Meclis'in radyo ve televizyonlar konusunda çıkardığı son yasa Türkiye'nin Avrupa Birliği konusunda son aylarda attığı en büyük adımdır.
Geriye doğru attığı en büyük adım.
Yasa birçok yenilik ve yenilik olduğu izlenimi veren eskilik içeriyor.
Eskiden medya kuruluşları devlet ihalelerine giremiyorlardı. Bu yasak kaldırıldı. Gene eskiden her şahsın bir televizyon şirketinde sahip olabileceği pay kısıtlı idi. Bu da kaldırıldı. Bir kişi artık bir televizyon şirketinin tamamına sahip olabilir. Bu iki sözde yenilik büyük tartışma konusu oldu. Ancak, zaten, eskiden de uygulamada medya şirketleri devlet ihalelerine giriyorlardı. Ve zaten birçok televizyon şirketi, sözde gizli olarak, bir kişi veya aileye aitti.
Dolayısıyla yasa de facto bir olayı de jure hale getirdi. Yani, zaten var olan bir durumu yasal hale getirdi ve şeffaflaştırdı; veya şeffaflaştırabilir, Türkiye'de bir şirket ne kadar şeffaf olabiliyorsa...
Ayrıca bu konuların Avrupa Birliği normlarını ihlâl eden bir yanı da yok.
Avrupa Birliği normlarını ihlâl eden konular, yasanın "yayın ilkeleri"ni sıralayan dördüncü maddesinde yatıyor. Bu yasaklar Türkiye'nin liberalleşme, daha özgürlükçü olma konusunda hiç istekli olmadığının birer sinyalidir ve Brüksel tarafından da böyle algılanacak.
Yayın ilkelerinde 23 yasaklayıcı madde var. Bunların çoğu tanıdık kaynaklardan gelen tanıdık yasaklardır. Örneğin: "Toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden veya halkı sınıf, ırk, din, dil, mehzep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan yayınlara imkân (verilemez.)"
Bir de bu var. "Türkçenin özellikleri ve kuralları bozulmadan konuşma dili olarak kullanılması." Ne demek bu? Türkçesi bozuk olanları para cezasına mı çarptıracaklar?
Ve en sevdiğim yasak: "Yayınların karamsarlık, umutsuzluk (...) eğilimlerini kışkırtıcı nitelikte olmaması."
Muhteşem müphemlikteki bu maddenin öngördüğü "karamsarlık ve umutsuzluk" hangi barometrede ölçülecek ve bu ölçümü kimler, hangi kıstaslara göre yapacak? Örneğin, saygınfekonomist Profesör Oktay Yenal ekonominin gidişatını kritik ettikten sonra opsiyonumuzun "felâketlerden felâket beğenmek" ile kısıtlı olduğunu söylerse onu dışarı çıkarıp en yakın ağaca başaşağı astıktan sonra televizyon kapatılacak mı? IMF Türkiye Masası Şefi Juha Kahkönen "parayı almak istiyorsanız şunu şunu ve bunu yapın, aksi takdirde karamsarlık ve umustuzluk," dediğinde ne olacak?
Karamsarlık ve umutsuzluk eğilimlerini kışkırtmakta her gün rekor tazeleyen bir hükümetin yaptıklarını, karamsarlık ve umutsuzluk eğilimlerini kışkırtmadan nasıl vereceğiz?
Peki bu yasağa ne buyrulur?
"Suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmaması."
"Nasıl," diye sorabilir miyim, eğer yasak değilse?