kapat
26.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )

Yuvarlakçay köpüre köpüre akıyordu...

İnsanın, dünyadaki misafirliği azaldıkça; Tanrı'nın bir yansıması olarak da değerlendirilen doğanın, akıl ötesi bir güzellikler mucizesi olduğunu algılaması, gitgide daha keskinleşiyor...

Yirmi yaşındayken farkına varmadığın nar çiçeklerinin, yeşil yapraklar üstündeki cıvıl cıvıl kızıl serpintileri; bir kayısı gülünün iki yeşil yaprağı arasına saklanmış, fındık büyüklüğündeki koyu nefti minik kurbağa; yol kıyılarında yer yer açmış küçük gelincik tarlaları; paletiyle fırçası meçhul muhteşem bir ressamın, uçsuz bucaksız efsunlu tablosu içinden geçmekte olduğunu daha net fısıldıyor yüreğinin kulağına, yetmişi de aşınca...

Köyceğiz yörelerinde dolaşırken, nedeni bilinmeyen bir ihtişamın; hayranlığı şaşkınlığa, şaşkınlığı da hayranlığa dönüştüren, sarhoşluğu içine düşüyorum hep...

Dün yine Köyceğiz'in, Ortaca'ya doğru 30 km. ötesindeki Yuvarlakçay'a çıktık. On metre genişliğinde, köpüre köpüre çılgınlar gibi akan bir çay... Çayın kıyılarında, birbirinden mesafeli bahçe lokantaları var. Her lokanta, yaz gelince Yuvarlakçay'ın her iki yakasını birleştiren; tahta parmaklıklı, üstü yemek masalarıyla donanmış, tahta bir çıkma kuruyor.

Ve tahta çıkmaların altından, dibindeki iri kıyım taşların göründüğü, köpük köpük sular akıyor...

Bir tarafta upuzun kavak ağaçları... Karşı tarafın yamaçlarında, yukarılara doğru genişliğine yükselen çam ormanları...

Bir de koca bir çınar... Gövdesi çayın hemen öteki kıyısında; pençe pençe yapraklı devasa dalları, görünmez bir raksın çılgın cümbüşüyle, köpüklü suları köprüleyip, karşıya doğru uzanıp gitmiş.

Çınarın ahtapot kollarına benzeyen köklerinden; yana yatık ilk kalın dalının köküne doğru; yapraksız, yuvarlak, yeşil ağaç bir sütun yükseliyor. Dalın kökünden mi, aşağı inmiş o ağaç sütun; yoksa çınarın kökünden, dalın köküne doğru mu çıkıp, kaynamış; bir türlü kestiremedik Solmaz Kâmuran'la..

Bir de başka çınarlar; henüz genç, henüz delikanlı, yahut genç kız... Bir de, birbirine karışmış iri buketler halinde, üç beş nar ağacı... Ateş serpintileri gibi, çiçekleri açmış; al mı desem, kızıl mı, kırmızı mı?..

Çam ormanlarının çaya inen yamacının tam ortasında, tanrısal bir vazodan fışkırmışçasına, mor çalıntılı koyu pembe iri zakkum demetleri...

Buraları binlerce yıl önce başkaları da keşfetmiş olmalılar...

Yolda gelirken rastladığımız, yarım yuvarlak küçük Bizans köprüsü, bunun kanıtıydı ve kimbilir kaç yüz yaşındaydı...

Tahta çıkma lokantanın üstünde turistler, plaja gelmiş gibi soyunmuşlardı. Güle oynaya eğleniyorlardı.

Bir şişe soğuk beyaz şarap söyledik... Bir de toprak güveçte alabalık ve yine güveçte kaşarlı mantar...

Mikroskopik çam ağaçlarına benzer; miniminicik dallı dikenli, ince uzun otlar vardı kıyıda...

Bir avuç toprağıyla birlikte çıkarıp, aldık onlardan bir tane... Evde saksıya dikmek için...

İnsanın dünyadaki misafirliği azaldıkça, doğanın akıl ötesi bir güzellikler mucizesi olduğunu algılaması, daha da keskinleşiyor...

Ve başkalarının pek duymadığı bir korodan bir şarkı yükseliyor kulaklarında:

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç,

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç...

 
Ekonomik programın başarıya ulaşacağına inanıyor musunuz?

Evet
Hayır

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır