Hafta içinde yapılan İstanbul Sanayi Odası Meclis Toplantısı reel sektörün durumunu ortaya koydu. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Kavi "Şu anda nefes alıyoruz. Yazı geçirebiliriz. Ancak sonbahar için önümüzdeki zaman dilimini akıllıca kullanmamız gerekir" dedi. İSO'nun Meclis Başkanı Ömer Dinçkök de sanayicilerin krize karşı tavrını şöyle ortaya koydu: "Şu anda bir sırat köprüsünden geçiyoruz. Sanayici olarak bu dönemde fazla açılmayacağız. Yüzerken kıyıya yakın, paralel olacağız ve ayağımız kuma değecek. Günlük hava durumu yeterli değil. Uzun vadeli hava raporlarına ihtiyacımız var."
* Mali piyasalarda durum- Reel sektörün ortaya koyduğu bu ihtiyatlı iyimserlik diye tanımlayabileceğimiz tutum mali piyasalarda da var.
Faizlerin hızla düştüğü ve buna bağlı borsanın yükseldiği önceki haftanın ardından sıkıntılı sayılabilecek bir hafta yaşadık.
Hazine ihalesine 1 katrilyon eksik satış yapıldı. Faizler haftalık bazda yedi puan kadar yükseldi.
Borsada önceki haftaki yüzde 8.14'lük primi geçen hafta yüzde 6.094'lük düşüş izledi.
Bonodan kaçış olmasına karşılık dövize yöneliş olmadı. Bu nedenle kurda küçük hareketler meydana geldi.
Yani para bonoya gitmedi, ancak dövize de kaçmadı. Gecelik repoda kaldı. Merkez Bankası da gecelik repoyu cazip olmaktan çıkartmak ve bankaların bono portföyü fonlamasını kolaylaştırmak amacıyla gecelik faizleri 67'den 65'e çekti.
* Sorun nerede?- Yaklaşık bir katrilyon liralık talep eksikliğini bazı komplo teorilerine yoranlar var.
Ancak asıl sorun faizlerin yüzde 70'e doğru hızla düşmesinde. Merkez Bankası'nda fonlama faizi yüzde 67, mevduat faizleri onun da üzerinde. Negatif fonlamaya geri dönüldüğünü geçen hafta belirtmiştik.
Yıl sonu enflasyonu yüzde 70 beklendiği bir dönemde yüzde 67 gecelik faizlerle neden yüzde 72'den vade riski alsın bankalar. Vade riskini almayı gerektirecek bir faiz getirisi ortada yokki.
İşte özel bankalar bu negatif fonlamayı kabul etmediler. 2000 yılında düştükleri hataya düşmediler.
Zaten o zamanki gibi, bono portföyünün yüzde 15'ine hakim bir Demirbank ortada yok. Yine ciddi portföy tutanlardan Ulusal Bank, İktisat Bankası, Etibank da yok. Esbank ve Egebank da hatırı sayılır bono alıyordu. Yani bankaların Fon'a devriyle alıcı tarafında 13 banka devre dışı kalmış. Geriye kalanlar da risk ve getiri hesabı yapıyor. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi?
* Siyasi risk faktörü - Üstelik hafta boyunca siyasiler hemen her gün sorun çıkardılar. Zaten herkesin kafasının bir kenarında siyasi istikrar konusunda soru işareti duruyorken, bir gün Anap'ta genel başkanla bakan gerginliği, sonrasında Beyaz Enerji operasyonu, ardından Bakan Derviş ve Tarım Bakanı arasında yeni tartışma gündeme geldi. Genel güvensizliğe her gün ufak tefek güvensizlikler eklendi. Öncelikle hükümet kendi arasında anlaşabilecek mi? Anlaşsa da ekonomik programı uygulama kararlığını gösterebilecek mi? Bu soru işaretleri gündemden düşeceğine insanların kafasına daha bir vurgulu kazındı.
Bu kadar riske karşılık dövize yönelme olmaması ve doların 1 milyon 100 bin lira civarında seyretmesini, faizlerde yükselişin 6-7 puanla sınırlı kalmasını ekonomi yönetimi iyi değerlendirmeli. Bunca banka batışına yol açan 2000 yılı faiz düşürme tuzağına düşmemek sadece bankaların sorumluluğunda değil, kamu kesiminin de sorumluluğunda.
* Sonuç- "Dikkatsizlik, bilgi noksanlığından daha fazla ziyana neden olur" Benjamin Franklin