  
'Değişim'in uçları
Yirmi yıla yakın bir süredir, Türkiye'de en çok kullanılan kelimelerden biri "değişim" oldu. "Değişim"den o kadar çok söz edildi ki, kelime anlamsız yüklerle yorulduğu gibi, bir kesim için "korkutucu" hale geldi.
Ama "değişim"den aynı şey anlaşılmasa da, "değişim talebi" bugün Türkiye'nin en yaygın ortak talebi olmaya devam etmektedir.
Toplumsal moralin en alt düzeyde olduğu bir dönem, "değişim" için en elverişli dönem olabilir. Herkes mutsuzdur, herkes şikâyetçidir, herkes bir şeylerin değişmesini istemektedir.
Değişimin karşısında bugün en büyük engel olarak herkes "siyasi yapı"yı görmektedir. Bugünkü siyasi yapı "hantal ve dağınık" devletin bir parçası olmuş, hantal devletin varolmasının nedeni de, "ufuksuz" siyasi yapı olmuştur.
Mantıklı, hesaplı devlet
Siyasi yapı, uzun süredir kendi içine kapanmış, hatta "lider" çevresine kapanmış "projesiz" siyasi partilere kilitlenmiştir. Devlet imkânlarından "avanta" verip karşılığında oy almak, böylece siyasete devam etmek alışverişi üzerine kurulu bir yapıdan "proje"; bütün toplumu kapsayacak "projeler" çıkmasını beklemek ham ve tam bir hayaldir.
Proje olmayınca fikir üretimi de olamaz, dolayısıyla her yeni fikir, her proje geliştirme çabası, mevcut yapı tarafından "potansiyel vatana ihanet" girişimi olarak görülür.
Siyasi yapı, bu haliyle devletin hantal ve dağınık yapısından şikâyetçi olamaz. Çünkü her ikisi de, birbirinin bu şekilde varlığının birinci derecede güvencesidir.
"Hakem devlet" artık gerçek "sosyal devlet"tir. Bütün vatandaşlarına eşit yaklaşır. Hakem devlet, herkese eşit mesafede olduğu için de "soğuk"tur, "mantıklı"dır. Mantıklı olduğu için, "hesaplı"dır.
Değişememenin sonu
Hesapsızlık durumunda, parayı devlet ya da devlet adına siyasiler harcarlar; sonra döner, vatandaştan isterler ve alırlar. Zorla almanın yolları ise vergi, dolaylı vergi, zam ve enflasyondur.
Sosyal ve hesaplı devlet, önce nereye harcayacağını söyler, sonra ister. Vatandaş da korkarak veren, "arkadan konuşan" değil; açıkça soran, hesap soran vatandaştır.
Siyasi yapı ile vatandaş arasındaki bu "ilişki" değişikliği, "değişim"in esasını ya da bugünkü modern demokratik toplum anlayışının temelini oluşturmaktadır.
Türkiye'de "değişim" bir yerden başlayacak. Bu başlangıcın önemli ipuçları 28 Şubat'ın "bir yanında", deprem sonrasında yaşanan "sivil" örgütlenme ve dayanışma çabalarında, Susurluk rezaletine karşı gösterilen toplu tepkilerde görüldü.
Önümüzdeki dönem, "değişim talepleri"nin daha somut ifadeler kazanacağı dönemdir. Bu başlangıç yapılmazsa, "değişememe" hastalığı içinde, kendi kamburlarımızın altında ezilmekten kurtulamayız.
|