Medyanın dünkü yayınlarında hükümetteki revizyonlar ön plandaydı. Cumhuriyet gazetesi de haberi, "Tantan depremi" manşetiyle vermişti.
Bireysel yaşamların kendilerini ayakta tutabilmek için; özel çabalarıyla ilgili, çeşitli alternatifler üstünde sık sık düşünmeleri gerektiği, dönemlere doğru gidiyoruz..
Türkiye'yi sarsıp duracak depremlerin, daha en az 20 yıl süreceğini tahmin ediyoruz.
Neden böyle tahmin ediyoruz?
Çünkü Türkiye'de ne "hukuk bilinci", ne "tarih bilinci", ne "ekonomi bilinci", toplumsal boyutlu bir billurlaşmaya dönüşmüş durumda..
Bir de Türkler'in baş özelliği, mesleksiz oluşları... 65 milyonda sadece 100 bin kişinin mesleği var.
Böyle olunca, Türkiye'nin temel orkestrasyonu, "günü kurtarma", "gün bu gün, saat bu saat; yarına Allah kerim", "dün dündür, bugün bugündür" ölçeklerine göre akortlanıyor...
Ve globallaşme süreciyle ortak bir ahenk kuramıyor.
Bu ahengin kurulabilmesi daha 20 yıl alabilir...
Böyle bir ahenk kuruluncaya kadar da, ister istemez, şimdiden akla gelmeyecek depremler sürer gider...
Üstelik globalleşme süreciyle ortak bir ahenk kurulmasının gecikmesinden yana olanlar; ellerinden geleni yapmaktadırlar ve yapacaklardır da... Çünkü evrensel kriterlerle uyum sağlayabilecek bir kalitede değillerdir kendileri ve varlıklarını ancak Türkiye'nin çağ dışılığında değerlendirilebilmektedirler...
Geçen hafta İstanbul'daki Bilgi Üniversitesi'nde, "İletişim teknolojisinde globalleşme boyutu" konusuyla ilgili bir konferans da vermiş olan, New York Times gazetesinin dış politika yazarı Thomas L. Friedman; önceki gün gazetesine yazdığı Türkiye ve Kemal Derviş üstüne bir yazıda, Ankara'nın globalleşmede ayak sürümesine de değiniyormuş.
Dünkü Radikal gazetesi, Friedman'ın yazısının çevirisini; başlığa çıkardığı şu özetle yayınladı:
"Yıllardır sorumsuzca davranan politikacılar, reformları yaşama geçirmeye mecbur olduklarını biliyor. Ama menfaat çarkını kaldırdıkları ölçüde iktidar zeminlerini yitireceklerini de iyi biliyor."
Türkiye'nin karmaşıkmış gibi görünen sorunları, temelde bir tek sorundan kökenlenir; o da, saydamlık...
Ankara'nın görünmez toplum mühendisleri; özellikle TV kanallarında Türkiye'nin son 70 yılını saydamlaştıracak programları galiba pek yelpazelemiyorlar.
Türkiye'nin son 70 yılını saydamlaştırmak için; hangi ozan ve yazarların, hangi iddianame ve yargı kararlarıyla mahkemelerde ve cezaevlerinde süründürüldüklerinin dosyalarını, tek tek açmak gerekir.
O zaman Türkiye'nin; dünyadaki çürümüş ülkeler sıralamasında, neden baştan 4. sıraya oturmuş olduğu da çıkar ortaya; "ulusal gelir dağılımındaki dengesizlik" açısından, neden Tanzania'nın bile altındaki en geri 5 ülkeden biri olduğu da; "yaşam kalitesi" açısından, neden Yunanistan'ın dahi 65 basamak altına yuvarlanmış olduğu da...
Sinsi talanlarla iri yalanların üstüne gitmeye kalkan ozan ve yazarları; ezip, bitirip, yok etmeye çalışmış "kapıkulları"nın adları; küçük siyah taşlar üstüne, beyaz harflerle yazılarak; bir "Lanetliler bahçesi" düzenlense...
Böyle bir "bahçe" paralelinde, TV programları düzenlense...
Bu kadarı da yetmez. Bir de "telif hakları" konusu var...
Örneğin Mahmut Yesari, tüm roman, tefrika, piyes ve yazılarından toplam ne kadar telif alabildi tüm yaşamında?
Nazım Hikmet ne aldı?
Kemal Tahir ne aldı?
Sabahattin Ali ne aldı?
Orhan Kemal ne aldı?
Hasan İzzettin ne aldı?
Reşat Enis ne aldı?
Hamdullah Suphi, Falih Rıfkı, Yakup Kadri, Abdülhak Şinasi; telif haklarının yanında, hangi geçim kaynaklarından da yararlandılar?
Böyle bir saydamlık; kimsenin ilgilenmediği "yazı, yazar ve telif hakları" konusunda, 70 yıllık tuhaf bir çizelge çıkaracaktır ortaya...
Böyle bir çizelge, kıpırdanmaya başladığı söylenen yeni siyasal hareketlere de; beylik şablonlar dışında, çok değişik bir zemin yaratabilir.
Ve kul yığınları da, şaşkınlıktan; ağızlarıyla yellenip, dip taraflarıyla geğirmeye başlarlar...
Bir topluma atılan kazık, usulca nasıl yağlanır bilir misiniz?
Bir yandan bazı ozan ve yazarlar, ezilip süründürülürken; bazı ozan ve yazarlar da, ihya edilerek...
Ve toplum, çarpık hamaset koşullanmalarıyla çağ dışı bırakılarak...
Not: Dünkü yazıda sesin hızını, saniyede 2500 km. olarak hesaplamıştım. Sesin hızı, saniyede 340 m. imiş. Özür dilerim.