Dün akşam ünlü bir Moda meyhanesinde ışıklar sönmeye başlamıştı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti.. Son bir rakı daha söyledim.
Masalarda kimse yoktu...
Moda koyu, uzaktaki ufak tefek ışıklarıyla gizli gece sevişmelerinin görünmezliğine kaymıştı..
Son bir rakı..
Naci Sadullah mı çıkıp geldi karşıma, Kemal Tahir mi, gece meyhanelerini sevmeyen Aziz Nesin mi?
Sinema kovboylarının hızla çektikleri Colt tabancaları, yüz metreye kadar bile etkindir..
Toplu tabancalardır onlar..
Kazara bir mermi ateş almaz; tetiğe basarsın, tambur döner ve ötekisi patlar.
Türk insanı hayatta, birilerine emir verecek bir yerlere gelmeye çalışır.. En büyük hayat başarısı odur, onun için...
Emir verecek bir yerlere gelememişse..
Moda koyuna bakan, elektriklerin söndürülmeye başlandığı bir meyhanede; son rakı kadehinin karşısına gelebilir.. Çok imrendiği angutluktan arınmış olarak..
Köyceğiz'de evin iki ineğini güderken flüt çalan, Sumatra renkli on yaşında bir çocuk..
Ona kimse, ne kadar güzel flüt çaldığını söylemiyor..
- Ne kadar güzel çalıyorsun..
"Mersi" diyebilecek bir iletişim dışında ve kendi dünyasında... Ama azıcık durup, bir anlayan varmış gibilerden, biraz daha uzunca çalıyor flütünü...
Bir geçmiş günde Belçika'da Browning fabrikalarını gezerken müdüre sormuştum:
- Şimdiye dek ürettiğiniz silahlarla acaba kaç kişi öldü?
Müdür soğukkanlı bir istatistik söylemişti:
- 500 bini aşkındır..
Browning'ler şarjörlü tabancalardır. Kazara namluya ateş sırasında kendiliğinden sürülen kurşun patlamazsa; elinle tabancanın üst kapağını hızla geriye çekip, ikinci kurşunu namluya sürmen gerekir..
O sırada hedefteki canlı, seni vurur; yahut alır elinden tabancayı...
Kemal Tahir, Osmanlı devletini; Padişahtan başka kimsenin gerçek bir mülkiyeti olmadığına bakarak; bilinçsiz bir komünist devlet olduğunu savunurdu.
Komünizmin, durmadan değişim içindeki Kozmos olduğunu bilmezdi.
1915 model Shtayer savaş tabancaları, şarjörü tepeden takma tetikli otomatiklerdi..
Mavzer tabancalarıyla Walter'ler de öyledir.. Şarjörlü ve horozlu..
Neden horozlu?
Kazara patlamayan bir kurşunun üstüne, horoz bir daha düşerse mutlaka patlar..
Bizim Kırıkkale'ler de onların kötü kopyasıdır.
Toplu tabancayla, otomatik tabancaların bir sentezidir horozlu otomatikler..
Moda'daki son kadeh rakının karşısına, Cahit Sıtkı geldi:
- Haydi Abbas vakit tamam... Akşam olsun diyordun, işte oldu akşam.. Bas kırbacı sihirli seccadeye, göster hükmettiğini zamana ve mesafeye.. Git getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan. Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan..
Ben de istiyor muyum, acaba gençliğimi yeni baştan yaşamayı?
Derken Yahya Kemal de geldi son kadehin karşısına:
- Gördüm ve anladım yaşamak macerasını, baki idiyse ruh eğer dilemezdim bekasını, dedi..
Mutluluk zamanı unutmaktır.. Zamanı unutarak geçmiş içkili geceler...
Gazi de ne kadar çok içerdi...
İdam sehpasında sallanmış ölüler, kadeh tokuşturmaya mı gelirlerdi acaba, kimbilir... 30 bin sehpada sallanmış ölü.. Ve 30 bin çın diye vurulan kadeh...
Köyceğiz'de bıraktığım sokak kedisi Tüyloş -ki bir vaşak bozuntusudur- bunlardan habersiz, bir Doğa, yahut Üniver, yahut Kozmos, yahut Kainat, yahut Tanrı parçasıdır..
Hemingway intihar ettiği zaman, ben New York'daydım.. Aldığı Nobel ödülü madalyasını Castro'ya armağan etmişti...
Para pul, şöhret, macera; olağanüstü güzel öyküler ve yazılmış ciltler...
Cahit, kadehini vurdu saat gecenin ikisindeki boşalmış masalı Koço'da: - Öldük ölümden bir şeyler umarak, bir büyük boşlukta bozuldu büyü, gök mavisi, dal yeşili, kuş tüyü, alıştığımız bir şeydi yaşamak, dedi..
Graham Greene üst düzey bir yazardı...
Toplu bir tabancaya tek bir kurşun koyarak; namlu şakağında, üç kez tetik düşürmüş bir yazardı... Kendisiyle Rus kumarı oynamış tek yazardı o..
O da geldi masaya:
- Hadi siktir, dedi..
Sabah kaltığımda masamın üstünde Mehmet Altan'ın bir gün önce çıkmış olan kitabı, "Köylü'ler ne zaman manşet olur" vardı. İçindeki ilk sayfaya, "Biricik babama, ona layık olmak için" diye yazmıştı.. Ahmet Altan da, "İsyan günlerinde aşk"ı, "Babacığım, bir oğul ne işe yarar" diye imzalamıştı...
Şayet Solmaz Kamuran, kaşlarını çatmazsa:
- Son, ama gerçekten son bir kadeh içer misiniz benimle, görmediğim bilmediğim dostlarım?..
Şayet bir gün karanlık bir gecede göklere bakarsanız, yıldızlardan size öpücükler gönderecektir, masaları boşalmış meyhanelerde "yazı"dan başka bir hayat olmadığına inanmış olanların, son kadehten süzülmüş sevgileri..