  
Kral öldü, yaşasın kral
Uçakta rastladığım bir okur, dünkü yazımdan söz ederek; "Şimdi anlayışı kıt birileri sizin monarşiyi övdüğünüzü sanabilir!" dedi.
Ben de "Yok canım! Daha neler!" diye cevapladım onu.
Güldü.
"Evet!" dedi."Haklısınız ama burası Türkiye."
***
Yazdığımızı bir kez daha tekrarlayalım:
Kraliyet'e sahip olan ülkelerde demokrasi çok güzel işliyor; çünkü zaten varolan kralın yanında, seçilmiş krallar oluşamıyor.
Hem kralın yetkileri budanmış durumda.
Hem de seçilen kişi, üzerinde bir kraliyet olduğunu bilip, memleketin sahibi gibi davranamıyor.
Bu yüzden kraliyete sahip ülkelerdeki başbakanlar, bakanlar, parti liderleri alçakgönüllü kişiler.
Binbir numara çevrilen seçimlerde yüzde 10-15 oy alıp da "Milli irade benden yana. Dolayısıyla canımın istediğini yaparım." diyemiyorlar.
Elleri etekleri öpülmüyor.
Bizim gibi monarşiden cumhuriyete geçen ve daha sonra demokratik seçimi deneyen ülkelerde ise eski padişahlar yerine, seçilmiş padişahcıklar oluşuyor.
Bu saptamanın amacı; Türkiye gibi ülkelere monarşi rejimini örnek göstermek değil, gerçek demokrasinin işleyebilmesi için seçilmiş padişahlardan kurtulma gereğinin altını çizmek.
***
Aslında İngiltere, Fransa, İsveç, Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika krallıkları ile Osmanlı İmparatorluğu arasında çok büyük bir fark vardı.
Batı monarşileri kendi çevrelerinde bir aristokrasi oluşumuna izin verdikleri için, yüzyıllar içinde kökleşmiş kurumlara kavuşmuşlardı.
Daha sonra para kazanmaya başlayan burjuvalar da bu aristokratları taklit ederek ve bu kurumlara saygı duyarak geliştiler.
Fransa, kralının ve kraliçesinin kellesini aldı ama ihtilâl sarsıntıları bitince aristokrat birikimini reddetmedi.
Osmanlı ise hanedan karşısında aristokrat oluşumunu engelledi.
İktidar mutlak olarak bir tek ailenin elinde toplandı.
'Osmanoğlu ailesi', (bir iki örnek hariç,) iktidarı bölüşmemek için yüzlerce yıl boyunca Türk ailelerinin kızlarıyla bile evlenmedi.
İşte bizim burjuvalarımızın köksüzlüğü ve etik değerlere saygısızlığı da buradan kaynaklanıyor.
Siyaseti besleyecek "elit ve köklü" damar bulunamıyor Türkiye'de.
Çünkü zaten sayıları az olan "beyin ve yürek soylusu", köklü Anadolu ve Rumeli aileleri de 1950'de başlayan "karşı devrim" ile sahneden uzaklaştırıldı.
Bütün bunlara bir de milyonlarca insanın kentlere göçü ve medyanın rating kaygılarına dayanan çürütücü yayınları eklenince hiçbir değer ölçüsü tanımayan, maçlarda döner bıçaklarıyla birbirini doğrayan, enerjisini nereye yönlendireceğini bilemeyen milyonlarca genç lumpen elde ettik.
***
Türkiye'de gerçek demokrasiye ulaşmanın ilk adımı; şu anda yaşadığıımız rejimin demokrasi olmadığının kavranılması.
|