İzne çıkmadan önce yazdığım son yazılardan birinde, 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerininin yolladıkları bir mektubu ve İlahiyat Fakültesi Dekanı Osman Zümrüt'ün bu mektupta ileri sürülen iddialara verdiği cevabı aktarmıştım.
Öğrenciler, İlahiyat Fakültesi'nde Dekan'ın emriyle Kur'an dersinde marş öğretildiğini ve marş ezberlemeyenlerin Kur'an dersinden de başarısız sayılacaklarının söylendiğini yazıyorlardı. Telefonla ulaştığım Dekan Zümrüt beni şaşkınlığa düşüren bir açıksözlülükle olayı doğrulamış ve yaptığını savunmuştu. Daha sonraki günlerde Ali Bayramoğlu da, benim yazıma atıf yaparak bu uygulamayı eleştiren bir yazı yazmıştı.
İzindeyken, Dekan'ın, Bayramoğlu'nun sütununa bir açıklama göndererek bana söylediklerini inkâr ettiğini okudum.
Tabii bu durumda, ya ben ya da Sayın Zümrüt resmen yalan söylemiş oluyoruz.
Şimdi ben kendimi aklamak; telefonda kulağımla duyduğum ikrarı ispatlamak için çeşitli şeyler yapabilirim elbette.
Posta kutumda biriken yüzlerce mesajı günlerce yayınlayabilirim örneğin.
Öğretim üyelerinden gelen ek bilgileri de vererek olayı daha da büyütebilir, Zümrüt'le "dedindi-demedindi" türünden bir didişmeye girebilirim.
Sayın Zümrüt'ün dini bütün bir Müslüman olduğuna güvenerek, televizyon ekranlarında yüzüme karşı, tekzip açıklamasını Kur'an'a el basarak tekrarlamasını bile isteyebilirim belki!
Ama bütün bunları yapmakla elime ne geçer?
Ben bir insanı karalamak peşinde değilim ki...
Benim derdim, akıl almaz bir uygulamayı durdurmaksa eğer. Dekan'ın bu açıklamasıyla amacıma ulaşmış durumdayım. Çünkü Zümrüt'ün yalanlaması, bu uygulamanın bir kez daha mahkum edilmesidir. Bundan böyle, 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerin Kur'an dersinde marş ezberletilerek "burunları sürtülmeyecek", bireysel özgürlüklerine saldırılmayacak, 10. Yıl Marşı'yla Kur'an karşı karşıya getirilmeyecek demektir.
Benim açımdan yazı amacına ulaşmış, vahim bir yanlışlıktan dönülmüş demektir.
"Peki gerçek ne olacak" diyebilirsiniz...
Hiç merak etmeyin, gerçek o yalanlamaya rağmen, orada öylece duruyor.
19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, binlerce öğrencisi ve onlarca öğretim üyesi ile orada öylece durduğuna ve yaşananların böyle açıklamalarla hafızalardan silinmesi mümkün olmadığına göre, yani ne benim, ne de Sayın Zümrüt'ün geriye dönüp yaşanan gerçekleri değiştirme gücümüz olmadığına göre, gerçeğe hiçbirşey olmaz... Sayın Dekan yalanlasa da, kabul de etse, olup bitenler olup bitti bir kere... Ve yaşayanlar ne olup bittiğini biliyor.
O yüzden benim gönlüm de, vicdanım da çok rahat...
İsteyen okurlarım, benim o telefon görüşmesini tamamen kafadan uydurduğumu, hayatımda hiç tanımadığım, adını ilk defa duyduğum bir insana iftira atmak gibi bir ruhsal sakatlık içinde olduğumu düşünmekte serbestler...