Avrupa'nın komuta katı!
Farzedin bir araziniz var...
Üzerine bina yapmıyorsunuz...
Ağaç bile dikmiyorsunuz...
Ama arazi sizin...
Ne yaparsınız?
Etrafına en azından bir çit çekersiniz!
Veya yanınızda bir arazi var...
Komşusunuz ama oradan rahatsızsınız...
Bu sefer de kendinizi ayırmak, farklılığın çizgisini çekmek için, çit çekersiniz.
Avrupa'yla ilişkilerde böyle garip bir aşamadayız.
Aramızda gümrük birliği var...
Malların gidip gelmesinde çit yok...
Lakin iş savunma olunca...
Bir çit çekiyorlar...
"Aman siz Avrupa Ordusu'nda olmayın!"
Bu zaten...
"Aman siz Avrupa Birliği'nde de olmayın..."
"Biz gerekirse size silah satalım ama siz başınızın çaresine bakın kardeşim..."
"Ne haliniz varsa görün" demek.
Memlekette her gün ekonomik...
Gün aşırı da politik kriz yaşandığı için pek kimsenin umrunda değil.
Yansımıyor da...
Oysa Dışişleri ve Genelkurmay harıl harıl bu konuyla meşgul!
Geleceğe dair çok önemli bir dönüm noktasındayız...
Avrupa için...
Ha Mısır... Ha Türkiye...
Bize "Siz Amerika'nın ileri bir karakolu olun, o yeter" diyorlar.
Avrupa güvenliği...
Türkiye'nin bittiği yerde başlıyor.
Peki hani biz, dünyanın en stratejik konumlu...
Jeopolitik olarak akıl almaz değerli bir pozisyondaki ülkesiydik!
Öyleyiz!
Avrupa, teknolojisi geri olduğu için anlamıyor...
Veya Avrupalı strateji uzmanları hükümetlere anlatamıyor...
Veya bunların komuta katları uyuyor.
Veya da, işin içinde iş var!
Amerika'nın dünya barışı için tehdit olarak gördüğü ülkelere bakın...
Başta bizim komşular!
Büyük olasılıkla Avrupa başkentlerinde bizim için "Eh Türkler de çok farklı değil" deyip birer kadeh şampanya içiyorlardır.
En iyi dostlarımız Yunanlılar da Metaxa ile kutluyordur!
Oysa teknolojileri yetse, Türkiye'nin ne kadar vazgeçilmez olduğunu anlarlar...
Amerika "Yıldızlar Savaşı" projesine neden döndü?
Başta Amerika'ya -sonra da bir NATO ülkesine- karşı atılabilecek bir füzeyi, daha o füze ayağını yerden keserken vurmak istediği için.
Neden o füzeyi "daha rampasından bile ayrılmadan" vurmak istiyorlar?
Çünkü o füzede "biyolojik silah" olabilir.
(Saddam'ın silolarını 500 kere iş olsun diye denetlemediler yani)
Biyolojik başlıklı füzeyi sen havada vurduğunda öyle bir ölümcül serpinti yapıyor ki...
Hani gidip hedefini vursa neredeyse daha iyi!
O yüzden füze başını gösterdiği anda vuracaksın!
Böyle bir füzenin kapağının açıldığını, fırlatılmak üzere olduğunu, nereden anlıyorsun?
Uzaydan anlıyorlar, casus uydular anında söylüyor!
Peki nasıl vuracaksın?
Uydudan mı?
Henüz değil!
O tür bir lazer yapmak için çok sıkı çalışıyorlar ama o hâlâ Yıldızlar Savaşı filminde oluyor!
O zaman bir daha soralım...
Nasıl vuracaksın?
Uçaktan ateş ederek!
O uçakların anında füze vurabilmesi için sürekli havada olması lazım biir...
O uçakların muhtemel hedefe çok yakın bir yerlerde uçması lazım ikii...
O ülkenin o uçakların tepesinde sürekli uçmasına izin vermesi lazım üüç...
Hani sanki karada duran dev bir uçak gemisi gibi...
Bilin bakalım...
Acaba bu ülke hangisi?
Üzerinde kimler yaşıyor?
Karadaki uçak gemisi öyle dursun...
Bize çalışsın ama bizden olmasın...
Oh ya!
Ne rahat, ne güzel!
Peki ya bu uçak gemisi, "Madem öyle, işte böyle. Ne haliniz varsa görün derse ne olacak?"
Hesap yapacaklar...
Uçak gemisine kredileri kessek acaba razı olur mu diye...
Ama şartlar zorlaştıkça inadımızın arttığını bilirler...
O zaman Avrupa, yüzünde güller açarak gelecek...
"Büyük uçak gemisi şart değil" diyecek...
Küçük uçak gemisi var!
Uçaklar oraya kalkıp insin...
Küçük gemi bizdendir, içimizdendir...
Masrafı az...
Güvertesi manzaralı...
Adı da Kıbrıs!