İki unutulmaz gece..
Bedii Faik Ağabey'le Ertekin'de oturuyoruz.. Hani Tempo Dergisinde benimle adeta dalga geçmişti.. "Adam polemikçi değil, megaloman.. Megalomanlık da bir ruhsal sapmadır" demişti.. Her konuda yazmamı dalga geçerek eleştirmişti, ben de hem üzüntülerimi yazmıştım, hem de yanıtlarımı..
Önce Faik Akın aradı.. Benim sevgili Dostum.. Bedii Ağabey'in oğlu.. "Bu işte bir yanlışlık olmalı Hıncal Ağabey" dedi.. "Daha sen yıllar önce Cumhuriyet'te spor yazarken, 'Bu delikanlının farkında değiller. Ben patronu olsam, hergün gündelik yazı yazdırırdım' derdi. Şimdi bunları söylemiş olamaz.."
Sonra Bedii Ağabey aradı..
"Sen sanki bu medyanın içinde değilsin" dedi.. "Nelerin nasıl saptırılarak, abartılarak yazıldığını bilmez misin?.."
Buluştuk Ertekin'de.. Hem Ertekin'in yeni açık büfesinde şirin bir öğle yemeği yedik, hem de bir sohbet açıldı.. Üç saat.. Gelenler de katıldı.. Bedii Ağabey öyle tatlı anlatıyor ki.. İşte bu sohbet sırasında telefonu getirdiler, "Ahmet Kurtaran arıyor" diye..
"Bu bizim Diş Doktoru Ahmet Kurtaran mı" dedi, Bedii Ağabey.. "Hani Modern Folk Üçlüsü.."
"Evet" dedim..
"Ne muhteşem çocuklardı onlar, nasıl güzel müzik yaparlardı" dedi.. Şöyle bir iç çekti.. "İşin üzücü yanı, yerleri hala dolmadı" diye ekledi..
"Keşke dün buluşsaydık" diye içimden geçirdim..
"Dün" bir muhteşem konser vardı, İş Bankası İkiz Kulelerindeki mimarisine hayran olduğum salonda.. Bir de akustik mühendisinin elinden geçse, Türkiye'de bir numara olur.. Bravo İş Bankasına.. Sanat için bu harcamaları yapanları kucak kucak öpmek isterim hep..
Modern Folk Üçlüsü, kuruluşundan 32 yıl sonra bir konser verdi İstanbullulara..
Ben sundum, 32 yıldır olduğu gibi.. Ama nasıl sunduğumu bir Allah biliyor, bir de ben.. Bir de salonda belki beni yakından tanıyan birkaç kişi farkına varmıştır. Boğazıma nasıl düğümleniyor laflar.. 32 yıl.. Bir yarı ömür, film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden.. Anılar.. Hüzünler.. Zaferler.. Coşkular.. Başarılar..
Zıpkın gibi üç öğrencinin bugün üniversite bitirmiş oğullara sahip olmalarına geçen zaman..
Tarihi bir olay bu..
Dünya üzerinde kurulduğundan 32 yıl sonra, kuruluş kadrosu ile müzik yapan başka topluluk henüz yok..
Hepsi dağılmış.. Modern Folk niye hala beraber?..
Çünkü bunlar amatör.. Bunlar müzikten para kazanmamışlar ki paylaşsınlar.. Paylaşmamışlar ki, kavga çıksın..
Bunların 32 yıldır paylaştığı tek şey sevgi.. Sevgi de bilirsiniz paylaşıldıkça küçülmez, büyür.. Onların birbirlerine, 32 yıldır izleyenlerin onlara sevgileri bir arada tuttu Modern Folk Üçlüsünü..
Saçlar ağarmış.. Göbekler biraz da yuvarlanmış.. Ama ses, ama tını, ama vokaller 32 yıl önce neyse o..
Ben anlatıyorum, Ahmet anlatıyor, şarkı geçişlerinde anıları.. Sonra söylüyorlar.. Doğan'ın sol kolu fazla baskıdan arıza yapmış.. Parmaklar çalışmıyor.. Üç ay kesin dinlenme verilmiş bu parmaklara.. Doğan'ın gitarının eksikliği var konserde bir tek..
Ama bir güzel orkestra var..
Ercan Irmak..
Bu adam dünya çapında bir ney üstadı.. Ali Paşa Ağıtı'na bir giriş çaldı, ağlarsınız.. Doğan'ın adeta bir senfonik şiir gibi düzenlediği o inanılmaz, o doyulmaz Kara Toprak'ta bir geçiş çaldı.. Kara Toprak salonu yıktı.. Keşke Aşık hayatta olsa, keşke Aşık bu Doğan Canku düzenlemesini, bu Ercan'ı dinleseydi..
Yuri'nin saksafon soloları, dünya tatlısı Görkem'in kanunu, bir başka tatlı Yeşim'in on parmağında on marifet Onur ile vurmalı çalgıları, Akın'ın bası, hepsi iyi de, en zoru gitarda Murat.. Bana sorarsanız dünyanın en iyi gitarcılarından Doğan Canku'nun yerini almak kolay mı?..
Ertesi gün Babylon'da idi konser.. Bu mahalleye hayatımda ilk defa gidiyorum.. Minik minik lokaller.. Babylon sıcak, hem de balkonlu bir müzikhol.. Bayıldım.. Beyoğlu'na adımımı atmam.. Demek ara ara gitmek, böyle yerleri keşfetmek gerek de, bu keşif gece yarısı birde falan başlıyor normalde.. O saatte ben 40'ıncı uykuda iken.. Bir formül bulacağız..
Bu ikinci gün konserinde benim için de sürpriz oldu, Selami'nin yeğeni Nil'in, hani "Hazır Kart" Nil'in sahneye çıkması..
Nasıl bir tatlılık.. Olmaz böyle şey.. Nasıl tatlı anlatıyor, nasıl tatlı söylüyor, nasıl tatlı, nasıl naif, nasıl çocuksu şarkılar bunlar.. Madonna olmak isteyen, evlenmek istemeyen kız.. Bayıldım.. Bayıldım.. Bayıldım.. CD ve kaset hazırlanıyormuş. İlk defa seyirci önünde söylüyor.. Sanırsınız amcası kadar eski sahnede..
İki gece üstüste iki çok güzel ve çok özel anı yaşadık.. İki gece üstüste birlikte geçen 32 yılı yeniden yaşadık..
Öyle güzeldi ki..
Keşke siz de olsaydınız!..
Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim..
Telefon defterimi artık bi kenara koydum.. Bakmıyorum.. Çünkü her açışta moralim bozuluyor.. Çizik dolu.. Sanki telefon defteri değil karalama defteri.
Bak, Cenk Koray gideli neredeyse bi yıl olmuş!
Çiz bi çizgi.. Aydın Köker.. Bi çizgi daha.. Nezih ağabeyimiz, Erol Yaşar, Yılmaz Gümüşbaş, Osman İdikut, Vural Saygılı, Muzaffer Özençel, üstad İslam Çupi..
Bunlar hemen aklıma geliverenler.. Daha üçyüzatmışbeş gün önce aramızdaydılar.
Cenk'in anma törenine gelemedim.. Taa Datça'dan İstanbul'a uzun yol. Hele altmışbeşine merdiveni dayadıysan. Diyecen ki Dalaman'dan atla uçağa gel.. Lakin uçak korkusu daha doğrusu yükseklik korkusu, yıllar geçtikçe azalacağına ben de daha da arttı.
Eskiden, yanlış hatırlamıyorsam Cenk'de de yükseklik korkusu vardı da, sonra yendiydi.
Şimdi beni en çok düşündüren öteki tarafdaki durum. Ben Boğaz köprüsünden geçerken aşağıya bakamayan adam, Sırat köprüsünde ne yapacam!?
Neyse zamanı gelince ona da bi çare bulunur elbette!
Ayfer Tunç 1970'li yılları anlatan bi kitap yazmış. "Bir maniniz yoksa annemler size gelecek.." Adı gibi içeriği de hoş.. Zamanın televizyonuna da değiniyor.. Cenk Koray'ın o zamanlar çok popüler olan teleĞkutu yarışmasını da anlatıyor. Telefonla katılınan eğlenceli bi yarışma..
"Hanım efendi kutunuzu açabilir miyim?"
TRT yönetimi Cenk'i uyardıydı: "Öyle deme yanlış anlaşılıyor!"
"Ne diyeyim?" "Kapak mapak bi şeyler de kutu deme!"
Cenk kutu lafını mümkün mertebe az kullanarak yarışmayı iki yıldan fazla sürdürdüydü. Bu kısım kitapta yok.
Ayfer Tunç bi iki satırla benden de söz etmiş "TV de Vay anasına sayın seyirciler diyince birden popüler olan adam.."
"Vay anasına sayın seyirciler" lafı önce rahmetli Aydın Köker'e mal edildiydi.. Sonra Kemal Deniz ve ötekiler.. Ve ihale en son Güngör Sayarı'nın üzerine kalmıştı. Bu kitaba göre de şimdi de ben.. Esasında "vay anasına sayın seyirciler" diyen bi sunucu yok.. Kim çıkardıysa biri böyle bi laf çıkarmış.. Kaldı ki benim, sen de hatırlarsın Abuzittinciğim çok daha kallavi gaflarım olmuştur.
Bi defasında Güngör Sayarı ile olimpiyatları naklen sunuyorduk. Kapanış anonsunu ben yaptıydım:
"Sayın seyirciler Tokya'dan canlı yayınımız böylece sona erdi. Hepinize iyi günler.." Oysa Münih olimpiyatlarını anlatıyorduk ve Münih'teydik.
Cenk arada bi benim gaflarımı anlatıp zaman zaman da yazardı.
Şimdi ne anlatan kaldı, ne de yazan..
Münasip yerlerinden öperim kardeşim..
Güneş
SEVDİĞİM LAFLAR
Hayatımızdaki gölgelerin çoğu kendi güneş ışınlarımızın önüne dikilmekten doğar.
Ralph Waldo Emerson
BİZİM DUVAR
İyice Küçük Amerika oluyoruz. Yeni "First Lady"miz de geldi. Üstelik adı da "Catherine...
Hakan&Utku
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Sokak fahişesi normal check-up için doktoruna gitmiş. Yapılan testlerden sonra "Bana iletmek istediğin özel bir şikayetin var mı?" diye sormuş, doktor..
"En ufak bir yerim kanasa, kan çok geç duruyor Doktor!" demiş kadın "Acaba hemofili miyim?"
"Hemofili genelde erkeklerde olur!" demiş doktor, "Ama bazen kadınlarda da rastlanır.. Kanamalarını iyi takip etmemiz lazım.. Söyle bakalım adet dönemlerinde ne kadar kan kaybediyorsun?" Ufak bir hesap yapmış kadın, "Valla!" demiş "Ayda yedi veya sekizyüz dolar falan..!"