İktisatçılarla ilgili bu kadar çok fıkra çıkmasını anlayışla karşılıyoruz. Örneğin Churchill "üç iktisatçıya aynı soruyu sorarsan üç ayrı fikir alırsın; eğer biri Keynes'se, öneri dörde çıkar çünkü Keynes aynı anda iki zıt tavsiyede bulunur" demiş.
Türkiye'de de iktisatçılık mesleği olgunlaşmaya başladı. Son günlerde medyaya da yansıyan para politikası tartışmaları bizce bunun kanıtıdır. Politika tercihlerinin bürokrasinin yada çıkar gruplarının tekelinden çıkmaya başladığına işaret etmektedir. Sağlıklıdır.
Konu nedir? Niyet Mektubu'nun yayınlanmasının hemen ardından, döviz kuru, faiz ve kamu borçlanmasına yönelik yaklaşımlarda iktisatçılar arasında ciddi farklılıklar olduğu ortaya çıktı.
Bu çok ilginç. Tartışmaya katılanlar bütçe ve maliye politikası yada yapısal reformlar konusunda azçok aynı kanıdalar. Ama para politikasına gelince aniden çok farklı pozisyonlar alıyorlar. Bu duruma şaşırmıyoruz. Türkiye ekonomisinin en önemli yapısal sorununun TL'nin acıklı hali olduğunu uzun süredir ifade ediyoruz. "Dandik para" kavramını bu amaçla ürettik.
Yeni programın geçmişle en köklü kopuşu da para politikasında somutlaşıyor. Kur serbest bırakılıyor. Merkez Bankası faizlerin hakimi oluyor. Borç sarmalının durdurulması kısa vadeli hedefler arasında öncelik kazanıyor. Yeni programda, kısa dönemde ekonominin gidişatı büyük ölçüde para politikası tarafından belirlenecektir. Bu yetkinin sadece bürokrasiye bırakılmaması, kamuoyu tarafından yakından izlenmesi gerekmektedir.
Tartışmanın odak noktasında döviz kuru ve TL faizleri yer almaktadır. İki uç pozisyonu kısaca özetleyelim. Biri, Merkez Bankası'nın kuru denetleyip faizi serbest bırakmasıdır. Diğeri ise tersine faizi denetleyip kuru serbest bırakmasıdır.
İlk önerinin en keskin savunucusu Ercan Kumcu'dur. Kumcu açıkça Niyet Mektubu'nun para politikası bölümünü yanlış buluyor. TL'nin tamamen serbest dalgalanmaya bırakılmasının gerçekçi olmadığını söylüyor.
"IMF saçmalıkları ile ekonominin gerçekleri arasında sıkışan" Merkez Bankası'nın kuru denetlemeye çalıştığı kanısında. Bunu destekliyor. Yani Merkez Bankası'nın Niyet Mektubu'nda yazılanan tersi uygulamalarına sahip çıkıyor.
Kendi mantığının doğal sonucu olarak da TL faizlerinin piyasalar tarafından belirleneceğini, şu yada bu şekilde faiz düşürmeye çalışmanın yanlış olacağını söylüyor. İkinci önerinin ateşli savunucularından biri benim. Niyet Mektubu'nun doğru yada yanlışlığını tartışmayı gereksiz buluyorum. İmzalanmış ve onaylanmıştır. Buna karşılık Niyet Mektubu'nda öngörülenin tersine bir uygulamanın çok daha tehlikeli sonuçlar yaratabileceğini düşünüyorum.
Türkiye'nin 2001 yılı için en büyük ekonomik riski yeni programın sağladığı dış kaynağa rağmen kamu borcundaki artışın durdurulamamasıdır. Tek neden, reel TL faizlerinin 1995 sonrasındaki gibi yüksek seyretmesi olacaktır.
Çözüm nominal ve reel TL faizlerinin hızla aşağı inmesidir. Merkez Bankası bu konudaki kararlılığını sözleri ve davranışları ile piyasalara iletmeli, Hazine ise vadeyi kısa tutarak desteklemelidir.
Kur ne olur? Adı üstünde, serbest kur; piyasada döviz arz ve talebine göre belirlenecektir. 14.5 milyar dolar dış destek artı 4-5 milyar doların üstüne çıkabilecek cari işlemler dengesi fazlası ile Türkiye'nin 2001'de kurdan korkması için hiç bir neden yoktur.
Daha fazla teknik ayrıntı isteyenler Para dergisinde son dönemde çıkan yazılarıma www.ibun.edu.tr/akat sitesinden bakabilirler.