kapat
09.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )

"Komünistlik yapmak gerekirse, onu da biz yaparız"

1940'lı yılların ünlü bir Ankara Valisi vardı, Nevzat Tandoğan... İsmet Paşa'dan başka kimseyi takmadığı için, kendisini aşırı özerk hissederdi. Öyle ki, kendisinin idari uygulamalarıyla ilgili bir konuda, Danıştay'da açılan bir dava nedeniyle; Danıştay'ın, "dava sonuna kadar yürütmeyi durdurma" kararını yırtıp atmış ve bildiğini okumaya devam etmişti.

Aynı yıllarda, Karpiç lokantasının hemen karşısındaki Postane Caddesi'nin başında; çok ucuz bir meyhane ile, mütevazı içkili bir lokanta vardı yan yana... Birincisi, "Kürdün meyhanesi" adıyla ünlüydü; ikincisi de Çelebi'nin "Şükran Lokantası"ydı.

Ankara'nın o dönemindeki solcu genç ozan ve yazarlar, "Kürdün meyhanesi"nin has müşterileriydi. Bazıları sabahtan gelir, bazıları öğle üstü, bazıları da akşama doğru uğrardı...

Tahta masalara dayanmış dirseklerle, uzun rakı bardaklarında veresiye içilen beyaz şaraplar eşliğinde; tartışmalara girişilir, karşılıklı nükteler savrulur, henüz gelmemiş olan arkadaşlar azıcık çekiştirilir, tüm dünyanın gidişi gözden geçirilirdi.

Fötr şapkasını hiç başından çıkarmayan Fethi Giray da oraya gelirdi; entelektüel gerçek komünistlik kimliğini kimseye kaptırmayan, iri cüsseli Suphi Taşhan da; üçüncü kadehden sonra gözleri çatallaşmaya başlayıp, önüne geleni sahte komünistlik ve küçük burjuvalıkla suçlamaya kalkan Mehmet Kemal de; insancıl ve dostca bir ılımanlığın komünisti, sıskaya yakın ince yapısıyla, Şahap Sıtkı ve aynı ılımanlığı paylaşan sarımsı bıyıklı Fahir Aksoy da...

Orhan Veli konuşmalara pek katılmaz, mezesiz rakısını içer; Ahmet Muhip, kimsenin itiraz edemeyeceği bir havayla eleştirirdi yeteneksiz insan çapaçulluğunu...

Cahit Sıtkı, her akşam, "Kürdün meyhanesi" yanındaki Şükran Lokantası'na gider; bir masaya tek başına oturur; "bebe rakı"denilen küçük bir şişe rakıyı, uzun rakı bardağına boca edip, yudumlamaya başlardı...

Zamanla "Kürdün meyhanesi"ndeki takım da, her akşam "Şükran Lokantası"na taşınmaya başlamıştı...

Artık gruplar beyaz örtülü masalarda kümeleniyordu.

Ve, Şükran Lokantası sahibi Çelebi'nin şirketten ikram ettiği, soyulmuş bir dilim beyaz turpla içiliyordu veresiye beyaz şaraplar..

Bazen Fahri Erdinç de gelirdi Şükran Lokantası'na, Ziya Yamaç da..

Bir de, solcu aydınları izlemekle görevli, Birinci Şube'nin sivil polisi Macar Mustafa...

Macar Mustafa uzakça bir masada, bir duble birayla zamanı geçirmeye uğraşırdı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde solcu masaları, Macar Mustafa'yı da davet ederlerdi aralarına. Mustafa da gelirdi... Sonunda Macar Mustafa, işinden ayrılmak zorunda kaldı ve solcu arkadaşlar; eski polislerine iş bulmak için, ricaya gittiler Vehbi Bey'e, yani Vehbi Koç'a...

Bir gün yaşamını yitirdi Macar Mustafa ve vaktiyle izlediği solcu sanatçılar, kaldırdı cenazesini...

Anlatmaya çalıştığım dönem ve dünyaların; iri cüsseli solcu ozanı, Suphi Taşhan'ı; bir gün Ankara Valisi Nevzat Doğan, makamına çağırmıştı. Kendisini de, ailesini de yakından tanıyordu.

Ve ona şöyle demişti:

- Nedir sendeki bu komünistlik merakı? Şayet komünistlik ülkenin yararına ise, biz yaparız komünistliği de; sana ne bundan yani?

Ankara'nın değişen siyasal havalarıyla birlikte, Vali Nevzat Tandoğan da, eski despotik havalarını estirmekte zorlanmaya başlamıştı.

En üst düzey siyasetçi yakınlarının da adının karıştığı bir cinayet davasında; tanıklık yapmak zorunda kalmış ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Emin Dazıroğlu tarafından azarlanmıştı; sorulara ayağa kalkmadan yanıt vermeye başladığı için..

Bir de genç bir kıza aşık olmuştu. Eşi, gidip İsmet Paşa'nın eşi Mevhibe İnönü'ye dert yanmıştı.

İsmet Paşa da, özel trenle bir İstanbul dönüşünde; Ankara Garı'nda, resmi karşılayıcılar arasındaki Vali Nevzat Tandoğan'a doğru bir iki adım atmış ve herkesin içinde kendisinin yanağından makas alarak:

- Nasılsınız küçükbey, demişti.

Nevzat Tandoğan intihar etti sonunda..

Neden elli yılı aşkın bir geçmişin anılarına doğru değişik çağrışımlarla uzandı kalem?

Soğuk Savaş yıllarında da, o dönemin rantından en çok yararlanmış olan egemen kesimler; özellikle Sovyetler'le Çin'e, koro halinde sövülmesi gereken kara bir hedef olarak bakarlardı.

İki kutuplu dünya siyasetinin; o bölümüne de, daha objektif bakmak gerektiğini söyleyenlere, göz açtırmazlar; Pentagon'un tek yanlı beyin yıkama propagandalarına karşı çıkanları da, mahkemelerde sürüm sürüm süründürürlerdi.

Bugün ise Çin'le kurulmak istenen dostluk, usul usul pekiştirilmek yolunda...

Ne demişti Vali Nevzat Tandoğan, bizim Suphi Taşhan'a:

- Komünistlik yapmak gerekiyorsa, onu da biz yaparız; sana ne bundan yani?

Hey gidi eski günler hey; hey gidi yeni günler hey..

O günlerde de "telif hakları" konusu toplum bilincinde berraklaşmış değildi; bugün de berraklaşmış değil.

Oysa "telif hakları" bilinci, bir toplumun beyinsel röntgenidir.

 
Ekonomik programın başarıya ulaşacağına inanıyor musunuz?

Evet
Hayır

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır