Takas üstüne
Şubat krizinden bu yana bankacılar tarafından sürekli gündemde tutulan borç takası nihayet somutlaştı. Daha önce hiç bu konuyu yazmadık. Çeşitli nedenleri vardı. Bir ufuk turu yapmakta yarar görüyoruz.
Olayın geri planı ile yola çıkalım. 1999 Aralık ayında devreye girip Şubat 2001'de terkedilen eski programına dönmek gerekiyor. Bankacılık sektörünü bugünkü müflis haline o getirdi.
Kur çapası ve güven ortamı, bankaların 2000 yılı boyunca önemli miktarda Hazine bonosu almalarına yol açtı. Bunların faizleri yüzde 30-40 arasında yani düşüktü. Vadeleri ise bir yıl ve üstü yani uzundu.
Bankalar Hazine'ye düşük TL faizi ve uzun vade ile verdikleri parayı iki şekilde fonluyordu. Bazıları diğer bankalardan çoğu kez gecelik TL borçlanıyordu. Çoğu ise dışarıdan dövizle borçlanmıştı. İlk grup vade riski almıştı. İkincisi kur riski.
Sonrasını biliyorsunuz. Kasım krizinde gecelik faizler gökyüzüne çıkınca, TL'ciler çöktü. Demirbank gitti. Şubat krizinde ise dövizle fonlayanlar büyük zararlar yazdı.
Burada ilginç bir soru var. Bütün bankalar zarar etti. Peki, onların zararını kim kazandı? Elbette Hazine. Kasım ve Şubat krizleri bankacılık kesiminden Hazine'ye büyük bir kaynak transferi yarattı.
Nasıl oluyor? Çok basit. Hazine düşük enflasyon ve devalüasyon hesabına göre aldığı borçları yüksek enflasyon ve devalüasyon sonrasında geriye ödüyor. Hep böyledir. Enflasyon ve kurda beklenmeyen yukarı hareketler borçluların kâr hanesine yazılır.
Pratik sorunlar
Bankacı değilseniz, bu durumdan memnun olmanız gerekiyor. Hatta, rantiye edebiyatına inanıyorsanız "oh olmuş, bankalar Hazine'den çok para kazanmıştı, biraz da Hazine'nin yüzü gülsün" diyebilirsiniz.
Maalesef işler öyle yürümüyor. Çünkü, Hazine'nin bugün de bankalardan borçlanmaya ihtiyacı var. Bankalar Hazine ile alacak-verecek ilişkisinden çok zarar edince yeniden borç vermeye razı olmuyor. Zaten borç verecek kaynakları da kalmıyor.
Bu ise Hazine'yi borcunu çevirmekte zorluyor. Her ihale olay oluyor. Piyasaların tedirginliği sürüyor. Faizler düşmüyor. Büyük bir dış kaynak desteğine rağmen ekonomi bir türlü normalleşmiyor.
Üstelik, bankaların dövizle aldıkları borçlar hala duruyor. Kur riskini azaltmak istediklerinden devamlı döviz talep ediyorlar. Bu da kuru sürekli yukarı itiyor. Kur istikrarını engelliyor.
Demek ki, Hazine ile bankalar şu yada bu şekilde bir ortak zemin bulabilseler her ikisi için de çok yararlı olacak. Bunu söylemesi kolay, gerçekleştirmesi ise zor. Çünkü iki tarafın çıkarları aslında birbirine zıt.
Bankalar kur nedeni ile oluşan zararlarının tümünün karşılanmasına çalışacak. Hazine ise devalüasyon sayesinde elde ettiği sermaye kazancını korumak isteyecek. İlki, Hazine için kabul edilemez. İkincisi bankalar için.
Aylardır bu pazarlık yapılıyor. Takas olmazsa iki taraf da çok zararlı çıkabilir. O nedenle iki taraf da pazarlıkta kalıyor. Ama mümkün olduğu kadar kendi lehine bitirmeye çalışıyor.
Sonuç olumludur
Bu noktada takasın koşulları için bir şey söyleyemiyoruz. Cuma günü yapılacak ihalede oluşacak satış fiyatını bekliyoruz. Eleştirilerimizi fiili faizleri gördükten sonra açıklayacağız.
Ama takas operasyonunun gerçekleşmesini olumlu buluyoruz. Mali piyasalar açısından çok önemli bir belirsizlik unsuru böylece ortadan kalkmıştır. Programın borçlanma ve para politikası ayaklarının başarı ile uygulanması kolaylaşmıştır.
Bankalara bu fırsatı iyi kullanmalarını tavsiye ediyoruz. Pazarlık bitmiştir. Bundan sonra Hazine'yi zorlamaya güçleri yoktur. Güç gösterisine girişmek tam tersine, sorunlarını arttıracaktır. Takas gerçekleşmezse en zararlı çıkacak olan bankalardır.