kapat
14.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Tarkan'a teşekkür

Çok tartışılan magazin konularında sıcağı sıcağına oturup bir şeyler yazmak anaforda yüzmeye çalışmak gibi...

Suyun üzerinde kalabilir ve fikirlerinize kendi kendinize şapka çıkartabilirsiniz ama sizi durmadan aşağıya doğru çeken girdabın gücü, doğru düzgün yüzmenizi engeller...

Tarkan'ın fotoğrafları konusunda bir şeyler yazabilmek de biraz böyleydi.

Her şey vardı çünkü; eşcinsellik, şantaj, hırsızlık, medya etiği, pespaye meraklar ve siyasetçilere kadar uzanan tartışmalar...

Sözlerini hep belden yukarıda tutmaya çalışanlardaki inanılmaz belden aşağı vurma arzusu yine dikkat çekiciydi.

Üstelik haberciler için kutsal sayılacak "kamu yararı" kavramının "kamu heyecanı" ile değiş tokuş edildiği bir çağda yaşıyorduk.

Ayrıca bu konulardaki ikiyüzlülüğümüzle sabıkalı bir toplumduk: "Sanat Güneşi"mizin, "yüzlerce kadınla nasıl yattığını" anlatan masallarıyla yıllarca oyalanmıştık! Şimdi birbirine sarılmış çıplak erkek fotoğraflarının üzerinde dedikodu sörfü yapmak hainceydi...

Elim bu konuda yazmaya bir türlü gitmiyordu.

Polisin olaya "gündem değiştirten medyatik bir öykü" gibi bakmayıp hızla adli soruşturma yolunu açması, ortalıktaki tozu dumanı dağıtmak için önemli bir adım oldu.

Ardından Metin Münir'in yazısı (12. 6. 2001 Sabah) geldi; Münir'in,Tarkan'ın şantaja boyun eğmeyişini ve bu tavrın herkesi pozisyon almaya zorlayışını öven yazısı önemliydi, ferahlatıcıydı...

Sonra başka yazılar geldi. İlginç noktalardan yaklaşarak "mağdur durumdaki Tarkan'ın" yanlışlarını vurguluyordu; nasıl olsa zenginsin, ünlüsün, cinselliğini de rahat rahat yaşarsın, sana burası "cehennem" filan olmaz, diyen yazılardı kimi gazetecilerin kaleme adıkları...

Şimdi ben bütün bunları bırakıp, bambaşka bir noktayı vurgulamak istiyorum.

***
Magazin basını çok uzun yıllardır esas olarak içimizdeki şu uğursuz duyguyu; "doğrusunu bilme" iştahını kışkırtmaya dayalı yayın yapıyor.

Tamam! Herkes bu konuda hemfikir zaten. "Doğrusunu bilme" arayışı öyle bir şey ki, bir bürokratın attığı imzaların ardındaki gerçekle, bir şarkıcının cinsel hayatı sanki aynı platformda yer alıyor!..

Yanlış... Ama uzaktan fena halde doğru gözüküyor!

Gündelik hayatımızda da öyledir.

"Bana doğruyu söyle!" deriz..

Her "doğru"nun bize iyi gelmediğini ancak yaşayıp kafamızı duvara vurunca anlarız...

Her "doğru"nun aynı "iyilik" değerine ve yararına sahip olmadığını anlayıncaya kadar olgunluk basamaklarında epeyce yukarılara çıkmak gerekiyor galiba...

Neyse, bunu geçelim ve popüler kültürümüze gelelim...

Öyle ajanları var ki popüler kültürün... Ünlüleri "doğruları" itiraf etmeye zorluyor; etmezse şantaj yapıyor; peşine adam takıyor...

Adı da var itirafın; "ünlü olmanın bedeli" diyorlar.

"Eşcinselsen eşcinselim de! De kurtul!"

(Sanki böyle bir "kurtulmak" varmış gibi!)

Diyelim ki, o ünlü de bütün ısrarlara karşın gerçeği söylemiyor.

Geriye ne kalıyor. Yalan?..

Benim sorum şu:

Kimin insanları yalan söylemeye zorlama hakkı vardır? Binlerce yıllık insanlık gelenekleri bunu zorbalık olarak değerlendirmiştir.

İnsan doğruyu isterse söyler, isterse sonuna kadar susar...

Ama yalan, uyduruklar, masallar; yalnız söyleyeni değil söylemeye zorlayanları da bozar, dağıtır, çürütür.

İşte bu yüzden Tarkan'a teşekkür borçluyuz:

Toplumca çürümemizi, kokmamızı, içimizin ağır ağır boşalmasını önleyen, Tarkan'ın "eşcinsellik" tartışmasına hiç girmeden şunları söylemesiydi: "O görüntülerdeki benim. Pişmanlık ve utanç duymuyorum."

Eşcinsel mi, değil mi?

Tarkan bizim zorlamamıza boyun eğmedi; masal anlatmadı. Sadece kendi "doğru"sunu söyledi.

Yetsin artık!

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır