neresi?

Ulusoy, "Bölge Müdürü niye Vali'nin yanında oturdu?" gibi garip bir tartışma çıkardı. Tribün kriziyle doğan tepkiyi, teşkilatın en başarılı bölge müdürüne döndürmeye çalışıyor. Vedat Bayram oturduğu yerde çıkacak krizleri önlüyor, bazıları gibi yarattığı gündemin bataklığına saplanmıyor

www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır