kapat
15.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 


Ali Şen'i dinlerken

Herhalde 3 Pazar önceydi. Trabzonspor-Fenerbahçe maçından sonraki Pazar olsa gerek. Fenerbahçe'nin şampiyonluğu hâlâ tehlikede. Sarı-lacivertli yöneticiler ve özellikle başkan Aziz Yıldırım'ın, hem rakipleri ile hem kulübün içindeki bazı gruplarla mücadelesi bitmiş değil. Kırmızı Koltuk isimli bir programda Ali Şen'i izliyorum. Seyrettiğim 10 dakikalık sürede Ali Şen'in söylediği cümlelerden bazıları:

"Aferin Aziz'e. Bizim başladığımız tesisleri bitirdi."

Bu demektir ki; Aslan payı bizimdir, Aziz'in değil.

"Başkanlığım döneminde yaptığım en doğru iş Oğuz ve Aykut'u Fenerbahçe'den kovmamdır."

Bu demektir ki; Aziz Yıldırım Fenerbahçe'den kovduğum Oğuz'u Denizli'nin yardımcısı yapmakla hata yapmıştır.

"Bu yönetimin Trabzon'a 350-400 otobüs taraftar götürmesi lazımdı. 5 sene önce biz şampiyon olduğumuzda, götürdüğümüz taraftarlardan birinin bile burnu kanamadı."

Bu demektir ki; Biz seyircilerimize sahip çıktık dayak attırmadık. (Halbuki 5 yıl önce o maçta ben de Trabzon'daydım. Trabzon seyircisi Fenerbahçe taraftarlarını bayağı hırpaladı ve dövdü.)

İşin aslı şu... Eğer Yıldırım F.Bahçe'yi şampiyon yapmasaydı şu anda ummadığı yerlerden darbeler yiyecekti. Ama kamuoyu artık doğruyu ve eğriyi görmeye başladı: Yıldırım alçak gönüllü hareketleri, sivri olmayan demeçleri ile hem de rakiplerini adam yerine koyarak F.Bahçe'yi şampiyon yaptı. Özellikle yaptığı tesisler de mükemmel.

Kamuoyu onu böyle sevdi. Ama Yıldırım şimdi ince bir ip üzerinde yürüyor. Eğer bu istifa işini fazla uzatır, (aile, hastalık, para ve yönetim kurulundaki bazı isimler konusunda camiayı bıktırma noktasına gelirse) korkarım F.Bahçe'de ikinci bir Ali Şen olma yolunda hızla ilerleyecektir.

Aziz Yıldırım, beyefendi birisi ve herşeye ılımlı yaklaşıyor. Onun Fatih Terim veya Ali Şen kafa yapısında olduğunu düşünseydiniz... Yönetimle anlaşamayan Rüştü'nün Bodrum'a gidip, Ali Şen ile boy boy resimler çektirip, sonra da F.Bahçe'de kalıp kalmayacağı konusunda karar vermesini nasıl karşılardınız? Veya Yıldırım, Ali Şen veya Fatih Terim olsaydı, acaba Rüştü şimdi ne yapıyor olurdu?

Dikkat beyler, tren kaçıyor

Fatih Terim, Mehmet Ağar'ın da ağırlığını koymasıyla 1990'da Ümit Milli Takımı'nın başına geldi. Ama öte yandan A Takım'da Piontek'in de yardımcısıydı. İlk yıllar iyi anlaştıkları söylenemez ama yine de bir ekip çalışması yaptılar.

Fatih hırslı bir kişiliğe sahip... Türkiye'yi taradı, çalıştı. Bir takım yarattı ve gitti Akdeniz Oyunları'nda madalyayı aldı. Sonra da Piontek'in yerine Milli Takımlar Teknik Direktörü oldu. Rasim Kara da yardımcısıydı. Terim bu görevden ayrılıp Galatasaray'a geçti, Rasim de Beşiktaş'a... Yani ondan sonra gelecek teknik adama milli takımlar hakkında bilgi aktaracak kimse kalmadı.

Mustafa Denizli geldi. Yanında önce Erdal Keser vardı. Bir müddet çalıştı. Sonra Almanya bürosuna gitti. Cüneyt Tanman vardı. Onunla da kısa bir süre çalıştı. Rıza Çalımbay geldi ve kaleci antrenörü de Nurettin Yıldız'dı. Sonra Avrupa Şampiyonası'nın bitmesi ile bu ekip de gitti. Şenol Güneş, yardımcılığına Ankaragücü'nden futbolu bıraktırılan Ünal ve kaleci antrenörü Mehmet geldi.

Dikkat ettiğinizde teknik direktörler arasındaki devamlılık, haber bağlantısı, beraber çalışma bir tek Piontek-Fatih ikilisinde var. Sonrası kopuk kopuk.

Aslında Futbol Federasyonu milli takımlar bünyesinde bir teknik danışmanlık veya devamlı bir teknik adam (adını onlar koyar) gibi bir birimin kurulması gerekir. Bir evvelki teknik kurulun bir sonrakine, rapor bıraktığını da zannetmiyorum. Hoş, olsa bile herkes kendisinin iyi bildiğini zannedip, bir evvelkini elinin tersi ile kenara iter muhakkak.

İşte ondan sonra da bu günlere geliriz. Şenol Güneş'in elinde teknik, taktik, tecrübe ve ekip olarak Terim ve Denizli'ye oranla daha hazır bir Milli Takım var. Birkaç ateşleme, biraz rekabetle Japonya'daki finallere rahat gidebilirdik. İşi zora soktuk. Bir başka nokta da bu Milli Takım Japonya'daki Dünya Kupası'ndan sonra misyonunu tamamlayacak. Eğer Japonya'ya gidemezsek, ondan sonra gelecek nesilden başarı beklemek 6 sene ile 10 seneyi bulur.

Süren'in Müfit'e ettiği

Bizdeki teknik direktörler parti başkanı gibi. Hangisi bir teknik adam yetiştirdi? Alın Fatih Terim'i, Denizli'yi. Bir tek Terim'in eski yardımcısı Bülent Ünder Samsun'da birşeyler yaptı. O da yarıda bıraktı. Belki de iyi bir teknik adam yetiştirmek işlerine gelmiyor. Ya da yanlarında emir erleri olsun istiyorlar.

Telefon, elektrik, su paralarını ödettiriyorlar. Ya da eve patlıcan biber aldırıyorlar. Eğer alışverişleri iyi yaparlarsa, başarılı bir yardımcı oluyorlar. Tersinde belki de işten kovulurlar. Buna benzer en son örneği Romanya'da gördük. Hagi'nin jübilesinden akşam lokantaya iniliyor. Faruk Süren'in masası ile Fatih Terim'in masası ayrı yerlerde. Faruk Süren, Mete Razlıklı beraber oturuyor.

O sırada Fatih Terim ile aynı masada oturacak olan yardımcısı Müfit Erkasap aşağı iniyor ve kendilerine ayrılan masada tek başına oturmaya başlıyor. Aynı anda Fatih Terim, yukarda otel odasında. İşte bu dakikadan sonra kader ağlarını örmeye başlıyor. Süren, Razlıklı'yı Müfit'in masasına yolluyor. "Orada tek başına oturmasın, yanımıza gelsin" diye. Müfit teklifi önce reddediyor. Fakat Razlıklı'nın kulüp başkanı cümlesini kullanıp manevi baskısı ile kalkıp eski başkanı Faruk Süren'in yanına gidiyor, oturuyor. Derken Fatih Terim aşağı iniyor. O gelince Müfit de masadan kalkıp hocasının masasına gidiyor.

Ama artık iş işten geçmiştir. Fatih, Müfit Erkasap'ın yardımcılık işini bitiriyor, biletini kesiyor ve Milan'a götürmüyor

Bu mantıklı mı? Yoksa yanlış mı? Ama bu işte Terim kanunları her şartta geçerli oluyor ve Müfit Erkasap ışınlanıyor!

www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır