Açıkça söylemek gerekirse, Derviş'in bir zamanlar Ecevit'in danışmanlığını yapmış olması geçmişi açısından olumlu değil, olumsuz bir referans oluşturuyor. Bugün hâlâ kendisini "sosyal demokrat" olarak tanımlaması ve bir yazısında devletle özel sektörün sentezinden söz etmiş olması da bazı endişelere yol açıyor.
Bugün devletin istese de verecek parası olmaması, Derviş'i gelir transferi politikalarından ister istemez uzak tutuyor tutmasına ama, bu durum, onun prensipte "sosyal piyasa ekonomisi", "Üçüncü Yol" ya da daha beylik ifadeyle "karma ekonomi" gibi kavramlara ne kadar uzak ya da yakın durduğunu anlamamıza yetmiyor. Ben onu izlerken şöyle bir duyguya kapılıyorum. Sanki Derviş, otuz yıl önce gittiği zamandan kalma bir solculuğu, pek de yenilemeden, sorgulamadan içinde tutmuş. Ondan sonraki otuz yılda, globalleşen dünyanın gerçekleriyle iç içe başka bir formasyon oluşturmuş. Sonuçta, arada bir "yerel solculuğu" depreşen ama esas itibariyle "global" düşünen bir insan çıkmış ortaya.
Onun kitleler tarafından bu kadar sempatik bulunmasında galiba bu ikili yapısının da payı var. Çünkü düşünürseniz, aslında Türkiye de aynı ikilem içinde... İnsanlar bir yandan bizimki gibi Sovyet tipi bir ekonomiyle daha fazla gidemeyeceğimizin, devlet babanın milyonlarca "çocuğunu" ömür boyu bakıp besleyemeyeceğinin farkındalar; değişim yaşanmazsa hep birlikte batacağımızı biliyorlar; ama öte yandan sosyal devletin koruyucu kanatlarının üzerlerinden kalkmasından da fena halde ürküyor, "sosyal"siz bir devlete bir türlü razı olamıyorlar.
Belki de bu psikoloji yüzünden, Derviş'in ikili yapısında, kendi içinde düştükleri bu ikilemi buluyor ve o yüzden sempati duyuyorlar. Bu aynı zamanda Derviş'i, tipik bir "Geçiş Dönemi Adamı" haline getiriyor.
Geçiş Dönemi Adamı'nın gerektiği kadar radikal ve yeteri kadar insaflı yani gayet ince ayarlı geçiş politikaları oluşturması; hem kitleleri kırıp geçirmeden, hem de bir dönemin bittiği gerçeğinden taviz vermeden davranması gerekiyor.
Son bir nokta: Derviş aynı zamanda, komuta ekonomisinden piyasa ekonomisine geçiş gibi zorlu bir sürecin, devlete rağmen değil, devletin de bir ölçüde rızasıyla ve denetimi altından gerçekleşmesi için uygun "uzlaşma"yı temsil ediyor.
"Türk liberalleşmesi"nin oldukça jakoben bir tarzda gerçekleşmesi de bizim kaderimiz galiba...