Bakanlar operasyonunun Tantan'a yönelik olduğuna hiçbir şüphe yok. ANAP içinde, kamuoyu önünde çeşitli atışmalara konu olan Yılmaz - Tantan gerginliği, İstanbul Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü çerçevesinde yaşanan bilek güreşi, Yılmaz'ın şikâyet ettiği "jandarma - yolsuzluk operasyonu ilişkileri"nin Tantan tarafından bir tür el altından desteklenmesi üzerine had safhaya gelmişti.
Kısacası Tantan'ın bir yolla görevden alınacağı neredeyse kesin gibiydi. Ancak kamuoyunun yolsuzluklara gösterdiği aşırı hassasiyet, Tantan'ın bu çerçevede oluşan "olumlu imajı" ve dirençli davranması, azli halinde Çankaya'nın alabileceği tavır, işi ertelemiş ve zorlaştırmıştı.
Yalova'nın istifası, aranan formülü mümkün kıldı, buna bir de Sezer'in MGK krizinden sonra yaşadığı "siyasi çekingenlik" eklenince, operasyon tamamlanmış oldu.
Bu operasyona kamuoyunun hoş gözle bakmayacağı, Tantan'ın tasfiyesinin yolsuzluk dosyalarının örtbas edilme gayreti olarak yorumlanacağı açık. Eski İçişleri Bakanı'nın büyük medya kuruluşları ile yaşadığı gerginliğin de bu kanaati pekiştirmesi kaçınılmaz. Tantan'ın bakanlık görevinin değiştirilmesinden sonra, yeni görevinden, ardından ANAP'tan istifa etmesinin, "tasfiye resmini" daha da kuvvetlendireceği açık.
Biz de bu kanaatteyiz. Tantan "tasfiye" edilmiştir ve "yolsuzluk dosyaları" takibi konusunda "mevcut şaibelere yeni şaibeler eklenmiş"tir. Ayrıca Tantan'ın görevden alınma kararından ANAP Genel Başkan Yardımcıları'nın bile haberinin olması, Yılmaz'ın partisi nasıl yönettiğine, partililerin aldıkları bakanlık dahil çeşitli görevlerde hiçbir bir "özerkliğin" bulunmadığına ilişkin önemli bir kanıttır.
Ancak mesele sadece bunlardan ibaret değil...
Tantan nasıl bir partide ve nasıl bir liderle çalıştığının farkına, bakan olduktan sonra varmış olamaz. Bu çerçevede bir Başbakan Yardımcısı ile bir İçişleri Bakanı'nın yaşadığı gerginlik, hükümet istikrarı açısından, hedef ne olursa olsun, kabul edilebilir bir durum değildir. Hükümete ya da hükümetin bir kanadına karşı yürütülen, sıkça hukuk sınırlarını aşan operasyonların o hükümetin bir bakanlığı tarafından teşvik edilmesi ise, sadece "kaotik bir durum"u ifade eder.
Meseleye bu açıdan bakınca Tantan'ın kamuoyu nezdinde oluşan "dürüst kahraman imajı"nın "eksik bir imaj" olduğu söylenebilir.
Nitekim Tantan, bir eli hükümette, bir eli TSK'da bir bakan rolü oynamıştır. Jandarma güçlerinin, yasalardaki yetki sınırların aşarak emniyet alanında yayılmasını mümkün kılan bir duruşu tercih etmiştir. Daha da öte, bu köşede sıkça dile getirdiğimiz, Silahlı Kuvvetler'i İçişleri Bakanlığı'nın ana manivelasını kontrol edecek hale getirecek, asker-sivil tüm asayiş güçlerini bir generalin idaresine bırakacak "Güvenlik Koordinasyon Merkezi" çalışmaları, onun bakanlığı döneminde başlatılmıştır. Başka bir deyişle Tantan'ın asayiş operasyonlarının siyasi bir yön almasında, emniyet ve devlet işleyişinin militerleşmesinde önemli bir sorumluluğu vardır.
Evet, ortada ne ak var ne kara...
Meseleye kişiler ve taraflar açısından bakmanın hiç faydası yok. "Yolsuzluklar" ülke açısından ne denli ana sorunlardan biriyse, "militerleşme eğilimi" ve "siyasi arenaya tepeden müdahale arayışları" da o denli ana sorunlardandır. Bunlar birbirlerini doğrulamaz ve birbirlerini dışlamazlar.
Bu iktidar kavgalarının "değişim hattı"nda hiç anlamı yoktur. Ne Tantan'ın adımları yolsuzlukları temizler ne de Yılmaz'ın adımları militerleşmeyi engeller. Çünkü her iki aktörün de asıl duruşu ilkeyle değil, alan kapma kavgasıyla ilgilidir.
Sorun da budur; zira alan kapma kavgaların çapının işaret ettiği tek gerçek vardır: Yönetim ve siyaset krizi, hatta sistem krizi...