Mümtaz Soysal "27 Mayıs"ın haklılığını, geçerliliğini" sonunda yargıç ve savcıların "atanmış" olmalarına rağmen seçilmişlere "mutlak tâbi" olmamaları, görüş açıklamaktan geri kalmamaları gerektiğine getirmiş. Alâkasız bir alâkalandırma.. Savcı ve yargıçların baskı altında kalmadan görevlerini yapmaları gerektiği ve her türlü baskıya karşı çıkılması zorunluluğu elbette doğru ama şiddetin en uç boyutunu içeren bir darbeyle bu örneğin hiçbir ilgisi yok.
Oktay Ekşi ise "rejimin sakatlanması" nedeniyle 27 Mayıs'ın "Yaşasın 27 Mayıs devrimi" sözlerini haketmediğini vurgulamakla birlikte yine de "26 Mayıs 1960'ta Türkiye'de demokratik bulunmayan bir yönetim olması" sözlerini 27 Mayıs için yeterli bir gerekçe olarak görüyor.
Oysa Toktamış Ateş gibi yılların deneyimli bir profesörünün "Yeterli demokrasi yoktu, onun için 27 Mayıs darbesi çok yerindedir ve alkışlanması gerekir" şeklindeki açıklaması onaylanacak değil, başlıbaşına '27 Mayıs gibi tartışılacak' bir açıklamadır ve iki önemli noktayı akla getirir;
1) Prof. Ateş acaba demokrasinin yeterli görülmediği bütün durumlarda öylesi bir şiddet hareketini onaylıyor mu?
2) Prof. Ateş 27 Mayıs ihtilâlinin başlangıcının, daha henüz 1957 seçimleri bile yapılmadan öncesine dayandığını bilmiyor mu?
Cüneyt Arcayürek'in, o dönemlerin 50'ye yakın görgü tanığıyla konuşarak yazdığı "Darbeler ve Gizli Servisler" kitabında da anlatıldığı gibi 27 Mayıs'ın önde gelen isimlerinden General Madanoğlu 1988'de yaptığı bir söyleşide "Silâhlı Kuvvetler içindeki hareketlenme daha 1954'te başlamıştı. Önce üst kademeler vardı işin içinde (...) Fakat sonradan üst kademeler işe karışmadılar. Generaller çoğunlukla hükümetten yana. Terfi oraya bağlı. Böylece alttan başladı hareket.." diyor. (Yani ordunun darbe hevesi 1954'te Demokrat Parti'nin % 4 oyla ikinci kez iktidara geldiği sıralarda başlıyor, 1957'de % 7 oyla iktidara geldiğinde ortaya çıkıyor...)
Nitekim Celâl Bayar 27 Mayıs'tan yıllar sonra yaptığı konuşmalarda 1957 yılında ortaya çıkan "9 subay olayı"nı anlatıyor. Yüzbaşı Samet Kuşçu'nun CIA'e "Türkiye'de ihtilâl yapılacağını" söyleyerek sığınması olayını. Samet Kuşçu darbe kadrosunun 10. subayıdır ama sonradan cayarak arkadaşlarını ihbar etmiştir.
Yüzbaşıyı sorgulayan 2. Şube Müdürü Ergun Gökdeniz "Üç yıl sonra 27 Mayıs gerçekleştiğinde Kuşçu'nun taşıdığı bilgilerin değerini anladık" der ihtilâl sonrasında..
Celâl Bayar ise Menderes hükümetinin bu uyarıları ciddiye almadığını, kendisine 'Türk ordusundan böyle subay çıkmaz' dendiğini söyledikten sonra ekler: "9 Subay Olayı iyi değerlendirilseydi 27 Mayıs olmazdı.."
Anıt mezarlar ne anlatıyor?
Bu yazıları yazan, bizden çok kıdemli meslektaşlarımız ve Toktamış Ateş 27 Mayıs'ın nasıl şiddet içerdiğini, sokaklarda dolaşan tankları, milletvekilleri evlerinin silahlı askerler tarafından arandığını, Yassıada'ya götürülen milletvekillerine henüz gemide, sorgulanmadan önce yapılan muameleyi, siyasilerin adada gördüğü hakaretin boyutlarını hatırlamıyor olabilirler. Ama idam edilen üç değerli devlet adamı için sonradan dikilen Ğpişmanlık- anıtmezarlarını da mı hatırlamıyorlar?
27 Mayıs ihtilâlinin, sonrasında hazırlanan ve "en iyi anayasa" olduğu söylenen anayasasına rağmen 41 yıl sonra alkışlanacak tarafı yoktur.
28 Şubat'ın bugün hâlâ desteklenmesinin nedeni rejim değişikliği yaratmadan, şiddet uygulamadan, ülke çapına yayılmış olan açıkça teokratik bir devlet kurma çabalarını ve yaratılan huzursuz ortamı sonuçlandırmış olmasıdır.
Toktamış Ateş'in ve diğer yazarların yazılarında anlatılan "26 Mayıs 1960" şartları ile bugünküler arasında ise büyük benzerlik.
Eğer "ülke yeterince demokratik yönetilmiyordu" demek bir darbe için yeterli görülüyorsa Türkiye bugün de demokratik yönetilmiyor.
Milletvekillerini liderler seçiyor. Halkın vekillerinin özgür iradelerini kullanma hakkı yok. Genel başkanlar kendi iradesiyle iş gören bakanlarını bile "bakanlıktan almakla" tehdit ediyorlar. Halk istemediği uygulamalara, her türlü olumsuzluğa katlanmaya mecbur ediliyor. Sınırsız israf, yolsuzluk ve kötü yönetimle ekmeğe muhtaç hale getiriliyor. Ve istenen önlemler bir türlü alınmıyor.
Buna rağmen halk dayanıyor, direniyor, demokrasi içinde çözüm arıyor, anayasa değişikliği gerçekleştirmeye çalışıyor.
Hangisi doğru?
Acaba dün de "şartlar uygun" bulunarak bir "27 Mayıs 2001" ihtilâli yapılsa, Toktamış Ateş ona da "Yaşasın" diyebilecek miydi?