İçinden şampiyonluk geçen hesaplar
İçi böyle şeylerden çok sıkılan biri olarak, sanırım tek yakınlık duyduğum "hesap kitap" biçimi futbol takımlarının teknik direktörlerininkidir...
Gelirle gideri dengede tutmaya çalışmak için Allah'ın her günü dişini sıkan aile reislerine benzerler biraz...
Ne devasa bir ailedir onlarınki üstelik! Ve herkes bir anda çocuklaşabilir!
Teknik direktörlerin kafalarından geçenler bir başka yönüyle de bilim adamlarının laboratuvardaki hallerini andırır... Neredeyse aynı deneyci tedirginlikler ve hesaplar tuttuğundaki anlatılması imkansız sevinçler!..
Sonra takımı sahaya sürerken "kumar oynamamakla oynamak" arasında heyecanlı gidiş gelişler vardır...
Bir de...
İnsanın yaşadığı her günün anlamını büyük başarının sonrasına erteleten dehşetli stres...
Şampiyon Fenerbahçe'nin teknik patronu Mustafa Denizli işte bu anlamda müthiş bir "beyin oyuncusu"dur...
Futbolcuyken sol ayağı harikaydı.
Nicedir Denizli'nin zihninde dev bir saha var. Ve bu sahada bir detayın ötekine attığı çalımlar harika...
Onun bu yönünü öteden beri çok ilginç ve sıcak buluyorum. Hayatta düzeni pek sevmeyip, beynindeki futbolun düzenini bozmaya hiç yanaşmayışını seviyorum... Bazen de 90 dakika tek bir dakikalık hücum girişimini sabırla planlamasına çok kızıyorum. (Bkz. KimiMilli Takım maçları.)
Gelelim Fenerbahçe'nin şampiyonluğuna...
Bir bilseniz, tutan ve tutmayan ne tür "Denizli işi" hesapların payı var bu başarıda!
Hatırlıyorum, daha transfer sezonunun başlarıydı.
"Bu yıl ne olur?" soruma "Şampiyon oluruz!" diye yapıştırdığında gözlerine baktım. İddia ve hava olsun diye söylemediğini farkettim. Transferleri bile henüz pek belli değildi Fenerbahçe'nin o sıralarda.
"Boşver!" demişti, "Sen ötekilere bak! Bunlarla kafanı yorma."
Bir iki laftan sonra iyice anlamıştım ki, yalnız kendi takımından değil, büyük rakipleri üzerinde de yaptığı zihin egzersizlerinden çıkarıyordu hoca şampiyonluk garantisini!..
Gün geldi, bizler Lazetiç'in yaptığı olağanüstü top kayıplarını sayarken, o Yugoslav futbolcusunun top çalmalarını hesaplayıp eksilerin futbolda da artıları götürüp götürmeyeceğini düşünüyordu. Yorumcular "Serhat'ı oynat" diye baskı yaparken, o bize "daha çok genç yıpranmasını istemiyorum" türünde hoş öyküler anlatıyor, fakat asıl Serhat'ı oyuna girdiğinde takıma fazladan "enerji" taşıyacak bir adam olarak hazırlamanın yollarını arıyordu!
Hiç hesaplamadığı "Alpay ve Oktay faciaları"nın altından takımın ancak Aralık ayına doğru kalkabileceğini dışarıya söylemiyor; ama beyninde fırtınalar esiyordu... O yıl kurulan ve her yanı ayrı havadan çalan bir takımı aynı dönemde akord etmek ve şampiyonluğa götürmek kolay iş değildi.
Tek tek düşünüyordu Denizli; Rapaiç'i, Revivo'su, Baliç'i, Mustafa Doğan'ı diye değil sadece...
Rapaiç'in sol ayağını, tembel ruhunu, kendini kanıtlama arzusuyla çatışan bıkkınlığını da ayrı ayrı ele alıyor ve bundan büyük zevk duyuyordu.
Bu yüzden işlerin iyi gitmediği maçlarda, hesapların tutmadığı skorlarda öfkeli bir ifade yerine "kırgın" bir adamın çizgileri oturuyordu Denizli'nin yüzüne...
Takımın gol atmaya ayarlandığı bir dönemde Andersson'un sakatlanması; Rapaiç'in sezon içinde değil de devre arasında formunun zirvesine çıkması; güven duyduğu Mosheau'yu seyirci baskısıyla kaybetmek zorunda kalışı Denizli'nin tekrar tekrar denklemlerini bozup yeniden kurmasına yol açmıştı..
Seyircinin Şükrü Saraçoğlu stadını rakiplere karşı Çin Seddi haline getirmesi güzeldi... Fakat Fenerbahçe gibi bir takımın futbolcularında hala "deplasman korkusu'nun varlığını kabullenmek imkansızdı! İşte en çok bu planları altüst ediyordu.
"Nisan'da şampiyonluk!" diye söyledi, tekrarladı, dostlarıyla iddialaştı.
"Şu andan sonra Fenerbahçe'yi kimse yenemez" dediği bir haftanın sonunda da, Ankara'daki skor fena hırpaladı Denizli'yi!
Futbol bu! Kötü oynadığınız maçları alıyor, en iyi oynadığınız maçta üç puanı bırakıveriyordunuz...
Yine de başarıdan kuşkulanmadı Denizli... Takımına her bakışında şampiyonluk şölenlerinin parıltısını gördü.
Tuhaf şey!..
Mustafa Denizli'nin beynindeki "tilkilerle" çim sahadaki gerçeklerin fena kapıştığı; yüreklerin durduğu, solukların tutulduğu en son anda geldi şampiyonluk...
Tebrikler Mustafa hoca!